Adli kaynaklara göre AİHM’in söz konusu yaklaşımı, Türkiye’ye karşı “yanlı yaklaşımın son örneği” olarak değerlendiriliyor.

GEZİ PARKI OLAYLARINA İLİŞKİN YARGILAMA HATIRLATILDI

Adli kaynaklar, değerlendirmelerinde öncelikle 2013 yılında yaşanan Gezi Parkı olaylarına ilişkin sürece dikkat çekti. Gezi olayları sırasında kamu düzenini bozmayı amaçlayan şiddet eylemlerinin yaşandığı belirtilirken, soruşturma makamlarının olayların faillerini tespit etmek ve sorumluları yargı önüne çıkarmak amacıyla işlem yaptığı ifade edildi.

Kaynaklar, Mehmet Osman Kavala’nın da bağımsız ve tarafsız Türk mahkemelerinde gerçekleştirilen yargılama sonucunda Gezi olaylarının organizasyonu, planlanması ve yönlendirilmesinde rol almak, süreci yönetmek ve finanse etmek suçlamaları kapsamında mahkum edildiğini belirtti.

Kavala hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesinde düzenlenen “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildiği, kararın istinaf ve temyiz süreçlerinden geçerek kesinleştiği hatırlatıldı.

Kavala 2

“MAHKEMELER DELİLLERLE OLAYLAR ARASINDAKİ HUKUKİ BAĞI KURDU”

Adli kaynaklar, Kavala hakkındaki yargılamada ulusal mahkemelerin kararlarını yalnızca genel değerlendirmelere dayandırmadığını savundu.

Gerekçeli kararlarda Kavala’nın hangi eylemleri gerçekleştirdiğinin ve bu eylemlerin hangi suçu oluşturduğunun ortaya konulduğu belirtilirken, dava dosyasındaki delillerin değerlendirilmesi sonucunda maddi olaylarla hukuki sonuç arasındaki bağın kurulduğu ifade edildi.

Kaynaklar, mahkemelerin Gezi olayları sırasında şiddet eylemlerinin hızının düşmemesi, hareketin genişletilmesi ve derinleştirilmesi, daha fazla kitleye ulaşılması ve olayların Anadolu’ya yayılması yönünde faaliyetler gerçekleştirildiği sonucuna ulaştığını aktardı.

AİHM’İN BAŞVURUYU ELE ALIŞ SÜRECİNE ELEŞTİRİ

Adli kaynakların AİHM kararına yönelik eleştirilerinden biri de başvurunun Mahkeme tarafından ele alınma sürecine ilişkin oldu.

Erdoğan'dan İsrail'e sert mesaj: 'Kan tüccarları kaybedecek soykırımcılar kaybedecek'
Erdoğan'dan İsrail'e sert mesaj: 'Kan tüccarları kaybedecek soykırımcılar kaybedecek'
İçeriği Görüntüle

Kavala’nın Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvurudan yaklaşık 3 ay sonra AİHM’e bireysel başvuruda bulunduğuna dikkat çeken kaynaklar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi sisteminde temel kurallardan birinin iç hukuk yollarının tüketilmesi olduğunu hatırlattı.

Buna rağmen AİHM’in başvuruyu kısa sürede ele aldığı belirtilirken, başvurunun Mahkeme’ye ulaşmasından yaklaşık 2 ay sonra Türkiye’ye tebliğ edilmesi eleştirildi.

Adli kaynaklar, bu yaklaşımın AİHM sisteminin temel prensiplerinden biri olan “ikincillik” ilkesiyle bağdaşmadığını savundu.

BÜYÜK DAİRE SÜRECİ DE GÜNDEME GETİRİLDİ

Başvurunun ilgili daire tarafından kendi inisiyatifiyle AİHM Büyük Dairesi’ne gönderilmesi de adli kaynakların eleştirdiği konular arasında yer aldı.

Kaynaklar, Büyük Daire’nin benzer nitelikteki davalara kıyasla süreci oldukça kısa sürede tamamladığını belirtti. Duruşmanın ardından yaklaşık 5 ay gibi kısa bir süre içerisinde karar verilmesinin dikkat çekici olduğu ifade edildi.

Daha önce benzer ve karmaşık davalarda duruşmaların ardından kararların yaklaşık bir yıl sonra açıklandığına işaret eden kaynaklar, Kavala dosyasında kararın açıklanma süresinin “düşündürücü” olduğunu değerlendirdi.

“AİHM KENDİ YERLEŞİK İÇTİHADINDAN AYRILDI”

Adli kaynakların en önemli eleştirilerinden biri ise AİHM’in, Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvurunun tüketilmesi gereken etkili bir iç hukuk yolu olduğu yönündeki yerleşik içtihadından ayrıldığı iddiası oldu.

Kaynaklar, AİHM’in bu değişikliği yaparken haklı ve yeterli bir gerekçe ortaya koymadığını savundu. Böyle bir yaklaşımın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin koruma sisteminin temel unsurlarından olan ikincillik ilkesine müdahale anlamına geleceği öne sürüldü.

Adli kaynaklara göre AİHM’in görevi, ulusal hukuk makamlarının yerine geçerek iç hukuku yeniden yorumlamak değil, ulusal makamların yaptığı değerlendirmelerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile uyumlu olup olmadığını denetlemek.

“İÇ HUKUKUN YORUMLANMASINDA ÖNCELİK ULUSAL MAHKEMELERDE”

Açıklamada, iç hukukun yorumlanmasında öncelikli görevin ulusal makamlara ait olduğu yönündeki AİHM içtihadına da dikkat çekildi.

Buna göre ulusal mahkemeler, kendi hukuk sistemlerindeki düzenlemeleri yorumlama ve uygulama konusunda temel yetkiye sahip. AİHM ise bu yorumların Sözleşme'de güvence altına alınan hak ve özgürlüklerle uyumlu olup olmadığını denetleyen uluslararası bir mekanizma olarak görev yapıyor.

Adli kaynaklar, Kavala dosyasında AİHM’in bu sınırı aşarak Türk mahkemelerinin değerlendirmelerini yeniden ele aldığını savundu.

“DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ULUSAL MAHKEMELERİN GÖREVİ”

Kaynaklar, delillerin değerlendirilmesi, maddi olayların belirlenmesi ve ceza hukuku hükümlerinin uygulanmasının öncelikle ulusal mahkemelerin görev alanında bulunduğunu vurguladı.

Bu çerçevede Türk mahkemelerince yapılan yargılama sonucunda verilen ve kesinleşen mahkumiyete ilişkin AİHM değerlendirmelerinin yetki sınırlarının ötesine geçtiği ileri sürüldü.

Ayrıca kararda Türk yargı ve idari makamlarına yönelik kötü niyet isnatlarının kabul edilemez olduğu savunuldu.

TÜRK YARGISININ BAĞIMSIZLIĞI VURGUSU

Adli kaynaklar, AİHM kararında Türk yargısının bağımsızlığı ve tarafsızlığına yönelik değerlendirmelerin de temelden yoksun olduğunu ifade etti.

Türk yargı sisteminin Anayasa güvencesi altında faaliyet gösterdiği vurgulanırken, ulusal mahkemelerin kararlarının uluslararası bir mahkeme tarafından değerlendirilmesinde yargı bağımsızlığına ilişkin temel ilkelerin gözetilmesi gerektiği belirtildi.

Kaynaklar, Türkiye’de yargı mercilerinin delilleri değerlendirme ve hukuki nitelendirme yapma yetkisinin anayasal düzen içerisinde güvence altında olduğunu kaydetti.

“ULUSLARARASI MEKANİZMALAR YETKİ SINIRLARINDA HAREKET ETMELİ”

Adli kaynaklar, Türkiye’nin hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan hakları alanındaki reform iradesini sürdürdüğünü belirtti.

Bununla birlikte uluslararası yargı ve denetim mekanizmalarının da kendi görev ve yetki sınırları içerisinde hareket etmesi gerektiği vurgulandı.

Kavala dosyasına ilişkin AİHM kararına yönelik değerlendirmede, Türkiye’nin uluslararası insan hakları sisteminin bir parçası olduğu ancak bu sistem içerisinde ulusal hukuk düzenlerinin ve ulusal mahkemelerin yetki alanlarının da gözetilmesi gerektiği mesajı verildi.

Böylece adli kaynaklar, AİHM’in Mehmet Osman Kavala başvurusuna ilişkin kararına yönelik itirazlarını başvurunun ele alınma süreci, ikincillik ilkesi, iç hukuk yollarının tüketilmesi, ulusal mahkemelerin delilleri değerlendirme yetkisi ve AİHM’in kendi içtihatları üzerinden ortaya koymuş oldu

Kaynak: İHA