Bu yazının yazıldığı güne kadar son derece heyecanlı bir o kadar centilmence aynı oranda renkli ve oldukça çetin bir seçim mücadelesine sahne oldu Haymana. Herkesin ortak kaygısı gerginlikler neredeyse hiç yaşanmadı. Haymana halkı, başkan adayları, muhtarları ve encümen adayları kocaman bir takdiri sonuna kadar hak ettiler. Haymana’ya yakışan bu idi. Alnımızın akı ile çıktık şimdilik. Önümüzdeki hafta yeni başkan ya da mevcut başkan koltuğuna oturmuş olacak. Bir beş yıl mühür onda, dolayısı ile Süleyman o olacak.
Klasik olacak ama, inşallah seçim sonunda kazanan Haymana olacak. Herkes projelerini, yapacaklarını, yaptıklarını hedeflerini, öngörülerini anlattı. Artık son sözü SANDIK söyleyecek. Kimilerine yanık hava, kimisine oyun havası okuyacak. Ama artık saz ve söz onda.
Kazanan; kaybedenleri onore edip, teselli edecek, kaybedenler kazananı tebrik ve de takdir edecek. Olması gereken ya da olur’u bu. Başka bir düşünce “Haymana’ya sevdalısı” hiç kimseye yakışmaz, yakıştırılamaz.
Daha düne kadar ortak paydamız Haymana ise, kaybedenlerin de kaybetmelerine rağmen ön plandaki düşünceleri yine “Haymana” olacak. Ve kendi özeleştirilerini, kendi aralarında yapacaklar; “Acaba biz nerede kaybettik?”. Yoksa kazanan için bundan sonra “ayakbağı” değil, en yakın “destekçi” olmalılar, eğer Haymana sevdalılıkları lafta kalmıyor ise.
Kazananın penceresinden ise durum bambaşka olmalı. Seçim zamanlarındaki kutuplaşma, taraf tutmalar, bir adaya destek vermeler normal karşılanmalı. Demokrasi denen 21. yüzyıl şemsiyesi altında kendisine yer tutuyor herkes. “Benden” di, “Senden” di ayrıştırılması o dakika unutulmalı. Hani Başbakanın son seçim öncesi, meşhur “balkon konuşması” var ya; işte ondan yapmalı, kazanan. Maalesef başbakanın balkon konuşması sadece lafta kaldı, ötekileştirme daha bir altı çizilerek, fişlenerek ve de halkın önüne atılarak, “bu bunların kayığına kürek çekti” denilerek deşifre edildi. Ama bizim Haymanamızda buna mahal verilmemeli işte. Çünkü halkımız bir–iki ay başka başka liderlerin gölgesinde saf tuttu ise de, bilinmelidir ki, içlerindeki ortak dua; “yeni doğan güneşe yüzünü dönen ve geçmişin sıtkından sıyrılan bir Haymana” özlemidir.
Hatta kazanan, kaybedenlerle beraber bir Haymana turu atarak “Bundan sonra hepimizin, tek derdi bu şehrin geleceğidir, çocuklarımızın istikbali, kabukları kırmadaki ortak güç biziz”in ete kemiğe bürünmüş, kenetlenmesi olmalıdır.
Kaybetmek elbette zordur. Ama kazanan için asıl zorluk bundan sonra başlıyor. Köylerinde vebali ve hizmete susamışlığı, demokles kılıcı olarak her daim başında sallanacak. Allah kaybeden kadar kazanana yardım etsin. Çünkü binler, onbinler o’na inandı, destek verdi, umuduna katık etti. O katığa ekmek çıkarmak artık onun omuzlarında bir yük. Ve eski siyasi bir tabirle; “Fırat’ın kıyısında kaybolan bir kuzunun” hesabını o vermek zorunda kalacak. Başarır ise, her daim omuzlarda yükselecek, ama başka mecralarda yol alır ise, sayılı gün çabuk geçer ve; bir başka seçim onun “celladı” olur. Asıl görev bundan sonra, asıl sorumluluk ve zorluk bundan sonra. Cümbüş ve de şenlik içinde geçen bir seçimden sonra “Kul hakkı” yüklenecekler. Kolay değildir taşıması. Elbet bir hesap soran olacak, ya bu diyar da, ya şaşmaz terazinin kurulduğu diğer yanda. Tercih onların olacak, çünkü burada onu tercih edenlerin iki eli o tarafta bu defa hesap sormak için mühre uzanacak.
Dedik ya; bu güne kadar gayet güzel, centilmence, kardeşçe ve olması gerektiği gibi bir seçim atmosferi yaşadık. Düşman çatlattık, kavgalarla adı “maalesef” özdeşleşmiş Haymana ovasında. “Biz aslında bu değiliz”in altını çizdik, kalın çizgilerle. Anlayan anladı bizi, anlamayana “davul zurna” zaten hep saz idi.
Ama son Pazar; HDP ya da BDP’nin mitingindeki “Biji Apo” sloganı, kozmopolit bir şehirden, “kardeşliğin destanını yazan bir şehre” dönüştüğü örnek bir yer olan Haymana’ya yakışmadı. Türk ve Kürt kardeşlerimizin et-tırnak birlikteliğindeki en güzel örneği bir şehri, bu sloganla inletmek, “kardeşliğe” gereksiz bir dipnot olarak düşülecektir. Bu işi yapanlar, ancak bu şehri, gerçek manada kavrayamayan vede muhtemelen buralı olmayan kişilerdir. Hassasiyeti bilmeyenler ya da art niyetli şahsiyetlerdir. Ve eminim ki, en az Türk vatandaşlar kadar, Kürt vatandaşlarımız da bu olayı kınamışlardır. Türk-Kürt kardeşliği bu şehirde bambaşka anlamlar kazandı, bunu bozacak kişiler de, bu vebalin baş sorumlularıdır. Bugünde, yarın da, devrisi günlerde de……SAYGILARIMLA.
NOT; DSP 1. Sıra Encümen adayı arkadaşım ALİ SARIKAYA’ya başarılar diliyorum.