Başlığı okuyan Urfa’dan bahsediliyor sanır. Halbuki peygamberlerin en önemli sıfatlarından birisi de “Sabretmek” olduğuna göre, “Çatlamayan Sabır Taşı” olarak bizim memleketimiz hak ediyor bu şanı.
30 saat su kesintisinde, bir Allah’ın kulu da çıkıp ASKİ’ye; “Ne oluyor bilader” dememiştir. Velev ki dese, hoş ASKİ alışkın bu durumlara, anında cevapları hazırdır; “Su kesintisi bu işin FITRATINDA var”
Geçmiş senelerde, Ağustos ayının sıcağında sabahtan akşama kadar elektrikler kesildi. Aksayan bürokrasi işlemleri bir tarafa, buzdolabı çalıştıran hiçbir esnaf düşünülmedi. ENERJİ-SA’ya bir sitem dahi olmamıştır. Oysa bir Avrupa’da yaşansa bu süredeki kesinti, adamın ya da şirketin defterini dürerler. Belki de milyonlarca TL tazminat ödemek zorunda kalır ENERJİ-SA. Bizde tüm şikayet “Allah’ından bulsunlar”dan ileri gitmez. Vatandaş da haklı. Tuttun şikayet ettin, şirketin de savunması hazır; “Trafoya kedi girdi”. Bu kedi sayesinde, en tepedeki yetkililer bile dört ayağının üzerine düşmeyi öğrendiler. Mübarek hayvan vesselam.
Ankara yolu başlayalı, 5 seçim, 2 dünya kupası, 3 olimpiyat geçti. Hüseyin BOLT rekor üstüne rekor kırdı. Asıl rekor bizde halbuki. 10 yılda bitmeyen yol rekorunu hangi devlet kırabilir ki? Hüseyin Bolt hız, biz yavaşlık rekorunda rakipsiziz. Haa.. Sabretmek rekoru da bizzat bizlere nasip oluyor bu arada.
Yol derken, Konya bağlantı yolu için adım atılmış. İnsanlık için küçük, bizim için büyük adım mı acaba? Adım derken, Çalış mahallesi tarafına, yol yapılacak yerlere kazıklar çakılmış. Taze, sıcak sıcak yeni yol hikayeleri bizi bekliyor anlaşılan. “Kazıklar çakılmışsa iş tamamdır” diye düşünemeyecek kadar tecrübeliyiz artık. Ne demişler; “Tecrübe; hayatta sana atılan kazıkların toplamıdır” diye. İşte biz yol konusunda engin tecrübeye sahibiz artık. Derviş sabrı bizde var nasılsa, bekleriz. Kazıklara baka baka nasıl tecrübelendiğimizi anlatırız, birbirimize.
Torunlarımıza anlatacağımız fazla hikaye yok bizde. Sabretmekteki üstün başarımızdan başka. Giden her kurumun ardından sabırla bakmadık mı? Her gün küçülen, bir avuç kalan memleketin can yakan akıbetini çekirdek çitleyerek izlemedik mi? Mezarımızdan çalınan her taştan sonra koşa koşa sandıklara gidip, oy patlaması yaşatmadık mı? Sebep olanlara.
Peygamberler şehri Urfa’dan eksiğimiz yok fazlamız var. Bir defa sonsuz bir sabrımız var, bir de ACIYI BAL EYLEMEK gibi gani gönüllü insanlarımız. Sevgi paylaşılınca yücelir ya, biz de acıyı paylaşarak “sıfırlayan”lardanız. Sahte, esnaf kurnazlığı, ya da şark çakallığı değil bu. Yaşayan bilir ancak. Belki de Türkiye’nin, hatta dünyanın hiçbir toprağında acı bu kadar kişi başına paylaşılmaz. Tanıyan, tanımayan, ucundan kıyısından merhabalaştığınız, ya da ilk defa karşılaştığınız insanlar yüzlerine taktıkları “zor gününde yanındayım, ama samimiyim” bakışıyla gözünün taa içine bakar insanın.
Hele dostlarınız, arkadaşlarınız varsa, engeller daha kolay aşılır, tekrar hayata tutunmak adına. Sizi uçurumun kenarından çekip alırlar. Ya da sizinle atlamaya hazırdırlar uçurumlara, görür, hissedersiniz.
Varsın onların olsun teknoloji, sanayi, para pul, yollar, şaşaalı saraylar. Bizim küçük şehrimizde, yüreği büyük insanlar var. Dışarıdan bakanlar anlayamaz belki, bizden olmayan, olamayanlar, yorumlayamaz, omuz omuza kara gün atlatmayı, birbirinin omuzunda ağlamayı.
Onlar sabrımızı sınar sadece, biz dostluğumuzu, hala bakir insan gibi insan kalabilmeyi resmederiz onlara. Bakmasını bilene ya da tenezzül edene.
Biz bu küçük şehirde ölümlerin ardından, sağ kalmaktaki huzuru enjekte ederiz birbirimize, en acıtmayan şırıngalarımızla. Varsın onlar birbirlerinin maddiyatına bol sıfırlar eklesinler. Bizler burada birbirimizin acısını sıfırlayanlardanız. Bu utanç onlara, bu saygı bize yeter de artar bile, üstü de onlara kalsın...
SAYGILARIMLA