Avrupa’nın yaşam tarzını, töresini, örfünü adetini almanıza gerek yok. Sadece bilimini ve eğitime yaptığı yatırımları benimseyip örnek alın yeter.
Bir de Avrupa’nın itiraz eden, sorgulayan ve tepki gösteren ruhunu alın. Her şeye kayıtsız kalmaktan geliyor başımıza her ne geliyorsa.
Kahvede 4 çay içip hesaba itiraz eden vatan evladı, konu geleceği olunca nedense hep susar, kendi kervanı yürüdüğü sürece, eğer başını yoluna devam eder. “Fincancı katırlarını ürkütmek” gibi bir derdi asla olmaz.
Oysa tercih Avrupalı gibi yaşamak olmasa da, onlar gibi düşünmeyi ilke edinmeliyiz ve hesap sormalıyız.
Mesela verdiğiniz oyun hesabını sorun.
Mahallenizdeki muhtara, yöneten belediye başkanına, seçtiğiniz milletvekillerine, başbakana, görevini layıkıyla yapmayan muhalefete de kesinlikle hesap sorun.
Alkışlamayı çok iyi biliriz, ama yeri geldiğinde de yasalar çerçevesinde protesto etmeyi de öğrenelim.
Eğer haklıysanız, kimseden korkmanıza gerek yok, kişisel adalet olmasa bile ilahi adalet her zaman haklının yanındadır, unutmayın. Ve er geç tecelli eder.
Mesela Karadeniz’e dağları delip yol yapanları alkışlarken, 10 senedir Ankara Yolunu yapmayanlara, bayramlarda açılacak müjdesi verip, şekeri elinden alınmış bayram çocuğuna çevirenlere de hesap sorun.
İstanbul’a 3. Havaalanı yapanlara mavi boncuk dağıtırken, “Haymana’ya da havaalanı yapılabilir” diyenleri de biraz daha ciddi olmaya davet edin.
Ankara’dan çıkarılan Askeri Birliklerin en azından bir kısmının buraya verilmesi gerekirken, elimizdeki askerlik şubesini bile kapatanlara, tepkinizi ortaya koyun.
Oyları kapmak için Büyükşehir’in attığı taklalara tempo tutarken, iş hizmet yapmaya geldiğinde, attığı ters parandelere de “Ne oluyor?” deyin.
Seçimden seçime uğrayıp, bol keseden vaat dağıtanların, seçimden sonra tutmadıkları vaatleri için yakasına yapışmayı da öğrenin.
Akmayan suların, yapılmayan arızaların, tutulmayan sözlerin, hırsla bakan gözlerin, hesabını isteyin.
Hiç bir şey yapmıyorsanız, elinizden gelen bir şey yoksa, biraz da vicdanınızla hesaplaşın. Yeter ki, size layık görülen bir hayatın muhasebesini yapanlarında kendi değirmenlerine taşıdıkları suyun kaynağını sorun.
“Yok arkadaş bana ne, benim işim yürüyor” diyorsanız, ve “Benim oğlum kızım işe girmiş, tencerem kaynıyor, gerisini olmayanlar düşünsün” diyebiliyorsan, köhne ve vurdumduymaz bir dünya kirlenmişliğindeki payını da asla unutma. Sadece günü ve kendini kurtarmanın telaşesinde olan, ama herkesin aynı zamanda da kendi gelecek nesilini de karartan bir etkisiz elemansın.
Bugün sormayı ertelediğiniz her hesap, gün gelir size çıkar ve bedelini de bulaşıkları yıkayayarak ödeyemezsiniz.