TUİK Haymana nüfusunu açıkladı: 28.355, geçen yıl 31.176 yani yaklaşık 3 bin kişi bizi arkasına bakmadan terk etmiş. Her yıl bir önceki yılı aratıyor. Giden bir daha gelmiyor. Daha da sırada çok kişi var; “Çocuğum okulunu bitirsin, gideceğim, emekli olayım durmayacağım, başka yerde iş buldum, gidiyorum” diyen. Evde bavullarını hazırlamış, yorganlarını dürmüş göç hazırlığında onlarca aile var. Gidene dur diyemeyecek kadar başımız eğik. Kimse kalkıpta “Dur.. herşey güzel olacak” demesin, biz sussak bavullar konuşur, boş sokaklar dile gelir, açar ağzını yumar gözünü.
Gidenler geri gelmiyor, gitmeye niyet edenleri niyetinden caydıracak bir ışık yok, giden gidecek, hemde hızla, vakit kaybetmeden. Gitmeye niyetlenenler, kalacakları 1 saati bile zarardan sayıyorlarsa, ortada çok vahim bir durum var. Marifet gidenlerin ardından bakmakta değil, gerçekleri görmekte.
“Bu işin sorumluları ayağa kalk” denilse eminim ki herkes koltuğuna daha sıkı yapışıyor, “Güzel günler bizi bekliyor” diye. İyi de o güzel günler ne zaman gelecek, kimse bilmiyor. Motoru yakmışız, ittirerek yol almaya uğraşıyoruz.
“Bana bir koca lazım, o da bu gece lazım” diye bir halk deyimi var. Bizi Haymana’da tutacak bir neden lazım, o da hemen lazım. “…ceğiz,…cağız” lara artık kimse aldanmıyor bilesiniz. “Haymana ekonomisi iyi” diyenlere en güzel cevabı son 10 yıl içinde bir bir kapanan esnaf dükkanları veriyor.
Kaç işyeri kiralık, kaç dükkanın camları gazete kaplanmış, ana cadde üzerinde kaç dükkan açıldı, bir yıl geçmeden kaç dükkan geri kapandı, dolaşın görün, “Haymana Ekonomisi”nin can çekişini. Gelen giden bir bıçak vuruyor, mundar gitmesinler diye.
Bu büyükşehir meselesi göçün üzerine tuz biber ekti. Köylerle birlikte Haymana boşalıyor. Ankara’daki ekonomik dayatmaları, Haymana’ya uygulamaya kalkarsanız, kimse durmaz. Kaldırım yapmakla, yolları kumlamakla, camileri, mezarlıkları temizlemekle insanların asıl ihtiyacı olan; iş, aş, ekmek, kısacası istihdam sağlanmıyor. Bizi büyükşehir bünyenize katmışsanız, zaten bunlar sizin göreviniz, hizmet adıyla süsleyip, allayıp pullayıp neden dayatıyorsunuz? Biz büyükşehir’i kırmızı mumlu davetiye ile çağırmadık, siz gelip İstanbul’u fetheden Fatih edası ile kuruldunuz mabedimize.
Ardınızdan zamlarınız da gecikmeden geldi. Pahalı ama boş bir şehre “Hoşgeldiniz” o zaman. Aynı pahalılığı buraya getireceksiniz, aynı ciroyu yapamayan, siftah yapamayan esnaftan fedakarlık bekleyeceksiniz? Hangi kitapta yeri var, hangi adalet bunu böyle söylüyor, anlatın da biz de bilelim. Kızılay’daki, Nişantaşı’ndaki esnafın ödediği bağ-kur primi ile Haymanadaki esnafın ödediği prim aynı, yaptıkları işe, kazandığı paraya bakan yok.
Şok’lar, Bim’ler, A101’ler buraya ayak bastı basalı zaten “Titanik” gibi batacağımız belli olmuştu. Felaketi örtmek için keman çalındı, şarkılar, türküler okundu, en çok da masallar anlatıldı. Ama gerçek buz dağı gibi ortada dururken, kimse eğilip görünmeyen kısmına bakmadı.
Valla kusura bakmayın ama bizi ne Ankara Duble yolu, ne de Konya bağlantı yolu kurtarır. Milli Park derseniz, en az 5-10 sene sürecek bir mesele. Kimsede o vakte kadar dişini sıkacak mecal kalmadı. Zaten sıka sıka diş kalmadı.
Bugün, hemen şimdi acil birşeyler yapılması lazım. Yara mikrop kapmış, kangrene dönmek üzere. Pansuman değil, ameliyat lazım. Bizi, elimizden birileri kapmadan geleceği söylenen cezaevi kurtarır. Büyük bir askeri birlik nefes almamızı sağlar. Büyük ve özerk bir üniversite hayat verir, gerisi angarya.
Bize bir ekmek lazım o da bu öğün lazım, dini bir kıssadaki gibi tencerede taş kaynatıp da, çoluk çocuğu uyutana kadar oyalamak devri bitti, çünkü onlar da anladılar gerçeği ve yorganları kemirmeye başladılar bile.
HAFTANIN SÖZÜ: Kaldır kadehi ; Önce gelişine sonra gidişine.. Dibini bulunca, gelmişine geçmişine..
HAFTANIN HABERİ: Bir cenazeden daha pide yiyemeden dönen O.Ü (38) başsağlığı safında dert yandı; “Ahh..nerde o eski cenazeler” SAYGILARIMLA