Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Genel Başkanı Muhammet Enes Kala, kaleme aldığı "Taşa Yazılan Destan ya da Kardeşliğin Mührü Şuşa'ya Güzelleme" başlıklı yazısında, Azerbaycan'ın kültür başkenti Şuşa'nın yalnızca bir şehir olmadığını, Türk dünyasının ortak hafızasını, kültürünü ve kardeşlik ruhunu temsil eden tarihî bir merkez olduğunu vurguladı.
Kala, yazısında Şuşa'nın asırlar boyunca sanatın, edebiyatın, musikinin ve özgürlük idealinin önemli merkezlerinden biri olduğuna dikkat çekerken, şehrin işgal yıllarında yaşadığı büyük yıkımı ve 2020 yılında yeniden özgürlüğüne kavuşmasını tarihî bir diriliş olarak değerlendirdi.
ŞUŞA'YI "AZERBAYCAN'IN KALBİ" OLARAK TANIMLADI
Muhammet Enes Kala, Şuşa'yı sadece taş ve topraktan oluşan bir şehir değil, milletin ruhunu ve hafızasını taşıyan canlı bir medeniyet merkezi olarak nitelendirdi. Deniz seviyesinden yüksek kayalıklar üzerine kurulu Şuşa'nın, Kafkasya'nın en önemli kültür şehirlerinden biri olduğuna işaret eden Kala, buranın yüzyıllar boyunca mimari, şiir ve musikinin geliştiği eşsiz bir merkez haline geldiğini ifade etti.

Yazıda, Molla Penah Vakıf, Üzeyir Hacıbeyli, Hurşidbanu Natavan, Ahmet Ağaoğlu ve Yusif Vezir gibi önemli isimlerin yetiştiği Şuşa'nın klasik Azerbaycan kültürünün şekillenmesinde büyük rol oynadığına dikkat çekildi. Kala'ya göre Şuşa'yı anlamak, yalnızca tarihî eserlerine bakmakla değil; rüzgârında yankılanan ezgileri, tabiatıyla bütünleşen kültürel hafızayı ve taşlarına sinmiş geçmişi hissedebilmekle mümkün.
İŞGAL YILLARININ ACI HATIRASI
Yazının önemli bölümlerinden biri de 1992 yılında Şuşa'nın Ermenistan tarafından işgal edilmesinin oluşturduğu derin toplumsal yara oldu. Muhammet Enes Kala, işgali yalnızca bir şehrin kaybedilmesi olarak değil, Türk dünyasının ortak hafızasına vurulan ağır bir darbe şeklinde değerlendirdi.
Yaklaşık 30 yıl boyunca işgal altında kalan şehirde camilerin tahrip edildiğini, kültürel mirasın zarar gördüğünü ve tarihî eserlerin yok edilmeye çalışıldığını belirten Kala, yüz binlerce insanın doğduğu topraklardan ayrılmak zorunda kaldığını hatırlattı. Şuşalıların yıllarca vatan hasreti çektiğini ifade eden Kala, bu sürecin sadece fiziksel bir işgal değil, aynı zamanda kültürel hafızayı silmeye yönelik girişimlerle de tarihe geçtiğini dile getirdi.

44 GÜNLÜK VATAN MUHAREBESİ TARİHİN DÖNÜM NOKTASI OLDU
Yazıda 2020 yılında gerçekleştirilen 44 Günlük Vatan Muharebesi, Azerbaycan tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olarak ele alındı. Kala, bu mücadelenin yalnızca kaybedilen toprakları geri alma operasyonu olmadığını; adaletin yeniden tesisi, işgal altındaki insanların umutlarının yeniden yeşermesi ve milli iradenin zaferi anlamına geldiğini ifade etti.
Özellikle Şuşa Muharebesinin modern askerî tarihin en dikkat çekici operasyonlarından biri olduğuna vurgu yapan Kala, sarp kayalıkların hafif silahlarla aşılmasının büyük bir kahramanlık örneği olarak tarihe geçtiğini belirtti. 8 Kasım 2020'de Şuşa'da Azerbaycan bayrağının yeniden dalgalanmaya başlamasının yalnızca Karabağ'ın değil, adalet bekleyen tüm mazlum coğrafyaların umut sembolüne dönüştüğünü ifade etti.
TÜRKİYE-AZERBAYCAN KARDEŞLİĞİNİN SEMBOLÜ
Muhammet Enes Kala'nın yazısında geniş yer verdiği başlıklardan biri de Türkiye ile Azerbaycan arasındaki güçlü bağ oldu. Vatan Muharebesi sürecinde Türkiye'nin verdiği siyasi, askerî ve manevi desteğin "Bir Millet, İki Devlet" anlayışının en güçlü göstergelerinden biri olduğunu belirten Kala, bu kardeşliğin 15 Haziran 2021'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından imzalanan Şuşa Beyannamesi ile daha da güçlendiğini ifade etti. Kala'ya göre Şuşa, bugün yalnızca Karabağ'ın değil, iki kardeş ülkenin ortak geleceğinin de simgesi konumunda bulunuyor.

TÜRK DÜNYASININ ORTAK KÜLTÜR MİRASI
Yazıda Şuşa'nın yalnızca Azerbaycan'a ait bir şehir olmadığı, bütün Türk dünyasının ortak kültürel hafızasında özel bir yere sahip olduğu vurgulandı. 2023 yılında Türk Dünyası Kültür Başkenti ilan edilen Şuşa'nın Hazar'ın doğusu ile batısını birbirine bağlayan önemli bir kültür köprüsü olduğu ifade edildi.
Kala, Şuşa sokaklarında yankılanan muğam ezgilerinin Anadolu'nun bozlakları, Kaşgar'ın ezgileri ve Altayların kültürel mirasıyla aynı ortak kaynaktan beslendiğini belirterek şehrin Türk kimliğinin estetik ve kültürel değerlerini geleceğe taşıyan önemli bir hafıza merkezi olduğunu kaydetti.
ŞUŞA'NIN DOĞAL VE KÜLTÜREL ZENGİNLİKLERİNE DE DİKKAT ÇEKTİ
Muhammet Enes Kala, yazısında Şuşa'nın doğal güzelliklerine de geniş yer verdi. Şehrin simgesi haline gelen Har-ı Bülbül çiçeğinin yalnızca Karabağ'a özgü semboller arasında yer aldığını belirten Kala, bu özel çiçeğin aidiyet duygusunu temsil ettiğini ifade etti. Bunun yanında Cıdır Düzü'nün doğal akustiği, İsa Bulağı'nın şifalı suları ve Topkhana Ormanı'nın zengin ekolojik yapısı da Şuşa'nın tarihî ve kültürel kimliğini tamamlayan önemli değerler arasında gösterildi.
"ŞUŞA TÜRK DÜNYASININ ORTAK GELECEĞİNİN SEMBOLÜ"
Yazısını güçlü bir mesajla tamamlayan Muhammet Enes Kala, Şuşa'nın acının zafere dönüştüğü en önemli tarihî örneklerden biri olduğunu belirtti. Şehrin yeniden özgürlüğüne kavuşmasının, hiçbir işgalin sonsuza kadar süremeyeceğini gösterdiğini ifade eden Kala, bugün Şuşa'da yeniden yükselen ezan sesleri, çocukların neşesi ve yeniden inşa edilen hayatın geleceğe dair umut verdiğini söyledi.





