Adı Coğkun Göğen, televizyonlardaki bilinen adıyla Tecavüzcü Coşkun. Her türlü bilimum tecavüz sahnelerinin başrol oyuncusu olan Coşkun, sinemadaki tecavüz sahnelerini gerçek sanan vatandaşlardan kaç defa sokakta dayak yediğini kendide bilmiyor. Halkımız bir zamanlar televizyondaki bir filmde bile tecavüze tahammülsüzken, şimdi bir kurumdaki sapığın kuruma vereceği zarar tartışılıyor, çocukları düşünen kaç kişi var?

Aile ve Sosyal Politikalar bakanı, üstelik bir bayan ve o da bir anne. Ve mağdurların hepsi çocuk. Oysa bakan’ın daha dikkatli davranması ve konuşması, çocukların mağduriyetini daha düzgün cümlelerle ifade etmesi gerekirdi. Topluma “Bir kereden birşey olmaz” algısını oluşturmamalıydı.

Bizim görgümüzde, örfümüzde, ahlakımızda ve dinimizde mağdurun yanında saf tutmak var, bir kişinin ya da kurumun sırtını sıvazlamak ve ondan sütten çıkmış ak kaşık hijyeni yaratma kaygımız olmamalı. Sapıklığı kıyamet alametleriden sayıyor din ulemaları. İmanlı bir kurum olduğunu iddia edenlerin etrafında cereyan eden olayı, bu alametlerin neresine koyacaksınız?

Televizyonlar bu işin elbette baş mümessilleri. Kurtlar Vadisi dizisinde bir zamanlar Çakır diye bir karakter vardı. Mafya Babası Çakır dizide ölünce, bazı angutlar camilerde mevlid okutup, lokma falan dağıttılar. “Lan ne duyarlı, duygusal halkım var benim” derken, her taraf mafya özentisi, ayakkabının topuğuna basan, elinde tespihle racon kesen, çakma mafyalarla dolmaya başladı. Mertliği, delikanlılığı, mafya olarak algılayanlar türedi her tarafta. Tavuk kesemeyenler, racon kesmeye, hatta yetinmeyip kelle kesmeye kalktılar, Çakır’lara özenen çakar almazlar.

Devleti soyup soğana çevirenlere; “Çalıyor ama çalışıyor” diye çanak tutanları neresinden tutacaksın. “Çalıyorsa benden çalıyor, sana ne” diye çemkirenlerin haddi hesabı yok. İşin tuhafı çalanlar müslüman, çalmasına göz yumanlarda “müslümanız” diye, ortalıkta dört başı mağmur gezinenler. Her türlü dalavereyle vergi kaçırıp, Cuma namazını kaçırmayanların dünyasında saf tutanlara selam olsun, ne diyelim. Bari dini alet etmeyin, milleti bu güzel dinden soğutmayın, olası mübarekler.

Reza’ların devletten ödül aldığı bir toplumdan fazla bir şey beklemekte elbette haksızlık. Adam, dünyanın her tarafında dolandırıcı, rüşvetçi, bir tek bizde yere göğe kondurulamayan iş adamı, ihracatçı. Önüne yatmaktan kulunçlarımız ağrıdı. 35 sene çalışıp başına bir ev dahi alamayanlar, koluna 700 bin TL’lik saat takanları elleri patlayıncaya kadar alkışladılar. Dinine laf ettirmeyenler, “Bakara, makara” diye ayet sallayanları gül suları ile karşıladılar. Fazla birşey beklememek lazım bazen toplumdan, 5 kere Hacca, 10 kere Umreye koşanların havalaanlarında patlattıkları flaşları, “nur” olarak algılamaları öğretildi onlara. “O’nur” kavramı inşallah öbür dünyada sahibini bulur, ilahi adalet nasipse o zaman tecelli eder. Anlaşıldı ki bu dünyada; çıkar var, ikbal var, günü kurtarma var, bencilliğin daniskası var, yaltaklanma, yalamalık var. Paralelliğe çatıp, dik duruyormuş görünen yamuklara sözümüz, bu dünya meclisinden dışarı olsun.

Paranın arkasına saklanıp, fakirliği hakir görenlerin halkın karşısına çıkarak para ile adam olunmadığının altını çizmelerine, kendi kendilerini rezil etmelerine kaç kişi gülmüştür acaba? Karanfilli halkı ezerek, kendi zenginliği gül’e bandırıp, pişkinliğin dibine vuran bu zat’ın deve dikeni kadar, değersizliğini, kim yüzüne bir şamar gibi vuracak? O gülerken biz kahkahalar atıyorsak, hangi yüksek ahlaki değerlerden bahseceğiz de geleceğe ulvi kişiliğimizi miras bırakacağız, anlayan anlamayana anlatsın. Dünyalık servet ile insanlık bir arada yürümüyor demek ki, Ali Ağa ortanca karısıyla hava basa dursun, Ali Ağa olmak kolay, Alim olmak zor, cebi değil, gönlü zenginler lazım.

Zordur ahlaklı olmak, her bünyede bulunmaz. Beyinle yüreğin bir arada birbirini tamamlaması gerekir ki, bazı insanlar da yürek varsa beyin, beyin varsa yürek yoktur. Her ikisi olduğunda, tamahkarlık ortaya çıkar ve bir çuval insanlığı berbat eder. Bir o kadar da kolaydır bazen. Yeter ki yüreğinizde ve beyninizde bir gram insan sevgisi taşıyın. Gerisi kendiliğinden gelir.Kısacası ahlakın net ölçüsü mayadadır, hayadadır. Hiçbirisi yoksa zannetmeyin ki paradadır. İnsanların dinine dokunmayın bari, ya da alet etmeyin. “Sıratta sırıtmak” diye bir ayet yok. Cepli kefende icat edilmedi henüz.

HAFTANIN SÖZÜ: “Siz bana farklıyım diye gülüyorsunuz, ben size hepiniz aynısınız diye gülüyorum„

HAFTANIN HABERİ: Ayağı kırılan M.Ö(25)’nün “kırık yere taze et koy” diyen komşuya, M.Ö’nün annesi cevap verdi, “et bulsak yeriz ayol, kırıktan kim ölmüş” SAYGILARIMLA