TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Şırnak’ta Cudi Dağı’ndaki “Hz. Nuh’u Anma Merasimi” sonrası TRT Haber canlı yayınında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kurtulmuş, geçmişte terör ve çatışmalarla anılan bölgede bugün barış, kardeşlik ve huzur ikliminin öne çıktığını ifade etti.
“EN KEYİFLİ GÜNLERİMDEN BİRİNİ YAŞIYORUM”
Cudi Dağı’ndaki programa yoğun katılım olduğunu belirten Kurtulmuş, siyasi hayatının en keyifli günlerinden birini yaşadığını söyledi.
Hz. Nuh’u anma programının büyük bir coşkuyla gerçekleştiğini ifade eden Kurtulmuş, geçmişte terörle anılan bölgede binlerce kişinin bir araya gelmesinin umut verici olduğunu dile getirdi.
Kurtulmuş, Cudi Dağı’nda yapımı süren Hz. Nuh Camisi için ilk taşı koyma töreninin de gerçekleştirildiğini belirterek, caminin gelecek yılki anma programına kadar tamamlanmasını temenni etti.
“GABAR VE CUDİ ARTIK BARIŞLA ANILIYOR”
Geçmişte Gabar ve Cudi Dağı’nın terör, şehit haberleri ve saldırılarla gündeme geldiğini hatırlatan Kurtulmuş, bugün bölgede önemli bir değişim yaşandığını söyledi.
Kurtulmuş, Gabar’da petrol üretiminin 80 bin varili geçtiğini, Cudi Dağı’nda ise binlerce insanın katıldığı bir manevi atmosferin oluştuğunu belirtti.
Bölgede artık barış ve kardeşlik ikliminin hakim olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, bunun Türkiye açısından son derece önemli bir tablo olduğunu ifade etti.
“SÜRECİN YÜZDE 80’İ GERİDE KALDI”
Kurtulmuş, sürecin bu noktaya gelmesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kararlı liderliği ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yol açıcı rolünün etkili olduğunu söyledi.
TBMM’de yürütülen çalışmaların da önemine dikkat çeken Kurtulmuş, “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi” komisyonunda 21 toplantı gerçekleştirildiğini, Türkiye’nin farklı kesimlerinden isimlerin dinlendiğini ve bütün partilerin katılımıyla bir rapor ortaya çıktığını belirtti.
Kurtulmuş, söz konusu raporun bir yol haritası niteliğinde olduğunu ifade ederek, gelinen noktada meselenin büyük bölümünün geride kaldığını söyledi.
“PARLAMENTO TATİLE GİRMEDEN BÜYÜK ORANDA BİTMESİNİ ÜMİT EDİYORUM”
TBMM Başkanı Kurtulmuş, örgütün kendisini feshetmesi ve silahların bırakılmasıyla birlikte bazı yasal düzenlemelerin gündeme geleceğini belirtti.
Sürecin tamamlanmasının Türkiye için büyük önem taşıdığını vurgulayan Kurtulmuş, parlamentonun tatile girmesinden önce meselenin büyük oranda sonuçlanmasını ümit ettiğini söyledi.
“PROVOKASYONLARA DİKKAT EDİLMELİ”
Kurtulmuş, süreçte provokasyonlara karşı dikkatli olunması gerektiğini de vurguladı. Tüm siyasi partilere çağrıda bulunan Kurtulmuş, kullanılan dile dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.
Kardeşlik ve barış iklimini bozacak sözlerden ve eylemlerden kaçınılması gerektiğini ifade eden Kurtulmuş, Türkiye’nin bu sürecin sonunda rahat bir nefes alacağını dile getirdi.
“BU ÜLKEDE BİRLİK VE BERABERLİK HAKİM OLACAK”
Kurtulmuş, Türkiye’nin geleceğine ilişkin umutlu mesajlar verdi. Silahların tamamen bırakılması ve örgütün tasfiyesiyle birlikte Meclis’te atılacak adımların ardından bu meselenin geride kalacağını belirten Kurtulmuş, ülkede birlik ve beraberliğin hakim olacağını söyledi.
Kurtulmuş, açıklamalarında Türkiye’nin geleceğini daha güçlü, huzurlu ve kardeşlik temelinde konuşacağı bir döneme girilmesini temenni etti.
"TÜRKİYE'NİN HİÇBİR YERİNDE TERÖR SALDIRISI GERÇEKLEŞMİYOR"
Bunlar çok derin tartışıldı, çok uzun uzun tartışıldı. Komisyon raporunda şunu söyleyebilirim: Ne bir fazla cümle var ne bir eksik cümle var. Yani herkes eteklerindeki taşı döktü ve ortak bir ana çerçeve aslında raporda çıktı. Mesela orada 'kritik eşik' diye bir tanımlamadan bahsedildi. Zaten bu süreç nasıl başladı? İmralı dedi ki; 'Artık silahlı çatışma devri geride kalmıştır, silahlara yer yoktur. Bundan sonra demokratik bir mücadele ortamı başlayacaktır' dedi. Yani zaten örgüt böyle bir iradeyi ortaya koymasaydı, 'Ben silahı bırakıyorum, örgütü tasfiye ediyorum' iradesi olmasaydı bütün bu süreçler başlamazdı. Öyle değil mi? Bunun başlaması mümkün olmazdı.
Dolayısıyla bu iradenin şimdi teyiden ortaya konulması, silahların hakikaten bırakıldığının bir de teyit ve tespit mekanizması... Bu da yine raporda öngörüldü. Bir teyit ve tespit mekanizmasıyla birlikte hakikaten silahlar tespit ediliyor. Bu meclisin işi değil. Bunun da tespit edilmesiyle birlikte bir çerçeve yasa. Bu çerçeve yasada söylediğimiz temel hususlar ne? Birincisi bu yasa münhasır ve geçici bir yasa olacak. Yani münfesih terör örgütü üyeleriyle ilgili bir yasa, böyle ilelebet kıyamete kadar olmayacak. Yani belli bir süre verilecek, gelip silahını bırakan, örgütsel faaliyetlerden vazgeçtiğini ilan eden mensuplar bundan istifade edecek. Asla bir af niteliğinde olmayacak, yani bir genel af niteliğinde bir yasa olmayacak"
Sürecin başarılı ve sorunsuz bir şekilde buraya kadar geldiğini vurgulayan Kurtulmuş şunları söyledi:
"Tabii yani bu süreçte zaten komisyon süreçlerinde de çok sayıda bu konuda hem kamuoyunun yanlış şekilde bilgilendirilmesine vesile olacak hem de birtakım provokasyon anlamına gelecek şeyler yapılmaya çalışıldı ama şunu söyleyelim: Zaten toplumsal bir mesele. Eskilerin tabiriyle 'maşeri vicdan' yani makul çoğunluğun kabul ettiği şekilde ilerlerse başarılı oluyor. Süreç makul çoğunluğun yani toplumun çok büyük çoğunluğunun, kahir ekseriyetinin desteklediği bir şekilde bugüne kadar geldi. Onun için başarılı, sorunsuz bir şekilde buraya kadar geldi.
Bence yasal çerçevenin ortaya konulmasında da burada bizim çok dikkat edeceğimiz, hassas olarak dikkat edeceğimiz husus maşeri vicdanın hassasiyetleridir. Makul çoğunluğun kabul edeceği şekilde yapılacak düzenlemeler karşılık bulacaktır.
Ama tabii ki dünyanın en hatasız işini yapsanız bile eleştiren birileri olabilir. Bu eleştirilere karşı da makul çoğunluk zaten gerekli cevabı verecektir.
Tabii, müstakil ve süreli bir yasa olması lazım. Öngörülen, üzerinde durulan, şimdiye kadar da siyasetin ittifak ettiği hususlardan birisi de bu. Evet, ben yasanın uygulanma süresi için söylüyorum. Yani asıl olan bir an evvel silahlı terör örgütü militanlarının dönüşünü, silah bırakmasını temin etmek olduğuna göre süreyi uzatmamak lazım. Yani 6 ay, 8 ay, bir sene bilemiyorum. O oturulur, kararlaştırılır. Ama sıkı tutmakta yarar var, bir an evvel bu işin bitirilmesi lazım.
Yani komisyon çalışmaları sırasında çok güzel bir hatıraydı; hem şehit anneleri, gazilerimizin yakınlarının hem de örgüt mensuplarının annelerinin olduğu bir oturum, müşterek bir oturumda her iki taraf da şunu söyledi: 'Biz artık çocuklarımızı değil, evlatlarımızı değil, silahlarımızı gömmek istiyoruz.'
Yani inşallah Türkiye'de silahların gömüldüğü, ortadan tamamen kaldırıldığı sadece barışın ve kardeşliğin dilinin konuşulduğu bir Türkiye'yi inşa etmemiz lazım. Bunun için tabii ki örgüt mensuplarının elindeki silahı bir an evvel teslim edebileceği bir yasal düzenlemenin olması lazım"
"Dolayısıyla burada hakikaten hakkaniyetli, adil bir süreç yürütülüyor"
Kurtulmuş sözlerine şöyle devam etti:
"Mesela bugün buraya geldik, binlerce insanla görüştük, karşılaştık. Bu insanlardan herhalde bir tanesi bile tekrar silahlı döneme geri dönülsün, bu ülkede hiçbir şekilde bunlara müsaade edilmesin, işte silahlar patlasın, barış ve kardeşlik olmasın diyecek bir kişi bile yoktur.
Dolayısıyla burada hakikaten hakkaniyetli, adil bir süreç yürütülüyor. Bu sürecin yürütülmesine ben toplumun geniş kesimlerinin önemli destek verdiğini görüyorum. Bu destek hep yani hiçbir zaman azalmadı. Tereddütler tabii ki oldu, en başta komisyon çalışmalarına başladığımızda 'acaba ne olacak' diyen bir böyle iyimser bile olsa bir temkinli iyimserlik söz konusuydu. Çok şükür tereddütlerin bir takım işte böyle yanlış anlamaların, anlatmaların gerçek olmadığı ortaya çıktı."
"Silahlar patlamıyor, insanlar ölmüyor"
"Terörsüz Türkiye' hedefinde önemli aşamalar kaydedildi. Siz bunun yüzde 80'inin aşıldığını söylediniz. Peki bundan sonra bizi kısa, orta ve uzun vadede ne bekliyor? sorusu üzerine Kurtulmuş şu yanıtı verdi:
"Şimdi yaklaşık iki senedir çok şükür, TUSAŞ saldırısını dışarıda bırakırsanız bu memleketin hiçbir yerinde terör saldırısı olmuyor. Terör, silahlar patlamıyor, insanlar ölmüyor. TUSAŞ saldırısı da çok kuvvetle muhtemel ki süreci akamete uğratmak isteyen bir provokasyondu.
Şimdi biz hep başından beri bir şey söylüyoruz. Yani terör sadece tek başına Türkiye'de terörün bitmesi değil, Türkiye'de eğer terör biterse bu terörsüz bir bölgenin de kapılarını sonuna kadar açar ya da tam tersine bölgede terör örgütleri elimine edildikçe bu Türkiye'nin de terörden tamamıyla sulh ve selah içerisinde olmasını temin eder.
Yani şimdi buradayız, 5 km ötesi Irak sınırı, Irak toprakları. Biraz aşağıya gidin, Cizre'nin tam karşısı da Suriye toprakları. Yani bu toprakları birbirinden ayırt etmek mümkün değil. Yani buradaki halk birbirinin akrabası, komşusu, aynı aşiretin insanları. Dolayısıyla terörsüz bölge dediğimiz şey bir hayal, bir masal falan değil, tam tersine sahanın realitesi budur. Bu bölgenin insanları Türklerin, Kürtlerin, Arapların ne tarihi anlamda ne kültürel anlamda ne bugün itibariyle ne yarın itibariyle en ufak bir ihtilafı, en ufak bir kavgası yoktur.
Aramıza konulmak istenen bu, bir zamanlar emperyalist güçlerin vekil güçleri olarak kullanılan bu örgütleri şöyle kaldırıp bir kenara koyduğumuz zaman Allah'ın izniyle ondan sonra bu topraklarda da bu geniş coğrafyada halklar barış ve huzur içerisinde yaşayacak. Yani pratik olarak bu Türkiye'nin içerisinde terörün bitmesinin karşı tarafa ne kadar büyük bir fayda sağladığını ya da Suriye topraklarında terörün bitmesinin ne kadar Türkiye topraklarını rahatlattığını bu süre içerisinde bile görüyoruz.
Allah'ın izniyle çok kısa bir süre içerisinde PKK terör örgütü tamamıyla silahını bıraktıktan ve münfesih bir örgüt haline dönüştükten sonra çok daha işlerimiz kolay olacaktır, önümüz açık olacaktır."
"Şimdi çok kısa süre içerisinde bunları göreceğiz, görmeye başladık. Demin ifade örneğini verdim; Gabar'daki petrolün 80 bin varil, 100 bini hedefliyorlar, 100 bin varili hedefliyorlar. Bunun büyük bir zenginlik vesilesi olacağını, terörün bölgeden ayrıldığını düşünün. Sadece bir örnek proje olarak söyleyeyim: Irak'ın güneyinden gelerek buralara, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi'nden de geçerek Türkiye'nin içerisinden de geçecek olan 'Kalkınma Yolu Projesi'nin gerçekleştiğini düşünün; bütün bölgeye büyük bir zenginlik katacak.
Yine aynı şekilde bu şehirlerin birbirleriyle olan kültürel yakınlığı... Mesela Antep'in Halep'ten hangi unsur Antep'le Halep'i birbirinden ayırt edebilir? Yani Halep, Antep komşu iki ilçe gibidir, iki il gibidir. Dolayısıyla buralarda ortak üretimler başlayacak, buralarda ortak kültürel faaliyetler başlayacak, üniversite belki eğitimleri ortaklaşmaya başlayacak.
Biz bir zamanlar çalışmıştık, yıllar evvel; 'sınır aşan sinerji koridorları'. 9 koridor belirlemiştik. Bu sınır aşan sinerji koridorları vasıtasıyla şehirler üzerinden Türkiye'nin bölgesindeki bütün ülkelerle çok yakın bir kalkınma, iş birliği süreci başlayacak.
Allah'ın izniyle gayet olumlu bir merhaleye doğru ilerlediğimizi görüyoruz. Allah nazardan saklasın. Allah birtakım şer odaklarının provokasyonlarına fırsat vermesin diye düşünüyorum. Bölgemizdeki gelişmelere de baktığınız an, Cenab-ı Allah bu ülkeye, bu millete imkan, fırsat ve mühlet versin. İnşallah istikrar içerisinde, barış içerisinde daha nice uzun yıllar devam etmeyi nasip etsin."
"Türkiye'nin önlenemeyen yükselişine şahit olacağız"
Hatırlayabildiğim kadarıyla bu yıl 5 büyük zirveye ev sahipliği yapıyoruz. Bunlardan birisi bizim nisan ayında gerçekleştirdiğimiz Parlamentolar Arası Birlik Genel Kurulu'ydu. 80'i meclis başkanı 800'e yakın milletvekili olmak üzere 2 bin 400 kişiyi ağırladık. Dünyanın bütün ülkeleri neredeyse buradaydı. Muazzam bir organizasyondu. Aynı hafta sonunda Antalya'da Antalya Diploması Formunu gerçekleştirdik, binlerce insan katıldı. Geçtiğimiz hafta İstanbul'da NATO Meclis Başkanları Toplantısı'nı gerçekleştirdik. Şimdi Ankara'da Sayın Cumhurbaşkanımız NATO liderlerine ev sahipliği yapacak ve kasım ayında da COP31'in Antalya'daki zirvesine şahit olacağız. Sizi temin ederim ki herhangi bir Avrupa ülkesi bunlardan birisini ancak bir yıl içerisinde yapabilir.Bu Türkiye'nin hem organizasyon kabiliyetini gösteriyor hem de Türkiye'nin artık bir merkez haline dönmeye başladığını, bir çekim merkezi haline geldiğini ifade ediyor. Türkiye küresel diplomasinin önemli merkezlerinden birisi haline gelmiş oldu. Burada Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu lider diplomasisinin çok büyük bir katkısı var. Aynı şekilde Türkiye'nin hemen hemen dünyanın bütün sorunlarında ortaya koyduğu diplomasi masasının açık tutulması konusundaki kararlılığının çok büyük bir rolü var. Nihai sonuç elde etmemiş olabilir ama Dolmabahçe'de Ukrayna ve Rus tarafının bir masa etrafına gelip müzakere yapmış, hazırlık metnini imzalamış olmaları tarihi önemdedir. Onun sonucunda Rusya Ukrayna barışmadı belki ama mesela tahıl koridoru açık durdu. Çok sayıda esir takasları gerçekleşti.
Önümüzdeki dönemde de Türkiye'nin çok büyük gücünü ve etkisini göreceğiz. Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki Kafkaslar'daki bu anlaşma zemini artık belli bir noktaya kadar geldi. İnşallah buraya Türkiye'nin de katılımıyla birlikte Türkiye, Ermenistan, Azerbaycan burada bir merkez oluşturacak, bir güç oluşturacak. Bütün bunlarda Türkiye'nin yapıcı vizyonu büyük katkılar sağlıyor.
"NATO'nun yeni bir döneme girmek mecburiyetinde olduğu aşikâr"
NATO'nun yeni bir döneme girmek mecburiyetinde olduğu aşikâr. Yani tarihi biraz geriye doğru alalım; 2014 Kırım'ın Ruslar tarafından ilhakıyla birlikte özellikle Avrupa kıtasında yeni bir dönem başladı. Avrupa Birliği buna karşı fazla ses çıkaramadı. O zaman hatırlayın, Merkel'in bazı demeçleri dışarısında herhangi bir ortak tavır ortaya konulamadı. NATO hiçbir perspektif sunamadı. Dolayısıyla Avrupa kıtası Rusya karşısında, özellikle güvenlik ihtiyaçları bakımından büyük bir zafiyet içerisinde oldu. Bunu biz Avrupalı mevkidaşlarımızla yaptığımız görüşmelerde de çok açık görüyoruz. Gündeme onlar da getiriyor, biz de söylediğimizde onaylıyorlar. Dolayısıyla Avrupa'nın ciddi bir güvenlik ihtiyacının olduğu son 10-12 yıldır aşikâr.
Üstüne üstlük Sayın Trump'ın ikinci dönem başkanlığı kazandıktan sonraki dönemde yeni bir boyut daha gelişti. Trump artık 'Ben Avrupa'nın yükünü sırtımda taşımayacağım', amiyane tabiriyle söylüyorum, 'ne haliniz varsa görün' demeye getirdi Avrupa'ya karşı. Bu da Avrupa'da çok ciddi bir Avrupa-Atlantik bakışında ciddi farklılaşmaların ortaya çıktığını gösteriyor. Dolayısıyla burada yeniden NATO ittifakının geleceğine dair bağlılıklarını teyit etmek bakımından bu toplantının önemli olduğunu düşünüyoruz.
Yeni bir NATO konseptinin ortaya çıkması lazım. Yeni bir anlayışın ortaya çıkması lazım.
Ayrıca şunun da herhalde tartışılması gerekiyor: Sadece savaşları önlemek, sadece silahlarla, bombalarla vesaire olsaydı şimdiye kadar çıkan savaşların hepsi bir şekilde önlenebilirdi.NATO'nun savaşı önleme kabiliyetini artırabilmek için nasıl barış kurabileceğine ilişkin de görüşlerini bir şekilde olgunlaştırması lazım. Şahsen ben bundan uzak bir noktada olduğunu görüyorum NATO'nun ama eğer NATO gerçekten sağlıklı bir şekilde devam edecekse bunun üzerinde de çalışmaları gerekir diye düşünüyorum.
Bir başka önemli mesele de tabii savunma harcamalarıyla ilgili. Geçtiğimiz sene Brüksel'de olan NATO toplantısında en temel meselelerden birisi, NATO ülkelerinin gayrisafi millî hasılalarının yüzde 5'ini savunma harcamalarına ayırmasıydı. Çoğu Avrupa ülkesi için bu çok uzak bir nokta. Çoğu Avrupa ülkesinde de özellikle savunma sanayiinde son yıllarda ciddi bir yatırım eksikliğinin olduğunu görüyoruz. Kendi mühimmatlarını, kendi savunma araç ve gereçlerini üretemediklerini görüyoruz. Tam burada Türkiye öne çıkıyor. Çok ciddi bir yıldız gibi parlıyor. İşte geçen gelen meclis başkanları heyet olarak Baykar'a ziyarete gittiler. Orada çok değerli bir sunum yapıldı Sayın Selçuk Bayraktar tarafından ve hepsi gayet büyük bir memnuniyetle izlediler. Ve şunu gördüler: Türkiye, özellikle savunma sanayiindeki yeni nesil savunma sanayi ürünlerinde önemli, adından söz ettiren, dünyada birçok ülkeyle rekabet edebilen bir ülke haline gelmiş durumda.
Bütün bunların hepsinin konuşulduğu, zaman zaman belli belki Avrupa'nın yeni güvenlik arayışları konusunda tartışmaların da geçmesi muhtemel bir zirveye gidiyoruz. Bu zirvenin tam da böyle bir dönemde, NATO içindeki ihtilafların da olduğu bir dönemde Türkiye'de yapılmış olması ayrıca önemlidir. Zaten Sayın Trump'ın da durduk yere, hem de böyle eğer 'Sayın Erdoğan beni davet etmemiş olsaydı Türkiye'ye gelmezdim' manasına gelecek sözler söylemesi de gerçekten dünyanın Türkiye'ye ne kadar önem verdiğini gösteriyor.
Hiç şüphesiz bütün son zamanlarda, özellikle son dönemde yaptığımız ikili temasların tamamında bu demin söylediğim çerçeveyi konuşuyoruz. Ya biz açıyoruz ya karşıdaki muhataplarımız açıyor. Yani Avrupa'nın özellikle Kırım'ın ilhakı, arkasından Ukrayna'nın Donetsk ve Luhansk gibi bölgelerinin ilhakıyla birlikte çok açık bir güvenlik açığı görülüyor.
Ayrıca başta Kuzey Avrupa ülkelerinin deniz savunması bakımından birtakım zorlukların, eksikliklerin olduğunu görüyoruz. Şöyle bir havayı görüyorum, bundan da memnun oluyorum. Yani 'Evet bir güvenlik zafiyeti var, bizim bundan sonra bunları toparlayabilmemiz vakit alabilir, bizim güvenilir, istikrarlı ikili ilişkilerimizi artırmamız lazım' gibi bir fikrin Avrupa ülkelerinde artmakta olduğunu görüyorum.
İstikrarlı, güvenilir bir ülke dedikleri zaman da hiç şüphesiz ilk başta akıllarından geçen ya da söyledikleri ülke Türkiye'dir. Hatta şöyle güzel bir şeyi hatırlatmak isterim; birkaç hafta evvel Helsinki'yi ziyaret ettik, Finlandiya Cumhurbaşkanı Sayın Stubb. Türkiye'yi de ziyaret etmişti iki sene evvel, biz de ağırladık kendisini. Oldukça entelektüel, dünyadaki gelişmeleri yakinen takip eden birisi. Bu konuları uzun uzun konuştuk. Biz de dedik ki: 'Bakın böyle bir atmosferde Avrupa'nın güvenliği bakımından Türkiye gibi güçlü bir müttefike ihtiyaç var. Böyle bir ülkenin Avrupa'ya yükü olmaz, bu ülke tam tersi Avrupa'nın yüklerini alır, Avrupa'ya yeni ufuk açar, yeni bir genişleme potansiyeli ortaya çıkar.'
Çok şükür biz oradan ayrıldık, ertesi gün İsveç'e geçtik. İsveç'e geçtiğimizde Finlandiya Cumhurbaşkanı'nın yaptığı bir basın toplantısında 'Türkiye'nin de başında olduğu 40 ülkenin alınarak Avrupa'nın genişletilmesi konuşulmalıdır, düşünülmelidir' gibi bir demeç vermiş. Bu demeç Türkiye'de de yer aldı.Dolayısıyla yani aklın yolu bir. Avrupa'nın imkânları ve zaafları ortada. Avrupa-Amerika arasındaki ihtilaflar çok açık bir şekilde ortada. Burada dünyadaki yeni bir dünyanın kurulmakta olduğu çok açık. Hiçbir ülkenin, hiçbir bölgenin, hiçbir kıtanın tek başına dünyayı yönetmesi mümkün değil.
Çin'i, Hindistan'ı, diğer büyük dünya güçleri Rusya'sı, farklı bir sürü güç ortaya çıkıyor. Ve bu güçler çok taraflı, hatta daha doğru bir tabirle çok merkezli bir dünyanın kurulmasının da artık işaretini gösteriyorlar, ortaya koyuyorlar. Bu merkezlerden birisi de Türkiye'dir. Ben buna yürekten inanarak söylüyorum; Türkiye bu merkezlerden birisi olmaya adaydır, çok kuvvetle adaydır. Dolayısıyla bütün bu diplomatik gelişmeler, toplantılar, temaslar, işte Sayın Cumhurbaşkanımızın liderlik diplomasisi ortaya koyduğu bütün bunlar, bütün arkadaşlarımızın, bakanlarımızın, bizlerin parlamenter diplomasi alanında yaptıklarımız hepsi bir şeye hizmet ediyor: Bu güçlenen Türkiye merkezini daha da etkin hale getirme amacına hizmet ediyor ve ümit ederim iyi yolda gidiyoruz.
"CHP'nin samimi temennim bu görüntüsünden bir an evvel uzaklaşmasıdır"
Şimdi şunu önce şunu söyleyeyim; bunu samimiyetimle, bütün samimiyetimle söylüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi'nin böyle bir görüntü içerisinde olmasından asla razı değiliz. İçimiz sızlıyor. Yeri geldiği zaman Türkiye'nin kurucu partisi, en azından bütün partilerin ilki diyelim Türkiye Cumhuriyeti bakımından, Cumhuriyet Halk Partisi'nin böyle bir iç türbülansın içerisinde olması, iç karışıklığın içerisinde olması, zaman zaman bunların da böyle istemediğimiz boyutlarda olması bizleri de üzüyor, fevkalade ciddi şekilde üzüyor.Dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir an evvel kendi iç huzursuzluğundan kurtulmasını ve Türkiye'nin şu anda meclisteki sayısal olarak ikinci partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi'nin Türkiye'nin esas demin konuştuğumuz ve başka meseleler gibi; yani terörsüz Türkiye gibi olsun, Türkiye'nin dışarıdaki temsili olsun yani milli meselelerimizde çözüm üreten, kararlılık içerisinde olan, Türkiye'de hakikaten iktidar alternatifi olan bir parti görünümüne haline gelmesini temenni ederim. Bunun Türkiye'ye çok büyük kazancı olacağını da düşünüyorum. Dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi'nin samimi temennim bu görüntüsünden bir an evvel uzaklaşmasıdır.
Daha evvel de Cumhuriyet Halk Partisi'nin içerisinde bu tür şeyler olmuş; işte hem mesela 1993'te o zamanki Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Aydın Güven Gürkan'la pardon Murat Karayalçın'la Grup Başkanı Aydın Güven Gürkan arasında farklılıklar olmuş ama bildiğim kadarıyla gelip aynı ortamda konuşabilmişler. Meselelerini bir şekilde kendi parti içerisindeki süreçlerde halledebilmişler. Ben Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımıza bunu tavsiye ederim.
Meclis yönetimi bakımından ise ısrarla söylediğim başından beri bir şey var. Meclis Başkanlığı parlamento hukuku ile sorumludur. Yani Siyasi Partiler Yasası, meclis içtüzüğü, Cumhuriyet Halk Partisi'nin kendi tüzüğü ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin grup yönetmeliği ile kayıtlıdır. Yani buradan bize, bir de tabii biz Cumhuriyet Halk Partisi'nde kim kimi, ne oldu, nasıl seçti, biz bunu bilmeyiz. Bize gelecek olan yazılarla biz buna karar veririz. Dolayısıyla gerek Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu'ndan, gerek Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanlığı'ndan gelen yazıları biz muhatap alır ve bunu işleme koyarız. Şimdiye kadar da öyle yaptık.
Ama aralarında herhangi bir konuda problem var, ya bunun çözüm yeri meclis başkanlığı değildir. Meclis Başkanlığı mahkeme değildir. Mahkeme iki taraf arasında olan tartışmayı sonlandıracak mahkeme değildir. Meclis Başkanlığı Cumhuriyet Halk Partisi'nin vasisi de değildir. Yani 'sen onu öyle yaptın ama yanlış yaptın, sen de onu yanlış yaptın, hadi böyle doğrusu' diyecek konumda değiliz. Biz bütün partilere karşı eşit mesafedeyiz ve her parti kendi iç hukukuyla mecliste var olur ve meclis grubunu yönetir. Partinin kendi grubunun nasıl yönetileceği meselesi ise partinin kendisinin nasıl yönetileceği, tabii ki partinin genel başkanının ve ilgili kurullarının görevidir.
Dolayısıyla parlamento hukuku bakımından yani hiç taviz vermeden, birebir parlamento hukuku bize hangi alanlarda hareket etmemizi söylüyorsa o şekilde hareket ediyoruz. Ümit ederim ki bu ihtilaflar da kendi içlerinde bir an evvel biter"
"Tartışmalar meclisin saygınlığına zarar veriyor mu?"
"Tartışmalar meclisin saygınlığına zarar veriyor mu? sorusu üzerine Kurtulmuş şunları söyledi:
Hiç şüphesiz yani bakın siyasi rekabet başka bir şey, siyasi rekabeti güç kullanarak çözmeye çalışmak başka bir şeydir. Şimdi o gün belki bazı arkadaşlar yadırgadılar ama sonuna kadar izledim; yani meclisin dışında her iki tarafın taraftarları bir araya geldiler, birbirlerine şişe attılar, terlik atanlar oldu, sopa atanlar oldu. Yani siyaset bu değil. Eğer o görüntü içeriye taşınsa, müsaade etmezdik ama yani o görüntü Cumhuriyet Halk Partisi'nin grup toplantısına yansımış olsaydı Allah muhafaza... Buna müsaade etmemek için içeriye giriş yasağı koyduk ve çok da isabetli bir karar oldu. Onunla birlikte en azından tartışmalar o gün itibariyle sona erdirilmiş oldu.
Yani biz nihayetinde parti içi ihtilaf dediğimiz şey bir savaş değil. Efendim birisi bir başkasını yok etmek üzerine orada var olmuyor. Yani 'ben partiyi daha iyi yönetirim, sen daha iyi yönetirsin' tartışmasıdır. Dolayısıyla bunların makul sınırlar içerisinde olması ve kendi parti hukuklarının gereğini yerine getirmelerini tavsiye ederim, tavsiye edebilirim başka daha ileri bir şey söyleyemem buradan dışarıdan söyleyebileceğim bu."
"Allah'a çok şükür pabuç bırakmadık"
FETÖ'nün darbe girişimine değinen Kurtulmuş, şöyle konuştu:"Türkiye'de darbeler silsilesinin son halkası. İnşallah bundan sonra bir daha Türkiye'de darbe olmayacaktır. Türkiye, Osmanlı'nın son döneminden başlayıp, Cumhuriyet'in çok partili döneminde de devam eden bu darbeler geleneğini ümit ediyorum ki 15 Temmuz ile birlikte tarihe gömmüştür. 15 Temmuz'da bir şey ortaya çıktı, darbeci bir güruha karşı bu millet canını ortaya koyarak devletin, milletin, ülkenin, vatanın yanında yer aldı. Bu tarihi bir dönüm noktasıdır. Darbe yapmaya kalkacak içerideki bir takım maşa olarak kullanılan grupların yanında, bunları maşa olarak kullanan dış güçlere de bir şekilde ders vermiştir. Türkiye çok açık söyleyelim ki 1960 darbesinde yapamadığını, 12 Eylül darbesinde yapamadığını, 15 Temmuz darbe teşebbüsünde yapmış ve darbeyi önlemiştir. Bu milletimizin cesaretidir, ferasetidir."
Kurtulmuş, o gecenin iki büyük dönüm noktası olduğunu ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bunlardan birisi uçaklar kalkıp Meclis'i bombalamaya doğru yöneldiğinde Meclis'in acilen toplantıya çağrılarak bütün partilerden milletvekilleri darbeye karşı direndiler. Biz yabancı misafirler geldiğinde o bombalanan yeri gösteriyoruz ve bunu anlatıyoruz. Eğer Meclis o saatte açılmasaydı, 'Direniyoruz, milli iradesi buradadır ve bu darbeyi püskürteceğiz' iradesi ortaya konulmasaydı başka bir sonuç ortaya çıkabilirdi. İkinci kırılma noktası ise Sayın Cumhurbaşkanımızın en zor saatlerde Sayın Hande Fırat'a bağlanarak, 'Milletimizi sokaklara, meydanlara, havaalanlarına davet ediyorum. Ölümüne bu darbeyi önleyeceğiz.' diyerek davet etmesidir. Böylece bu iki önemli gelişme darbecilerin psikolojisini yerle bir etti. Allah'a çok şükür pabuç bırakmadık. Mutlaka uyanık olmak mecburiyetimiz vardır. Türkiye'de maalesef kolayından milletin vermediği iktidarı almak isteyen birtakım gruplar hep var olmuştur. Şimdi artık kolay kolay niyetlenemezler o ayrı bir şey ama uyanık olmakta fayda vardır. Sağda solda pusuya yatmış olan, FETÖ'den arta kalan birtakım kriptoların olma ihtimali vardır. Bu arada da devletimiz büyük bir ferasette. İlgili arkadaşlar, ilgili birimler üzerine düşeni yerine getiriyorlar. Hiç fırsat vermeden, hiç rehavete kapılmadan bu tür gruplara karşı da tedbirlerimizi almamız lazım."
Bugün tarihi bir gün geçirdiklerini dile getiren Kurtulmuş, huzurlu bir ortamda bu yayının gerçekleştirildiğini ifade etti.
Kurtulmuş, TRT'ye Türkiye'nin sorumlu kamu yayıncılığı anlayışıyla bu yayını yaptığı için teşekkür etti.





