Şahsım “her şey güllük gülistanlık, bolluk bereket ucuzluk” dese de çarşı pazarın pahalılığı için hiç kimse tek kelime edemez. Edemiyorlar da zaten. Döviz uçuyormuş “sana ne” paramız pul oluyormuş “Bana ne” diyebilecek kadar kör, sağır olmak başka bir hüner olsa gerek.

Sadece çarşı pazar değil, elinizi attığınız her şey hem cep hem de can yakıyor. Eski Ekonomi Bakanı bir TV programında “Ne olacak bu doların yükselişi?” diyen gazeteciye “Maaşını dolarla mı alıyorsun, ya da dolar borcun mu var? Öyleyse hiiç takma kafana salla gitsin” manasında bir şeyler gevelemişti. Ne kadar sallarsak sallayalım donumuza düşen son damla öyle demiyor ama.

Dövizdeki artışı buzdolabında tutupta, iki de bir ısıtıp önümüze koyan “Ahh ulen dış güçler” diyen şahsım ve avanesi, “Milli ve Yerli” masalını yatağımızın baş ucunda okuyarak bizi uyutmaya uğraşırken işin esası bakın nasıl…?

Size hıyarın hikayesini anlatayım da konuyu az buçuk daha iyi kavrayın o zaman. Öyle özel falan değil ha..bildiğiniz hıyar. Ya da ağzınızı biraz daha sulandırmak için hıyar turşusunu anlatayım.

Herkes kavanozun içindekini konuşuyor. “lan altı üstü bir hıyar turşusu. Niye bu kadar pahalı. Valla işin içinde bir hıyarlık” var diyor ya, işte o hıyarlık işin içinde değil dışında aslında.

Bakın o bir kavanoz turşunun dışındaki hıyarlığa; ambalaj denilen teneke, kapak, cam, plastik, etiket, koli, bant, palet, yapıştırıcı, kapak bandı ve benzeri çok çeşitli ürünlerin neredeyse tüm hammaddesi ithal. Teneke için plaka, cam için kum, plastik ambalaj için petrol alıyoruz ve dolar ile fiyatlandırılıyor. Etiket kağıdı ithal, karton kutu kağıdı ithal. İçindeki hıyar dışında neredeyse yerli bir şey yok gibi.

Gelelim hıyara; tohum, gübre yabancı, ilaç yabancı, üretim ve taşıma sürecinde kullanılan doğalgaz, enerji, mazot vb...bunların çoğu ithal. Gelen konteyner yabancı, liman işletmesi yabancıda. Tarlada çalışan işçi bile Suriyeli.

Gıdada veya sanayide kullanılan yardımcı malzemelerde dışa bağımlılık en üst seviyede olunca döviz arttıkça fiyatlar artıyor. Tarlada 3 kuruş olan hıyar, sofraya gelinceye kadar “Hıyar Beyefendi” oluyor anlayacağınız. Bıçakla kabuğunu soymak değil de, “Müsaade ederseniz üstünüzdeki yeşil giysiyi alayım efendim” diyeceği geliyor insanın.

Bir de memleketin her tarafını duble yollarla, köprülerle donattık denilen olayda işin cabası. Köprülerden ticari olarak en ucuz geçiş ücreti 17, en pahalısı 468 TL. Otoyollar indi-bindi 20 liradan başlıyor, 1150 TL’ye kadar çıkıyor. Tüm bunlarda bizim hıyar turşusuna maliyet olarak yansıyor.

Tabii bu köprü ve yollar bir de geçiş garantili olunca, hıyarın yanındaki tuzun bile maliyeti artıyor. Milli ve Yerli bir hıyarın soframıza kadar nasıl ecnebileştiğini kısaca anlatmaya çalıştım. Sadece hıyar değil elbette. Meydanlarda yüksek perdeden bağırılan “Milli ve Yerli” ürünlerimizin ithal maliyetlerle nasıl uyruk değiştirdiğine şahitlik ediyoruz.

Söylem “Tek bayrak, tek devlet, tek millet” ama, hıyar turşumuz bile çok uluslu bilader.

HAFTANIN HABERİ; Çin Covid-19’un, delta, delta plus'tan sonra delta ve s10 modellerini de görücüye çıkarmaya hazırlanıyor...