Söylemesi ayıp kurban bayramı öncesi şöyle bir haftalık tatil yaptım. Kavurmaya girişirken ruhen ve bedenen zinde olayım dedim. Gurbetin en çok nesini seviyorsun deseler, her Haymanalı gibi elbette; “Haymana’ya dönüşünü.” derim.

“Haymanalıyı 5 yıldızlı otele de koysalar, ille vatanım.” demiş. Bizimkisi de o hesap. İkinci günün sonunda pineklediğimiz yerde, sineklendik, “dönecem de dönecem” diye.

Dönüşte istikamet Afyon oldu. Kısa bir yemek ve çay molası vermek şart. Hacca gidenin şeytan taşlaması gibi tatil dönüşünün olmazsa olmazı da oradan eşe dosta birkaç çam sakızı çoban armağanı almak. O da hac dönüşü tespih, takke almanın bir başka versiyonu gibi. Oysa o aldığımız ve hacdan getirmiş gibi yaptığımız, tespihler, takkeler, yüzüklerin alayının Hacı Bayram çarşısından olduğunu, hem Allah, hem de kul biliyor. Biliyor da, alan memnun, veren memnun, gerisi laf.

İşte bizde bu sosyal hayatımızın tam ortasına çöreklenmiş ve kovsan gitmez adetimize uyarak üç-beş bir şeyler alalım dedik. Ne demişler; “yoldan gelenin heybesine bakarlar” Heybemize karınca kararınca bir şeyler doldurduk, bakanlara göz, soranlara söz hakkı babında.

Uzatmayalım, Afyondaki Cumhuriyet tesislerini gezerken bir stand dikkatimi çekti. Ürünlerin üzerinde “Haymana Ürün çeşitleri” yazıyordu. Haymana yazısını görünce “gözüne far tutulmuş tavşan” gibi donduk ve şuursuzca standa ilerledik. Haymana ürünleri yazan standın ürünleri, tarhana, erişte ve mantıdan ibaretti.

“Ulan biz hangi ara bu ürünlerle ilgili bir imalathane kurduk da, taa Afyon tesislerine kadar pazarlama başarısı elde ettik” deyip, bitimizin her biri bir okka çekerken, etiketini görmemle yerle yeksan olmam fazla uzun sürmedi. Üretici firma Kütahya’nındı. Kütahya’nın girişimci ruhu yüksek şahsiyeti, methini duyduğu Haymana tarhana, erişte ve mantısını torbalara zulalamış, üzerinde de Hayme Ana’nın kısa bir özgeçmişini yazarak, sürmüştü piyasaya. Fiyatlarını da reşat altını değerinde pazarlıyordu.

Taa baştan uyanmam gerekirdi aslında, bizde tarhanayı, erişteyi böyle pazarlayacak ne tesis, ne de ailenin akıl küpü işletmeci var. En kadirşinas hemşerimiz, kökten ve de yedi göbekten Haymanalımız tarhanasını, mantısını ya BİM ya da A 101’den alır. Gerdan kıra kıra hamaratlığı ile övünen kadınlarımız Polatlı bazlaması tüketir, bayram baklavalarını yine Polatlı yufkasıyla açarlar. Köylerimizdeki kadınlarımızda şehirli tavukların butlarını pilavlarına yatırır, yine BİM ayranını köpürtürler ki, cümle alem ev hanımlığı, hem de marifet görsün, fesat komşu da hasedinden çatlasın.

Mevzu derin. Sen sahip çıkmazsan, üretmezsen, pazarlamazsan birileri taa Kütahya’dan gelir, malını torbalar, elalemin Afyon’unda satar. Adını da Haymana ürünleri koyar. Her Haymanalı’ya da bu durum koyar mı bilmem. Ama en azından burun direklerimizin sızlaması gerekir.

Sadece bu değil. Hani kendi içimizde meşhur zannettiğimiz Haymana Sucuğu’nu bir başka yerde gören var mı? Ama Afyon’un Cumhuriyet sucukları bırak Türkiye’yi memleket sınırlarını aşmış. Trabzonlu Temel’in, Adıyamanlı Abuzer’in çantasını çoktan girdi de, Alaman Helga, Danimarkalı Petra, Rus Nataşa bile kokuta kokuta memleketine götürüyor. Tesislerde bizzat gözlerimle gördüm, “Nayn’lı.. Oh My God’lu” pazarlık ettiklerini, birkaç kangal sucuk için.

Gün gelir Haymana dışında Türkiye’nin herhangi bir yerinde “Dünyanın En Şifalı Suyu Haymana Kaplıcaları” tabelasını görürsek şaşırmayalım. Belki kaplıcadan çıkanlara “Meşhur Haymana Koruk Suyu” da ikram ederler, kimbilir? Ceremesi bize, semeresi başkasına kalır. Yemeyenin malını yerler, hem de çatır çatır.

HAFTANIN HABERİ: Çocuğunun sünnet düğününde beklediği altını toplayamayan F.M(36) havai fişekleri yakıp davetlilerin üzerine ateşledi.

HAFTANIN SÖZÜ: Kurban etleri konu komşuyla paylaşılmak içindir. Facebook’ta kavurma resmi paylaşmak için değil. SAYGILARIMLA