Hemşerimiz Abdullah Doğan’ın “Bir Haymanalı olarak ELİF KADIN” adlı kitabını okudum. Profesyonel bir yazar değilim, ama iyi bir okuyucu olduğumu söyleyebilirim. Bunu çok kitap okuduğuma değil de, seçici bir okur olduğuma dayandırıyorum. Okuduğum ve gerçekten önemli ve benim nazarımda değerli diğer okur arkadaşlara önerdiğim kitaplarında aynı derecede beğenilmesi sonucu bu kanıya vardım.

Yoksa haddime mi; “hem okuyor, hem yazıyorum, kahretsin bu işi çok iyi yapıyorum” ukalalığının kıyısına bile yaklaşmak. Yazmak ve okumak adına kendi yağımla kavruluyorum, ama o yağ benden ne kadar memnun, gocunmadan yağa sormak lazım.

Gelelim Abdullah Doğan ağabeyimizin kitabına. Sonunda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim, beni bu kadar yoran bir kitap nadir oldu. Bunun sebebi direk anlatım ve üsluptan kaynaklanıyor diyebilirim. Cümle içinde aynı veya benzer kelimelerin sürekli tekrarı, sonraki cümlede yine aynı kelimelerle karşılaşmam, açıkçası hem beynimi hem gözümü ziyadesiyle yordu.

Anlatımın sade ve kısa olması gerektiğini, işin özünü yakalamanın en başta gelen yazım kuralı olduğunu taa ilkokul çağlarımızda az buçuk öğrenmiştik. Ancak burada kantarın topuzunun hudutları aştığını Abdullah Abimize üzülerek söylemeliyim.

“Bir Haymanalı olarak” başlığı altındaki Elif Kadın ve onun yaşadıklarını Haymana paralelinde düşünürsek, burada Haymana özne olarak kullanılmamış. Olay ve karakterler sadece Haymana’nın bir köyünde rastlanılan karakterler. Haymana’ya özgü bir tat, Haymana farklılığı aramak ve bulmak zor. Türkiye’nin ya da Dünya’nın herhangi bir yerinde de yaşanabilir ve olayın geçtiği yere de o isim verilseydi, romanda pek bir şeyin değişeceğini sanmıyorum. Madem bir Haymana romanı, o zaman ayrışan yönlerimiz, diğer yerlerden farklılıklarımız kalın çizgilerle belirtilmeliydi bence. Okurun kafasında; “Yav bunlar ancak bizde, yani Haymana da olur” düşüncesi oluşturulmalıydı.

Kitabın kahramanlarındaki iç dünyalarına yolculukları ise takdire şayan. Cehaletin pençesinde yıllarca kıvranmış Anadolu köylüsü, burada karşımıza tüm çıplaklığı ile çıkıyor. Herkes uzaklarda aramadan, yanında yöresinde ilkel yöntemlerle insanlara şifa dağıtmaya çalışan bir Abca’ya, köy yerinde genç ve dul bir kadın olmanın zorluklarını iliklerine kadar hisseden ve yaşayan bir Elif Kadın’a, daha çocuk yaşta evlenmeye ve çocukken çocuk doğurmaya zorlanan bir Nazlı Kız’a ve sülaleye hükmeden ve her şeyi en doğru bildiğini zanneden bir Hilmi Dede ve hayırsız evlatlar’a kitapta geçtiği şekilde rastlayabilir.

Ayrıca yine birçok ailede veya çevresinde rastlayabileceğiniz Avrupa görmüş, elinde parası ve variyeti olan, bu ayrıcalığını herkesin önüne koz olarak sunup her istediğini elde edeceğini sanan kişilerde mutlaka vardır. Abdullah Abi de kitabında bu dominant kişiliği de can evinden yakalamış ve gözümüze gözümüze tüm acımasızlığı ve gerçekliği ile sokmuştur. Kitabın beklide en altı çizilmesi gereken karakterlerini de bu Avrupacı aile oluşturmaktadır.

Doğan, Nazlı Kız’ın okul müdiresi’nin Haymana’da ikamet etmeyip, Ankara’ya git gel yaparak okuldaki işine devam ettiğini araya yerleştirerek, Haymana’nın eğitim ve ekonomik sorununa inceden bir dokunuş gerçekleştirmiş.

Kısacası Elif Kadın ve Türkiye’de yüzbinlerce, belkide milyonlarca olan Elif Kadından bir tanesi. Sadece bir yerde Elif, bir başka yerde Ayşe, Fatma, Hatice ama hepsinin kaderi aynı, hepsinin çilesi ortak, her birinin yaşadıkları, cehaletleri, yoksullukları ve her şeye rağmen dirayetleri bir.

Kitabın son sözünde dediği gibi; “Her çile çekile çekile alışılır”. Abdullah Doğan, Elif Kadın ile bilinmezliği yeniden yazmamış. Herkesin bildiğini ama kendi perspektifinden, kendi cümle ve üslubuyla yeniden tasvir etmiş, yorumlamış. Bize de okumak kalmış. Bir Haymanalı yazar, bir Haymana ve aynı zamanda bir Türkiye kitabı Elif Kadın. Teşekkürler ve başarılar Abdullah Doğan.