Suriyelilerle geçen hafta bir olay daha yaşandı. Suçlu kim veya kabahatli hangi taraf diye bir kısır tartışmaya girmek yerine, “bu tür olayları daha ne kadar yaşarız”a bakmak lazım.

Suriyelilerle yaşanan bu tür olaylara Türkiye’nin her yerinde rastlanmaya başlandı. İlerisi için daha da endişe verici hadiselerin ayak sesleri gibi sanki her şey.

“Türkiye de 3 milyon civarı Suriyeli sığınmacı var” diyor rakamlar. Resmi olmayanlar ise 3,5 milyona yakın diyor. Genel nüfusun neredeyse yirmide biri. Yani her 20 kişiden biri Suriyeli.

Üreme hızına bakarsak Suriyeliler bize tur bindiriyorlar. Yani bir 50 sene sonra kafa kafaya geleceğiz. Vatandaşlığı da verirsek, geleceğin milletvekilleri, bakanları, hatta Başbakan ve Cumhurbaşkanı bunlardan çıkabilir. Vatandaşlıktan sonra eşit haklara sahip olacaklarına göre, memleketin stratejik yerlerinde yer almaları hiç uzak bir zaman dilimi değil.

Suriyelilerle ortak tek bağımız din. Ondan gayrı ne kültür, ne ırk ne de sosyal bağlarımız var. İki millet bir fidanın güller açan tek dalı olmadı, olamaz da. Bu dünyadaki görüşlerimiz bambaşka, öbür dünyayı bilemem.

Kişilik yapılarına baktığımızda da, bir Eskimo kadar fark var aramızda. Bir defa tembeller. Sonra yetenekleri de yok. Lafı tersten anlıyorlar. Dil farkından değil, işlerine öyle geldiği için işin kurnazlığına dem vuruyorlar. Çalışıp kazanmak yerine dilenmek ve ezikliklerini ön plana çıkararak, duygusal olan yumuşak karnımıza vuruyorlar darbeyi. Dilenirken mümkün olduğu kadar kadın ve özellikle çocukları kullanıyorlar ki, gardımız iyice düşsün.

Eğitimli sayısını yüzdeye vursak rakamlar utanır. Üniversite eğitimleri asla bizim üniversitelerimizle denk değil. Arada birkaç tane kalburüstü eğitimli çıkabilir ama, genellediğimizde ve totale baktığımızda ciddiye bile alınmaz.

Peki sırf dinimiz bir diye bu kadar sahiplenmek niye? İnsani bir boyutta var elbette. Ama iş insani boyut aramaksa, acaba sığınanlar başka bir dine mensup, örneğin Hristiyan olsaydı, onlarada aynı özverili ve töleranslı davranırmıydık? Suriyelilerle madem ortak paydamız din, o kadar Müslüman ülke var kaç tane sığınmacı almışlarda, bizim kadar pamuklara sarıp sarmalamışlar? Avrupa’ya “siz almadınız, bizim elimizde şiştiler” derken, biraz da bu Müslüman geçinen devletlere de çatmak gerekmiyor mu? Onlarca cariye ile altından tuvaletleri ile kendilerine İslam ülkesi diyen bu devletlerin, hem din hem de ırk kardeşlerine dirsek dönmelerini de kamuoyunda dillendirmek gerekmiyor mu? Komşusu açken kendisi çadırında kızarmış deve yiyen şeyhlere, emirlere, sultanlara; “pardon bilader, sen hangi dindensin” diye sormak lazım.

Ha birde işin şu boyutu var. Kaba yerlerinin rahatını pek düşünen Suriyeliler de buraları istemiyor. Hatta bizi bile beğenmiyorlar. Her türlü beleş hayatlarına rağmen, ilk fırsatta ilk şişme bota atlayıp Avrupa’ya tüymeye çalışmaları bundan. Bombaların içinden vatanlarını kurtarmak yerine, kendi cancağızlarını kurtaranlar, Şanzelize, Londra düşleri kurarken, bir hırka, bir lokmadan daha fazlasını veren Türkiye bile kesmiyor onları.

Haymana’da 800 civarı Suriyeli var. Merkez nüfusa bakarsak, yurdum insanının onda biri. İş versen beğenmiyorlar, kolayını istiyorlar. Parayı, buradaki hayat şartlarını öğrendiler hak ettiklerinden daha fazlasını istiyorlar. Kısacası şımardıkça şımarıyorlar. Arada garibanları, hakkına razı olanları da var elbette ama genel bir profile göre bu sıkleti bu ülkenin kantarı tartmaz. Eğer tartmaya zorlarsanız, ya kantarın topuzu kaçar, ya da şarteli atar.

HAFTANIN SÖZÜ: Şehitlerimiz, Ebru Gündeş’in boşandığı kadar konuşulmuyorsa memleketimde, duyarlılıktan kimse bahsetmesin.