Köşe yazarlığındaki nüansı anlayamayanlar, ya da yapılan eleştirilerden memnun olmayanlar var. Eleştiri bu işin fıtratında var. Önemli olan eğilmeden, bükülmeden, yaltaklanmadan hakkıyla bu işi yapabilmektir. Yandaşlık ve taraflık yapacaksa bir yazar, kaleminin yanında at gözlüğünü de bir kenarda hazır tutsun.
Tanıyanlar bilir, elbette benimde bir siyasi görüşüm, tarafı olduğum bir siyasi partim var. Ama bunu yazılarımda mümkün mertebe ön plana çıkarmamaya çalışırım. Bu benim özelimdir ve ben genele, resmin bütününe bakmaya çalışırım. Seçim zamanı gider siyasi irademi sandığa yansıtırım. Ancak köşe yazarlığında duygularımın veya ideolojimin yönlendirdiğini değil, olması gerekeni yazarım. Yazılarımdaki hedef kitle; bugün başımızda, bizi yöneten, memleketi idare eden kim ya da hangi siyasi oluşumsa elbette ki hedefte odur.
Yapılmayanlar, yapılması gerekenler, eksik kalanlar veya hiç dokunulmayanları ortaya çıkarıp deşifre etmek, hatta karınca kararınca, haddimiz hududunda yol göstermek, fikir telakki etmek gibi bir işe soyunmuşluğumuz var. Eleştiri dozunu kaçırdığımız olur mu? Elbette olur. Peki o doz denilen ve kişiden kişiye değişen şeyin ölçüsü nedir? Ya da bunu ölçen derece nedir? Bunu bilen var mı? “Çok sert eleştirmişsin”.. derler. İyi de doğruyu ya da kendi doğrusunu yazmanın sertlik ya da yumuşak ölçüsü nedir? Kişilere hakaret veya olmayan bir şeye atıfta bulunmak gibi bir ucuzluğun peşinde olmadık, olanlar varsa da, o onların sorunu, beni bağlamaz.
Bugün iktidarda olanlar kim ise elbette eleştirilecek olanda onlardır. Yarın bir başkaları başa geçer, tüm eleştirilerin oku ona döner. Bu işin kuralı zaten budur. İktidar, belediye başkanı ve kamuya ve kurumlara yön veren ve hükmedenler, yaptıkları ve yapmadıklarından dolayı eleştirileceklerdir. Güzel şeylerin pohpohçusu, gaz vereni zaten pek çoktur. İşte biz o pohpohlamaların arkasında kalan, gözden kaçan karanlık noktaları bulmaya çalışan, unutulan veya farkedilmeyenin peşindeyiz. “Aman ne güzel oldu, aman ne güzel şeyler yaptılar, kurban olurum yaradana…” tarzında destekleyen, avuçları patlayıncaya kadar alkışlayanlar zaten hep var. Hakikaten doğruları alkışlayanların yanında sırf menfaat çığırkanlığının peşinde olanlarının da sonuna kadar farkındayız. O zaman rahat bırakın da birileri de o yapılanların eksik taraflarını görsün, arızalı tarafların altını çizsin.
Gazetemizde hemen her görüşten yazar var. Hatta bizzat bizim istediğimizde budur. Herkes kendi görüşünün doğrultusunda, kendi fikirlerini kamuoyuyla paylaşsın, herkeste kendisine yakın olan yazarı baştacı etsin. Ama asla fikirlerinden dolayı, görüşlerinden dolayı kimse aforoz edilmesin. Okurdan da beklentimiz budur. Görüşlere katılmayabilirsiniz, ama bunun yolu belden aşağı vurmak olmamalı. En kestirmesinden o yazarı okumazsınız, ya da kendi görüşünüze yakın olanı okur, özümser, benimsersiniz. Eğer yazdıklarıma itirazınız varsa, alırsınız kalemi elinize kendi doğrularınızı yazarsınız, bizde zevkle, hatta gururla yayınlarız. Görüşlerin çeşitliliği, farklılığı bizim için bir renktir hatta, hoşumuza gider, mutlu oluruz. Körü körüne bir bağnazlıkla taraf olmak gibi bir niyetimiz hiç olmadı,olamazda.
Beni; yazımdaki imlalarla, dilbilgisi kurallarıyla, üslubumla veya tarzım dolayısıyla yerden yere vurabilirsiniz. Ama fikirlerimden dolayı, görüşlerimden dolayı, eleştirilerimden dolayı “yazma, çizme, dokunma ” derseniz, bende; “ o zaman kendi anlayışınızı sorgulayın” diye savunma hakkımı kullanırım.
Netice itibarıyla, köşe yazarlığı özgür bir dünyadır. O köşede yazar kendi özgün düşüncelerini paylaşır. Takdir, katılıp katılmamak, onaylamak veya reddetmek okuyucunun insiyatifine kalmıştır. Belirttiğim gibi hakaret, mesnetsiz yakıştırma, elimde somut bir veri olmadan “yaptı, etti” gibi şimdiye kadar bir yazı kaleme almadım. Benim; fikrim, tarzım, dünya görüşüm, demokrasi anlayışım, yazarlık fıtratım bu. Bu güne kadar değişmedim, değiştirmeyi de düşünmüyorum. İsteyen baştacı eder, isteyen selamı sabahı keser. Birileri memnun olmadı diye doğru bildiğim düşüncelerimden taviz vermek, fikirlerimi törpülemek gibi bir basitliğin uzantısı olmayı da asla düşünmüyorum.
HAFTANIN SÖZÜ: En az 3 çocuk EĞİTİN.
HAFTANIN HABERİ: Hiperaktif bir çocuk için ilk defa “bunun g...de kurt var” teşhisi kondu.
SAYGILARIMLA