Geçen hafta, meclis bize şu mesajı verdi; “Ne haliniz varsa görün’’, başka bir deyişle “Biz sizin eşeğinizi türkü çağırarak ararız” Yapılan ve yapılmakta olan, otel ve devre-mülkler atıldı ortaya. Herbiri özel teşebbüsün gayretiyle yapılan ya da yapım aşamasında olan. Hepsini bir araya getirince neredeyse bir Haymana daha edecek kadar kapasiteli “maaşallah”. Hepsi tamamlandığında oluşacak insan sirkülasyonu hiç de fena değil. Ancaak… Haymana ne kadar faydalanacak bu potansiyelden? Ne verecek, ne alacak bu rüzgardan? Bizim yapmamız gereken, daha doğrusu belediye başkanı ve üst düzey bürokratlarımızın yapması gereken; artık nasıl ve ne şekilde yaparlar, ama bir üniversite den “TURİZM VE OTELCİLİK MESLEK YÜKSEK OKULU” isteyecekler. Haymana çocuğunun okuyacağı, yetişeceği ve bu otellere yetişmiş, işinin ehli eleman sağlayacaklar. Bu otel sahiplerinin ortak derdi değil mi? “Haymana’da vasıflı otel ve turizm elemanı bulamamak!”. Buyrun size “üniversiteli, hem de nurtopu gibi yetişmiş çocuklar’’ diyebileceğiz. Bu aynı zamanda bir taşla birkaç kuş vurmak manasına da geliyor. Birincisi mevcut üniversitenin kapasitesi genişlemiş olur. İkincisi kendi çocuklarımız istihdam edilmiş, işe güce kavuşmuş olur. Otellerin kaliteli eleman sıkıntısı giderilmiş olur. Yeni yatırımcılar da bu “personel” sıkıntısını not defterlerinden silmiş olurlar. Diğer bir husus da bu otellerin gıda ve temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek. Turizmin başkenti ANTALYA biraz geç de olsa keşfetti bunu. “Ultra herşey dahil’’ diyerek müşteriyi otelinden dışarı çıkarmamaya yeminli müteşebbüsün, bu ayak oyununa zarif bir çalımla karşılık verdi Antalya. “Herşeye eyvallah, size gelen siz de kalsın, velakin onların yediklerini içtiklerini biz verelim, fit olalım’’ babında yaptıkları teklif tuttu. Biraz tatlı dil, biraz da höt-zöt tarzında diklenerek kabul ettirdiler bu isteklerini. Seralarını büyüttüler, modern ve akılcı üretimle, hem kendileri kazandı, hem de bu otellere kazandırdılar. İki taraf da memnun güle oynaya işi kopardılar. Akabinde zincirleme olarak tüm esnaf kazandı, Antalya kazandı. Aynı şekilde, biz de ilçemizde bunu yapabiliriz. Otel idarecileri ile bir araya gelerek, bu konuda uzlaşabiliriz. Topraklarımız buna hem müsait, hem de potansiyelimiz var. Ancak bunu çekip çevirecek köylümüz, üreticimiz; işin ciddiyetini kavrayarak dört elle sarılmalı. İki karık domates, marul ekmekle bu işin olmayacağını bilmeli. Ciddi ve geniş anlamda tam bir üretici olmalı. Hem hayvansal hem de bitkisel üretimde kendini aşmalı. Oteldeki müşterisinin cacığındaki hıyarı, az pişmiş bifteğindeki eti, portakallı ördeğindeki ördeği biz yetiştirip sunmalıyız. (Varsın portakalı da dışardan alsınlar artık). Ellerimizi kavuşturarak “Bu yerlerden kimse dışarıya çıkmıyor ki’’ diyerek, esnafımız oturursa, “ikindi güneşinde başım pişer’’ diye köylümüz çalışmaz oturursa bu iş zaten taa baştan olmaz. Kabukları kırmak lazım. Paranın tatlı sesi duyulmaya başlanınca eminim herkes ucundan kıyısında soyunmaya başlar bu işe. Arap bedevilerinin, petrol kuyularının yanında yan gelip yatması gibi, biz de sıcak suyumuzun başında yatarsak; çalışmaz, üretmez, girişimci bir tavır takınmazsak, küçülme ve sonunda yok olma kaçınılmazdır. Devlet büyüklerimizden de hayır yok zaten. O halde herşey biraz da kendi ellerimizde. Bedevi kendi tembelliğine, “bahtsızlık” diyerek avuna dursun. Onun hakkından çöllerdeki “kutup ayısı” gelir zaten. Biz kendi işimize bakalım... SAYGILARIMLA GEÇEN HAFTANIN İNTERNET YORUMU (Haymanagazetesi.org) BAŞLIK; Yalnız Bırakıldık GÖNDEREN; Halis “Bir Ankara ilçesine yazık edildiğine tanık oluyoruz. Başkentin dibindeki bu duyarsızlıklar nereye kadar gidecek. kapatıp kapıları Haymana’yı boşaltarak Ankara’ya veya diğer şehirlere göçle mi çözülecek sorunlar. İstenen bu mu? Taş yerinde ağır olması gerekmiyor mu? Ancak gidişat gün geçtikçe kötüleşiyor ve bizler karamsar değil gerçekçiyiz. Teşekkürler Yavuz bey, teşekkürler yerel basın. Yükseltsin herkes sesini.’’