Yolculuğunun manevi duraklarını Hacı Bayram-ı Velî, Taceddin-i Velî, Hallaç Mahmud ve Sarı Saltuk çizgisiyle bağdaştıran Prof. Dr. Arıcan, Saraybosna’daki ilk durağının Kovači Şehitliği olduğunu belirtti. İzzetbegoviç’in kabrinin gösterişten uzak, halkının ve şehitlerinin arasında yer almasının derin bir anlam taşıdığına dikkati çeken Arıcan, bilge liderin vefatından sonra da milletinin bir parçası olarak mütevazı duruşunu koruduğunu ifade etti. Kabir ziyaretinin sadece bir anma değil, aynı zamanda Aliya’nın bıraktığı fikir mirasının ne kadar anlaşılabildiğine dair bir ödev sorgulaması olduğunu vurguladı.
DOĞU VE BATI ARASINDA MEKANİK DEĞİL BÜTÜNSEL BİR TERKİP
Aliya İzzetbegoviç’i yalnızca bir bağımsızlık mücadelesi lideri veya devlet adamı olarak değerlendirmenin eksik kalacağını belirten Arıcan; onun "Doğu ve Batı Arasında İslam", "İslam Deklarasyonu", "İslami Yeniden Doğuşun Sorunları" ve hapishane yıllarında kaleme aldığı "Özgürlüğe Kaçışım" gibi eserleriyle kalıcı bir mütefekkir olduğunu dile getirdi.
İzzetbegoviç’in Doğu ile Batı arasında yüzeysel bir uzlaşma aramadığını, aksine insanı sadece maddeden ya da sadece maneviyattan ibaret gören parçalanmış anlayışlara karşı bütüncül bir medeniyet eleştirisi sunduğunu aktardı. Günümüz teknoloji ve dijitalleşme çağında bu insani ölçünün daha da hayati hale geldiğine değindi.

İSLAM DÜNYASINA YÖNELİK ÖZ ELEŞTİRİ VE ELEŞTİREL DÜŞÜNCE ÇAĞRISI
İzzetbegoviç’in İslam dünyasının geri kalmışlığını sadece dış etkenler veya sömürgecilikle açıklamadığını; içerideki düşünce donması, taklitçilik ve ahlak-siyaset kopukluğu gibi iç sorunlara da cesaretle dikkat çektiğini belirten Arıcan, merhum liderin "Özgürlüğe Kaçışım" eserinde dile getirdiği "Müslüman Doğu’daki bütün okullarda eleştirel düşünme dersini mecbur kılardım" sözünü hatırlattı.
Eleştirel düşüncenin gelenek reddi ya da inanç karşıtlığı olmadığını, aksine delile dayanmak, haberi araştırmak ve aklı başkasına teslim etmemek anlamına geldiğini ifade eden Arıcan, dijital çağda bilgi kirliliğine karşı bu yaklaşımın bir varoluş meselesi olduğunu kaydetti.
ÇOĞULCU BOSNA VE BİRLİKTE YAŞAMA MODELİ
İzzetbegoviç’in 2001 yılında Oxford’da yaptığı konuşmaya atıfta bulunan Arıcan, Bosna’nın Doğu ile Batı’nın buluştuğu çok dinli, çok etnisiteli ve çok kültürlü özel bir coğrafya olduğunu belirtti. Bölgedeki trajedilerin tek tipleştirme çabalarından kaynaklandığını, buna karşın Aliya’nın farklılıkları ilahi bir irade ve zenginlik olarak gören hukuk merkezli bir birlikte yaşama modeli sunduğunu ifade etti.

Kendisinin de daha önce TİKA tarafından yayımlanan eserlerde ve Ebû Hanîfe üzerine yürüttüğü çalışmalarda benzer bir felsefi zemini işlediğini; Ebû Hanîfe’nin kapsayıcı hukuk anlayışı ile Aliya’nın çoğulcu vizyonu arasında güçlü bir bağ bulunduğunu aktardı.
TÜRKÇE VE ORTAK HAFIZANIN TAŞIYICISI
Balkanlar’da Türkçenin tarih boyunca dini, edebi ve kültürel hayatın ana taşıyıcılarından biri olduğunu belirten Arıcan, Türkçenin bir üstünlük aracı olarak değil, medeniyetler arası ortak hafızanın anahtarı olarak görülmesi gerektiğini ifade etti.
Saraybosna’da Gazi Hüsrev Bey Camii’nin yarım asırlık canlı hafızası Hafız Vehbija Šećerović ile gerçekleştirdiği görüşmeye de değinen Arıcan, Türkiye’nin güçlü olmasının Balkanlar’daki toplumlar için büyük bir güven ve moral kaynağı oluşturduğunu; bu durumun Türkiye’ye daha nitelikli bilim, adalet ve eğitim üretme sorumluluğu yüklediğini vurguladı.

SOYKIRIM BİLİNCİ VE SREBRENİTSA İÇİN KURUMSAL ADIMLAR
"Unutulan soykırım tekrarlanır" ilkesinden hareketle, Srebrenitsa’nın sadece yılda bir gün anılmasının yeterli olmadığını dile getiren Arıcan, soykırım hafızasının kurumsallaştırılması gerektiğinin altını çizdi. Bu kapsamda; akademik araştırmaların sürdürülmesi, soykırıma giden zihinsel süreçlerin gençlere öğretilmesi, nefret dili yerine adalet bilincinin geliştirilmesi, inkara karşı arşiv ve hukuki verilerin korunması, gençlik değişim programlarının artırılması ve bölgesel bir "Balkanlar Hafıza ve Birlikte Yaşama Ağı" kurulması gerektiğini belirtti. ASBÜ ve Tuzla Üniversitesi iş birliğiyle 2023 ve 2025 yıllarında düzenlenen uluslararası sempozyum ve anma programlarının bu sürekliliğin birer örneği olduğunu ekledi.
KÜLTÜREL VE AKADEMİK DİPLOMASİNİN GELECEĞİ
Türkiye Yazarlar Birliği’nin 2018 yılında gerçekleştirdiği "Edirne’den Mostar’a Kültür Kervanı" ve 2023’teki "Buhara’dan İpek’e Mehmed Âkif Ersoy" programlarını anımsatan Arıcan, kültür diplomasisi ile akademik diplomasinin birlikte yürütülmesinin önemine değindi. Geçmişi körü körüne kutsamak veya tamamen özden koparak Batılılaşmak yerine "kökleri olan bir yenilikçilik" anlayışının benimsenmesi gerektiğini ifade ederek, önümüzdeki süreçte Aliya İzzetbegoviç araştırmaları, Srebrenitsa hafıza merkezleri, birlikte yaşama yaz okulları ve dijital haritalandırma projeleri gibi kalıcı kurumsal yapıların hayata geçirilmesi çağrısında bulundu.





