Prof. Dr. Musa Kâzım Arıcan, Hz. Muhammed'in hicrî takvim hesabıyla 1500. yıla ulaşan doğumu vesilesiyle yayımladığı felsefî analizinde, Hz. Muhammed'in ahlak mirası üzerinden modern çağın büyük krizlerine nebevî bir projeksiyon tutuyor. Bilgi ve teknolojik gücün tarihte görülmemiş seviyeye ulaştığı ancak merhamet, adalet ve insani değerlerin derin bir aşınmaya uğradığı günümüz dünyasında bu dönüm noktası, kronolojik bir anmadan ziyade insanlık vicdanının radikal bir muhasebesi olarak değerlendiriliyor.

DOĞUMUNUN HİCRÎ 1500. YILINDA İNSANLIĞIN BÜYÜK AHLÂK SINAVI

Tarihsel süreci ve insanlığın mevcut durumunu değerlendiren Musa Kâzım Arıcan, bilgi ve imkânların çoğalmasına rağmen hikmet ve adaletin aynı oranda artmadığına dikkat çekiyor. İletişim teknolojilerinin küresel ölçekte gelişmesine karşın kalplerin birbirinden uzaklaştığı, insan haklarının en çok söylemleştirildiği çağda insan onurunun ağır darbe aldığı ifade ediliyor. Mevlid-i Nebî’nin 1500. yılı, tam da bu kriz ortamında “Peygamberi ne kadar anıyoruz?” sorusunun ötesine geçerek “Onun adalet, merhamet ve hakikat anlayışını bugüne ne kadar taşıyabiliyoruz?” sorusunu sorma sorumluluğunu yüklüyor.

SPİNOZA VE İSLÂM FELSEFESİNDE NÜBÜVVET TASAVVURU

Batı felsefesinin radikal rasyonalist ismi Baruch Spinoza üzerine yürüttüğü uzun soluklu akademik çalışmalarla tanınan Arıcan; felsefe, vahiy ve akıl ilişkisini Spinoza ve İslâm felsefesi ekseninde inceliyor. Spinoza’nın Tractatus Theologico-Politicus (Teolojik-Politik İnceleme) eserinde peygamberliği üstün bir imgelem (imaginatio) yeteneğiyle açıklayarak pratik-ahlâkî sahaya yerleştirdiğini hatırlatan Arıcan, bu teorinin arka planında İbn Meymûn, Fârâbî, İbn Sînâ, İbn Rüşd ve İbn Tufeyl gibi İslâm düşünce geleneğinin kurucu isimlerinin bulunduğunu vurguluyor.

Mevlid Kandili (2)

Deniz kaplumbağalarında yavru çıkışları başladı: 504 yavru denize ulaştı
Deniz kaplumbağalarında yavru çıkışları başladı: 504 yavru denize ulaştı
İçeriği Görüntüle

Ancak felsefî yakınlıklara rağmen temel hakikat ayrımının altı çiziliyor: İslâm düşüncesinde Hz. Muhammed yalnızca toplumsal bir kurucu veya ahlâkî bir dâhi değil; Allah’ın vahyine mazhar olan ve peygamberlik silsilesini tamamlayan Hâtemü'l-Enbiyâ’dır. Arıcan, Batı felsefesinin kavramsal araçlarından yararlanırken İslâm'ın vahiy anlayışını felsefî sistemlere indirgemeden kendi hakikat ufkunu korumanın gerekliliğini savunuyor.

SPİNOZA'NIN BİYOGRAFİSİNDE 'MUHAMMED' İSMİNİN ÜÇ HALKASI

Arıcan’ın analizinde dikkat çeken en özgün boyutlardan biri, Spinoza’nın hayatı ve düşünce evreninde Spinoza ve Hz. Muhammed kelimeleri etrafında beliren üç tarihsel temas halkasıdır:

1. Babası Michael de Espinoza ve Cemaat Yönetimi: Amsterdam Sefarad Yahudi cemaatinin yönetsel kurulu olan "Mahamad" (parnassim du Mahamad) yapısında görev yapan babası üzerinden, Spinoza ailesinin İber Yarımadası'ndaki İslâm medeniyeti hafızasına uzanan tarihsel teması.

2. Baruch’tan Benedictus’a İsim Değişimi: Spinoza’nın İbranice “kutlu/mübarek” anlamına gelen Baruch ismini bıraktıktan sonra Latincede “övülmüş, hakkında iyi konuşulan” anlamına gelen Benedictus adını seçmesi. Akademik literatürde (Kelley L. Ross ve Mehmet Bayrakdar’ın çalışmaları doğrultusunda) bu kelimenin semantik açıdan Arapçadaki Muhammed ("övülmüş, çokça övülen") ismiyle kurduğu çarpıcı anlam paralelliği.

3. Metinlerdeki Kur'an ve Hz. Muhammed Vurgusu: Spinoza’nın eserlerinde ve mektuplarında İslâm toplumlarının siyasal istikrarını, Kur'an-ı Kerîm'e gösterilen saygıyı ve Hz. Muhammed’in takipçileri üzerindeki derin ahlâkî nüfuzunu takdir eden sarih ifadeleri.

Mevlid Kandili (1)

SÜLEYMAN ÇELEBİ VE MEVLİD GELENEĞİNİN MEDENİYET MİRASI

Mevlid kavramının biyolojik bir doğumu aşan medeniyet boyutuna değinen haber analizinde, Süleyman Çelebi’nin Bursa’da kaleme aldığı Vesîletü’n-Necât eserinin Türk-İslâm kültüründeki kurucu rolü öne çıkarılıyor. Türkçe, musiki, edebiyat ve peygamber sevgisinin aynı potada eridiği bu hafızanın yalnızca kandil merasimlerine sıkıştırılamayacağı; adli kararlarda, ticarette, kamu yönetiminde, iş hayatında ve dijital mecralardaki ahlâkî tutumlarda sınanacağı vurgulanıyor.

GÜÇ VE ADALETİN BİRLEŞTİĞİ MİSAL: MEDİNE VESİKASI VE MEKKE'NİN FETHİ

Hz. Muhammed'in hayatı üzerinden çağdaş siyaset ve toplum hukukuna model sunulan bölümde, Medine Vesikası’nın farklı inanç ve kabile gruplarını dışlamadan ortak toplumsal sorumluluk çerçevesinde yaşatma iradesi olduğu aktarılıyor. Mekke’nin fethinde ise gücün intikama değil, genel af ve merhamete dönüştürülmesi nebevî ahlâkın en üstün tezahürü olarak nitelendiriliyor.

Kur'an-ı Kerîm’deki "Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik" ilkesi uyarınca nebevî merhametin pasiflik değil; adalet, af ve istişare ile disipline edilmiş bir güç modeli sunduğu belirtiliyor.

KÜRESEL KRİZLERE KARŞI NEBEVÎ AHLÂK VE YENİDEN İNŞA

Yapay zekâ krizleri, ekolojik yıkımlar, küresel savaşlar ve dijital yalnızlığın kuşattığı günümüz dünyasında Mevlid-i Nebî 1500. yıl idraki, kurumsal ve bireysel ahlâkın yeniden ihyası için tarihî bir imkân olarak değerlendiriliyor. Prof. Dr. Musa Kâzım Arıcan, Nebevî ahlâkın dürüstlük, emanet, liyakat, güçsüzün hakkını koruma ve tabiata saygı ilkelerini merkeze alarak yolsuzluk, haksızlık ve güven kaybına karşı küresel bir medeniyet direnişi inşa edilmesi gerektiğini ifade ediyor.

Kaynak: Hacer Koca