En fazla eleştiri aldığım konulardan birisi “Lan olum ne kadar karamsarsın. Hiç mi iyi bir şeyler yok”
Valla iyi bir şeyler olunca zaten davul zurna ile bangır bangır reklamı yapılıyor, sağır değilse veya kulaklarını tıkamıyorsa herkes duyuyor, görüyor. Biz de diyoruz ki kıyıda köşede kalmış eksikleri yazalım, gündeme getirelim, azımızı çoğa sayıp yapsınlar.
Karamsar mıyım? Kuvvetle muhtemel diyelim. Ama bunun için kendime göre hayli geçerli sebeplerim var.
Bir defa “Artık bizden geçti” diyelim ama çoluk çocuğumuz ile ilgili kaygılarım var. Geçtiğimiz haftalarda dediğim gibi başta eğitimde sürekli kan kaybediyoruz. Çocuk “bismillah” ilkokula başlıyor. “Ali ata bak”la liseyi bitiriyor, hala ata bakmaya devam ediyor. O atı ne zaman koşturacak merakla bekliyorum. En iyimseri “Ali o ata” başka gözle bakarak altılı ganyanı daha bilinçli oynuyor. İşte ortada LGS ve üniversite sonuçları. Peki çocukların geleceği ile ilgili karamsar olmayayım da ne yapayım? Onların geleceği memleketin geleceği. Yazmayalım mı, dokunmayalım da, biz de Ali gibi melül melül ata mı bakalım?
Memleketin iş kaygısı var. Dışarıya giden güvenliklerimizden birisi parti kurup aday olsa, sülaleleriyle birlikte valla başa güreşir. Çünkü bunca istihdamsızlıktan el ense çekilmiş, kündeye getirilip sırtı yere ha geldi ha gelecek. Hayatın belini kanırtmasından tecrübeli ve darbeli bir güreşçi oldu. Siyasete girip aday olsa, damdan düşenlerin halinden en iyi o anlar. Fabrikayı geçtik, orta halli kaç tane işyeri, atölye açılıyor da biz görmüyoruz. Bir tek belediye veya büyükşehir’in kapısında var ekmek. O da tamamen siyasetin maskarası olmuş. “Ne sağcıyım ne solcu bir garip orta yolcuyum” diyene “ikile” deniliyor. İlla bir yere taraf olacaksın ki bir sokum ekmek yiyebilesin. Başka alternatif yok. Ben bunu dile getirince karamsarsam, olmaya da devam edeceğim.
Doğalgaz geldi, su şebeke hatlarımız yenilendi. Kim sebep veya ön ayak olduysa tuttuğu altın olsun. Zaten çarşaf çarşaf yayınladık, alkışladık, yere göğe koyamadık. İyi de ondan sonrasında ortaya çıkan enkazı görmeyip sineye mi çekelim? İstediğimiz; yazın tozdan, kışın çamurdan kurtulmak. Sokaklara kırmızı halılar serilsin istemiyoruz. Zaten yürümeye alışkın değil düşer bir tarafımızı kırarız. Kimse de “Öpeyim de geçsin” demez. Tek istediğimiz insan gibi temiz ve düzgün sokaklarda, caddelerde yaşamak. Bunları da yazmak karamsarlıksa, dik alasıyım hem de.
Geçmişteki güzellikleri özlüyor, her geçen gün o güzellikle kaybettiğimizi, daha da acı hissediyoruz. O güzelliklerle birlikte güzel, asil, adam gibi adamlarımız da alıp başını gidiyor. Bunların arkalarından gözyaşları ile su dökmek zoruma gidiyor. O gidenlerin yerine gelenleri gönül kantarımda tartıyorum ve acı siklet farkını üzülerek görüyorum. Giden insanlarımızın, güzelliklerimizin, değerlerimizin ve kültürümüzün sürekli eksilmesine karamsar bakıyorsam, az bile ediyorum.
İşadamından, evinin bir köşesinde etliye sütlüye karışmadan oturan ev hanımına kadar, maalesef dert yüklü ve her biriyle sohbetimizde yürekleri alıp alıp veriyor. Mutsuzlar, kaygılılar. Konforlu koltuklardan veya yukarıdan bakınca durum nasıl görünüyor bilmiyorum ama buradan bakınca görünen bu. Karamsarlıksa, aynen öyle..
İşte tüm bunları böl, topla, çarp, çıkar. Mutluluğun trigonometrisini al, çarpanlarına ayır, en alengirli hesap makineleriyle hesapla, sonuç bu maalesef; umutsuzluk ve mutsuzluk.
Haa.. Yavuz Çifçi dile getirince “Hep karamsar”. Memlekette mutluluk vardı da biz mi içtik..
HAFTANIN SÖZÜ: Peygamberimizin çok fakir olduğunu en çok anlatanlar hep en zenginlerimiz…