Birkere daha ötekileştirme oyunları oynanıyor üzerimizde.
Defalarca oynanan bu tiyatronun sonuna bile bile aldanıyoruz. “Lan çok mu safız biz!’’ demek geçiyor bazen içimizden.
E… bu kadar kandığımıza, gaza geldiğimize göre pek öyle cin gibi değiliz demek ki.
Oruç tutan tutmayan, Alevi-Sunni, sağcı-solcu, laik-antilaik, ulusalcı-üniterci ve Kürt-Türk… yeter artık. Ya da nereye kadar. Sıkıldık artık tüm bu ayak oyunlarından. “Ben artık oynamıyorum’’ diyemeden bir parçası oluveriyoruz kirli dümenin. Her seferinde heyecanla galeyana gelen taraf olmak ne kötü!
Bu coğrafyada yıllardır sergilenen bu gösteri, kim neyi elde ettiğinde kazanmış olacak, ya da kaybeden ne kaybedecek? Anlayan, anlamayana anlatsın. İnsanları kategorize etmek, ayrıştırmak, ötekileştirmek, benden olmayan yok olsun mantığını gütmek, tarihin hangi zamanında bu millete ne kazandırdı ki, bundan sonra kazandırsın.
Eğer ayıracaksanız insanları; ırkına, milletine, dinine, rengine göre değil, zihniyetine, art niyetine göre ayırın. Böyle bir bölücülüğe eminim herkes onay verir.
Evet bölünmeli insanlar.
Kaypak, korkak, çıkarcı, yandaş, sinsi olanlar bir tarafa, dürüst, mert, cesur, onurlu, karakterli olanlar bir tarafa bölünmeli.
Böyle bir bölünmeden hoşnut olmayan olmayacak var mıdır? Eğer var ise, zaten saydığımız birinci gruba mensuptur ve insani değerlere göre, değersiz sınıfındadır.
Tahrip gücü yüksek bir ayrışmanın ortaya atılması ile herkesin birbirini boğazlamak, gözünü oymak için ne kadar hevesli olduğunu da anladık son olaylara bakarak.
Hepimizin yüzünü, gözünü kan bürümüş te, maske ile dolaşıyormuşuz meğerse, hayret! Son seksen yılda defalarca yaşadı bu millet, tüm bu trajediyi, kardeş kavgasını. Ders almak erdemine kimse nail olmadı demek.
Aklımın bir köşesinde, hayal dünyamın bir yamacında sanki birileri ellerini ovuşturarak, oluşan çatlaklığı, akan kanı, kinleşmeyi, kavgayı seyrediyor. Kazanacağı rantı, parayı ağzından salyalar akarak, sevinç fırtınaları koparak vicdan makinelerinde hesap ediyor.
Kim onlar?
Onlar; insan tacirleri, umut tüccarları, kan pazarlayıcılar, emek sömürücüler, duygu istismarcıları ve büyük devletler adı altındaki simsarlar.
Pek yabancı değiller yani. Hepimizin bir çırpıda aklına gelenler. Yıllardır içimizde, çok yakınımızdalar. Onların kayığına bir şekilde kürek çekenleri de alırsak bu kategoriye, işimiz zor, hem de çok zor.
Akıllı olmak, birlik olmak, tarihten ders almak ve tüm bu zihniyette olanlara ders vermek olmalı amacımız. Bunlar herzaman süslü laflar edecek, umut dağıtacak, güzel ambalajlar içinde dikensiz gül bahçeleri vaad edecekler. Ambalaj değil, içinden çıkacaktır önemli olan. Bizim payımıza düşen. Bu vatanı tarih sahnesine gömerlerken, ilk toprağı onlar atacaklardır. Ve hiç acımayacaklardır, emin olabilirsiniz.
İpleri sömürge devletlerinin elinde bir kukla oyunu, dayatılan. Ve onun yardakçıları maşa devletler var. Av ol, avcı ol, ama avı avcıya götüren köpek olma demişler. İşte bu maşalar köpekliğin ağababalığını yapıyorlar. İşin abiliğine soyunan devletler de taktıkları sözde adalet kanatları ile oysa birer leş kokusu almış akbabalar gibi tepemizde dönüyor, zayıflamamızı, güçsüz anımızı kolluyorlar. Üzerimize çullanmak için.
Bu memlekette adaletli bir paylaşımla herkese yetecek kadar ekmek var. Ama bu paylaştırmayı, insanlık tarihi boyunca alınlarında kara bir leke gibi taşıyan, bildik sömürgecilere ve onların havarilerine neden bırakalım? Biz bize yeteriz. Kurtuluş Savaşında, Çanakkale’de hiçbir etnik, dini ayrım olmadan bu topraklar için savaştığımız, öldüğümüz gibi gene savaşır, gene ölürüz. Ama biz bize yeteriz.
Sonuçta herkes bir gün ölür, ama kimi toprağa, kimi yüreklere gömülür. SAYGILARIMLA