Daha önce de belirtmiştim, kararım hiç değişmeyecek, üstüne basa basa ısrar ediyorum; HAYMANASPOR bir amatör spor kulübüdür ve beklentiler asla fazla büyük olmamalıdır. Kendi yağı ile kavrulmalı ve bu işi “şimdilik’’ sadece biraz spor, biraz da eğlenceye zevke dönüştürmelidir. Haddinden fazla beklenti, abartılı bir başarı inancı hüsrana dönüştüğünde, yıkımı da o oranda büyük oluyor. Tıpkı politika ya da diğer konular gibi çıta asla yapabileceğinden yüksekte durmamalı. Mesela; Haymana çocukları oynamalı tepeden tırnağa. Yensinler yenilsinler önemli değil. Her halükarda onların sırtları sıvazlanmalı, onlara sitem edilmeli ama asla gururları kırılmamalı. Onlar alışkındırlar bilirler, sevinç içimizde çoğalır, üzüntü de içimizde erir. Zaten kısıtlı olan paraları, biryerlerden futbolcu getirerek heba etmek de manasız şu şartlarda. Gelenlerin iyi niyetinden şüphemiz yok, ancak konu da o değil zaten. Olmuyor olamıyor maalesef. Küçük bir ilçenin mütevazi bir takımıyız işte, elimizden gelen bu. Kasmamak lazım fazla. Zaten daha fazlasını da ne maddi olarak kaldırabiliriz ne de kapasite olarak. Hafta sonları şölen havasında birkaç saatlik bir temaşa, “maksat spor olsun”la birleşince, küçük bir eğlence olarak kalmalı. Kahvehane köşelerinden kurtarılmış onbeş-yirmi genç, kötü alışkanlıklarından arındırılmış yeni nesil en büyük kazanç olmalı şimdilik. Taşıma su olarak değirmen döndürmek, dışardan futbolcu almak, zamanla tıkanır ve hep bir ucu karanlık tünel, aksak ve devamı başkalarının sırtında bir başarı olur. Kim benimser bağrına basar bu ithal gururu? Profesyonel büyük klüplerdeki yabancı futbolcular gibi, dışardan gelmiş başka şehrin çocukları da anlayamaz hissiyatımızı. Pazar günü oynanan maçta; yaşı en büyük olan ama en çok koşan “ERKAN’’ kadar canını dişine takamaz hiçbirisi. Saha kenarındaki “CEMAL’’ kadar yüreği çarpmaz hiçbirisinin. Ya da maçta olmasa da, aklı hep Haymanaspor’da olan emektar kaptan İlyas Abi (SÜSLÜ) kadar içi titremez onların. Ve geçmişte bu takıma emeği geçen tüm diğerleri gibi HAYMANASPOR adlı bambaşka dünyada yaşayamazlar. Birçok kişi hatırlar eski “onların’’ zamanlarını. O zamanki aşk, şevk, heyecan, coşku ne zamandır yaşanmıyor, biliyorsunuz hepiniz. Toprak sahaların, hertarafı dökülen tribünlerin, Hasan ağa deresine kaçan topun bir daha gelmediği zamanların “FUTBOL” keyfini acaba kaç kişi alıyor şimdi? Ve tribündeki genç, yaşlı, çoluk çocuk; hepsi kendi çocuklarını, kendi ağabeylerini, kendi akranlarını, arkadaşlarını seyretmek için gider bir amatör küme maçına. Adı Haymanaspor olan ama, oynayanların bambaşka kişiler olduğunu görüpte içinde ki burukluğu nasıl yaşamaz? Nitekim iki elin parmaklarını geçmeyen taraftarda bunu ispatlar nitelikteydi geçen pazar günkü maç. Simit yiyerek çıktığımız maçlar geliyor aklıma. Rahmetli Adnan Abi (Bozzo)’nun babacan tavırlarıydı bizim ekmeğimiz aşımız. Ama dışardan para için gelen bu gençlere “simit ye, canını dişine tak, Haymana’yı sevindir’’ diyemezsiniz. Deseniz de havada kalır, içini dolduramazsınız. Ve bu işi meslek edinmeyi, ekmeğini bu işten kazanmayı düşünen kendi gençlerimizi kazandıracaksak eğer, sahada onlar olmalı. Profesyonellik şansını onlara tanımanın yolu da onların oynamasından geçer. İsteriz ki Sercan KOÇ bir büyük takımda goller atsın, TANJU adını Türkiye’nin bildiği bir takımın formasında terletsin. Ve onlar gibi nice öz be öz Haymanalı olan çocuklarımıza verilsin bu şans, başarı kredisi. Ve tibündeki cıvıl cıvıl çocuklar; onlar kendi ağabeylerini örnek alsın, onların başarıları diğerlerine hem referans, hem de özgüven yapsın... SAYGILARIMLA