Eski Türkiye’yi mandal ve plastik leğen karşılığında hurdacıya sattık. Kazandığımız para ile “Yeni Türkiye” diye, pazarladık, anca yol yaptık, saray çattık. Çatanı, yan bakanı paralel’ci yaptık. “Yeni” masalları ile çöpten beslenenlere, paravan yaptık.

Mandal karşılığı verdiğimiz eski Türkiye’de, yani 2002 yılında işsiz sayımız 2 buçuk milyon’ken, yenisinde ikiye katlanmış; yaklaşık 5 milyon. Hani ekonominin taklalar ata ata coştuğu söyleniyordu, istihdam; “Allah nazarlardan saklasın”dı, Rakamlar açıklanınca; çarpılmışa döndük. Her iki kişiden birisi aç’tı. Allah çarpmadığına şükrettik.

Eski Türkiye’de suçlu bir şekilde cezasını bulurdu. Plastik leğenle trampa ettiğimiz yenisinde, masumlardan başka polisten hukuktan korkan kimse yok. Rüşvet almak, vermek itibarlaşırken, pısırıklığın ve eli cebine gitmeyenin hor görüldüğü zamanlar peydah oldu. Zaman su gibi aktı, kollara 700 bin TL’lik saat oldu. Eve giren hırsız için; ”Hırsız var” demek protesto ya denk oldu. Yüz kızartıcı suçlar uç uca eklendi…Yol oldu.

Eskiden de olurdu böyle (MADEN) vak’alar, ama az buçuk vicdanlarda kırılmalar da olurdu. Şimdi madenlerde ölmek suç, ölenlerin akıbetini sorgulamak suç, hesap sorurken tokatlanmak ta cabası. Vurduğu yerde gül biter ya, güller içinde bir memleket olduk, eskisini iyi fiyata okuttuk nasılsa, yenisini duble yollarla donattık, ölenlere “Niyazi” demek işin fıtrat kitaplarına girdi gireli. Bin odalı saraylarımız oldu, oysa o sarayın fiyatına binlerce işçiye yaşam odası yapılabilirken. Madenler “yan gelip yatma” yeri değil, yanarak ölme yeridir, nasılsa. Kefeni giyip yola çıkmadık mı zaten? Ölene saray helvası devletten beleş.

Eskisini; keçi boynuzu, kırık leblebiyle değiştirdiğimiz memlekette, yenisine elbette Yeni bir sarayla girmek hakkımızdı (!). Neyimiz eksikti; ABD’den, onların Beyaz Sarayı’ndan, İngiltere’deki Buckmingham Sarayı’ndan, Rusya’da ki Kremlinden bile daha ihtişamlısını yaptık. Başımız göğe erdi. Ayaklarımız yerden kesildi ya sen ona bak. Haksız mı? Maliye bakanı; “Memur da zeytini bir seferde yutmayıversin, sabah bir dilim, akşama bir dilim, doya doya yesin gari.

Zaten “Sultan”ımız vardı başımızda, memleket masallar anlatılarak, halk uyutularak yönetiliyordu. Ee..eksik olan saraydı, o da oldu hamdolsun. Maliyetiyle 500 bin öğrenci okutulabilirmiş. Onlarda “ilkokul terk” oluversinler artık. Üniversite okuyup başımıza belamı olacaklar, sonra kalkıp “2 ağaç” için eylem falan yaparlar, neme lazım.

Masallarla yönetilen bir memlekette gökten üç elma düşecekti başımıza, ama biz zengin milletiz artık, bundan sonra gökten “üç avakado” falan düşmesi lazım. Elma fakir milletlerin Güney Korelilerin falan başına düşsün. Ama bugün o beğenmediğimiz, bir zamanlar kurtarmaya gittiğimiz G.Kore’nin masalı, daha mutlu sonla biten cinsinden. Yıl 2002 iken teknolojide bizim iki basamak altımızdaydı. Yeni Türkiye’de bize öyle fark atmışlar ki, yetişmemiz mümkün değil. Aklı almayanlar, ellerindeki akıllı telefonlara baksın. Hepsi Samsung ve hepsi “Made in Kore”. Onlar yolsuzluğu aslanlara yem ederken, biz yapana “aslansın” dedikçe fark daha çok açılacak. Telefonları bizlerden daha akıllı olacak, fark burada. Ama olsun biz yol yaptık, saray yaptık.

Rakamlarla konuşmak can sıkıcı, ama rakamların kendileri dile geliyor. Eskisine yamalı bohça muamelesi yaptığımız, yenisine sarıldığımız Yeni Türkiye’de ağır sanayi’ye, eğitime, teknolojiye, bilime, kültüre yatırım “sadaka” mahiyetinde. Rakamları yazsak “montaj” derler. Ama Hayvanat Bahçesi müdürünü TÜBİTAK’ın başına getirerek masalların en büyüğünü yuttuk. Bu müdür de “Montaj” dedi zaten. Masal anlatıcıyı mahcup etmedi. Bin odalı sarayda, onun da yeri hazırdır mutlaka.

Ama durun bir dakika. Saray için; “O bizim değil halkın malı” dediler. “Sırtımıza alıp götürecek değiliz ya” diye altını desteklediler. O saray halkın ise durum daha da vahim. İçinde onlar oturur, Emlak vergisini yine bize ödetirler. “Ödeyin lan saray sizin” diye. Pamuklara sarıp sarmaladığımız “Sultan” buyurduktan sonra haydin bakalım pamuk eller cebe o vakit. Memlekete saray yapıldıysa Karagöz oturacak, Hacivat cereme çekecek, oyunun kuralı bu, yolsuzluk mu yapıldı sanki memleketimde,.. haşaa.. yol yapıldı, katrilyonluk saray yapıldı. İçecek ayranımız olmazsa olmasın, biz tahterevanla gideriz çeşmeye…

SAYGILARIMLA