ASBÜ Rektörü ve TYB Şeref Başkanı Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, yayımladığı son makalesinde Edinburgh sokaklarında doğan Harry Potter evrenini felsefî ve edebî açıdan inceledi. Şehrin ikinci hayatından Harold Bloom’un sert eleştirilerine, İbnü’l-Arabî’nin berzah anlayışından Dede Korkut, Manas ve Binbir Gece Masalları’na uzanan makalede Arıcan; modern fantastik edebiyat ile Türk-İslam düşünce mirası arasındaki felsefi bağları ve ahlaki ayrışmaları detaylarıyla ortaya koydu.

EDİNBURGH SOKAKLARINDA GERÇEK VE MİTOLOJİ KARŞILAŞMASI

Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, incelemesine İskoçya’nın iki önemli kenti Glasgow ve Edinburgh arasındaki doku farkını vurgulayarak başlıyor. Glasgow’un Clyde kıyısında yükselen sanayi, emek ve modernleşme sesine karşın Edinburgh’un taşın hafızasına ve edebiyatın inşa ettiği ikinci gerçekliğe yaslandığını belirten Arıcan; Waverley İstasyonu’ndan eski şehre uzanan dar sokakların Walter Scott, Robert Louis Stevenson, Arthur Conan Doyle ve Irvine Welsh gibi dev isimlerin satırlarıyla örülü devasa bir kitabı andırdığını ifade ediyor.

Victoria Street’teki mor bir dükkânın önünde yer alan “resmî lisanslı Harry Potter ürünleri” ibaresinden hareketle Arıcan, bir şehrin bir esere nasıl sahiplik ettiğini sorguluyor. Rowling’in, fikrin Edinburgh kafelerinde doğduğu mitini açıkça düzelttiğini ve kahramanın ilk kez 1990’da bir tren yolculuğunda zihninde belirdiğini hatırlatan Prof. Dr. Arıcan; Elephant House, Greyfriars Kirkyard gibi mekânların kesin kaynaklar değil, hayran kültürü ve turizm anlatılarıyla gelişmiş ihtimaller olduğunu vurguluyor. Arıcan’a göre bir eser sadece yazarın masasında değil; okurun hafızasında, çevirmenin dilinde ve kentlerin turistik hayal gücünde yeniden doğmaktadır.

TAŞTAN HAYALE: GÖRÜNEN ŞEHRİN ARDINDAKİ DÜNYALAR VE İBNÜ’L-ARABÎ HİKMETİ

Edinburgh’un binalarının arkasında gizlenen diğer binalar ve sokakların, Harry Potter evrenindeki "gündelik hayatın ardındaki gizli dünya" mantığıyla örtüştüğünü belirten Prof. Dr. Arıcan, görünür olanın varlığın tamamı olmadığı fikrinin Türk-İslam kültüründe de son derece güçlü olduğuna dikkat çekiyor.

11-126

Ancak felsefî ve dinî bakımdan hayati bir ayrımın altını çizen Arıcan, İslam düşüncesindeki gayb, misal veya hayal anlayışı ile modern fantastiğin kurmaca dünyasının özdeşleştirilemeyeceğini, bunun yanlış olacağını vurguluyor. Buna karşın büyük düşünür İbnü’l-Arabî’nin "hayal" ve "berzah" kavramlarına değinen Prof. Dr. Arıcan, hayalin hakikatin zıddı olmadığını, ancak hikmet geleneğinde terbiye edilmesi gerektiğini ifade ediyor. Arıcan bu noktada, Harry Potter anlatısının hayali hikmete mi taşıdığı yoksa tüketim nesnesine mi dönüştürdüğü sorusunu gündeme getiriyor.

OTUZ BEŞ MİLYON OKUR YANILABİLİR Mİ? DÜNYA EDEBİYATI MAHKEMESİ

1997’de başlayan serüvenin devasa bir küresel kültür endüstrisine dönüştüğünü kaydeden Prof. Dr. Arıcan, "Muggle", "Hogwarts", "Voldemort" gibi kelimelerin gündelik dile girdiğini ifade ediyor. Eserin edebî değerine dair tartışmalara da yazısında yer veren Arıcan, Yale Üniversitesi eleştirmeni Harold Bloom’un “Can 35 Million Book Buyers Be Wrong? Yes” yazısındaki sert eleştirilerini ve A. S. Byatt’ın eserdeki büyüyü "metafizik derinlikten yoksun bir gündelik hayat düzenlemesi" olarak görmesini hatırlatıyor.

Türklerin Gözde Balkan Rotası Karadağ'dan Vize Kararı: Tarih Belli Oldu
Türklerin Gözde Balkan Rotası Karadağ'dan Vize Kararı: Tarih Belli Oldu
İçeriği Görüntüle

İslam düşüncesinde "hayret" kavramının tefekküre ve bilgiye açılan bir kapı olduğunu vurgulayan Arıcan, modern kültür endüstrisinin bu duyguyu geçici bir şaşkınlığa indirgediğini ifade ediyor. Eleştirmen Jack Zipes’ın görüşlerine paralel olarak Victoria Street’teki vitrinlerde fiyat etiketi taşıyan asaların metalaşmaya işaret ettiğini belirten Prof. Dr. Arıcan, yine de eserin akademide gördüğü geniş ilginin onu basit bir tüketim nesnesi yapmadığını savunuyor.

İNGİLİZ OKUL ROMANI TRADİSYONUNDAN BÜYÜYEN BİR SOY KÜTÜĞÜ

Arıcan, Harry Potter’ın benzersiz ve köksüz olmadığını, Viktorya dönemi İngiliz yatılı okul romanı geleneğine dayandığını belirtiyor. Thomas Hughes’un Tom Brown’s School Days eseriyle biçimlenen bu yapıda Rowling’in, sınıflar yerine büyü derslerini ve spora Quidditch’i yerleştirdiğini kaydediyor.

Serinin en büyük başarısını "tonunun çocuk okurla birlikte büyümesi" olarak tanımlayan Arıcan; ilk kitaplardaki neşeli havanın zamanla siyasî baskı, savaş, propaganda ve ölüm korkusuna evrilerek okuru adım adım yetişkin dünyanın gerçekleriyle yüzleştirdiğini ifade ediyor.

33-93

TÜRK ANLATI MİRASININ EŞİĞİNDE: AYNILIK DEĞIL AKRABALIK

Harry Potter ile Türk-İslam anlatı geleneğini karşılaştırırken iki kolaycı tutumdan kaçınılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Arıcan; ne "Bizde zaten vardı" anlayışına kapılmanın ne de kendi mirasımızı yok saymanın doğru olduğunu vurguluyor. Dede Korkut, Manas, Binbir Gece ve destanların modern anlamda fantastik roman olmadığını belirten Arıcan, yine de insanın görünen hayatını olağanüstünün aynasında sınama noktasında ortak bir imkân bulunduğunu kaydediyor.

DEDE KORKUT VE HOGWARTS: BİLGE OZAN İLE BÜYÜCÜ ÖĞRETMEN

Hogwarts’taki uzmanlaşmış bilgi anlayışı ile Dede Korkut’un temsil ettiği hikmet anlayışını kıyaslayan Prof. Dr. Arıcan, Dede Korkut’un sadece bir anlatıcı değil, toplum hafızasını taşıyan, ad koyan ve dualarıyla hayatın temel eşiklerinde beliren bilge bir şahsiyet olduğunu vurguluyor.

Hogwarts’ta bilgi branşlara ayrılmışken, Dede Korkut’ta bilginin hayatın bütünü olduğunu belirten Arıcan; modern bireyin "Ben kimim?" sorusuna karşılık, destan kahramanının "Ben kime aitim ve gücümü hangi ahlaki ölçüde kullanmalıyım?" sorularıyla yüzleştiğini ifade ediyor.

TEPEGÖZ VE VOLDEMORT: GÜCÜN İNSANLIKTAN KOPUŞ TRAGEDİSİ

Dede Korkut’taki Tepegöz ile Voldemort arasında felsefi bir akrabalık kuran Prof. Dr. Arıcan, her iki figürün de gücü hayatı korumak için değil, başkalarını tüketmek için kullandığını belirtiyor.

İki karakterin de sıradan araçlarla yenilemediğini ve yıkımlarının aklın doğru kullanımıyla gerçekleştiğini kaydeden Arıcan; Tepegöz’ün bedenen devleşirken insani sınırlarını yitirdiğini, Voldemort’un ise gücünü artırırken ruhunu parçaladığını ifade ediyor. Arıcan’a göre her iki anlatı da hikmetten ve merhametten kopan gücün insanı kendi açlığının esiri yapacağını göstermektedir.

MANAS DESTANI VE BİREYCİLİĞİN AŞILMASI

Harry Potter’ın bireysel bir büyüme anlatısı olduğunu, Manas Destanı’nın ise toplumsal birlik ve tarihsel hafıza merkezli bir nitelik taşıdığını belirten Prof. Dr. Arıcan; modern romanın "Nasıl kendim olurum?", destanın ise "Biz nasıl bir arada kalırız?" sorusunu sorduğunu vurguluyor. Arıcan, günümüz dünyasında gerçek kahramanlığın parçalanmış olanı yeniden bir araya getirmek olduğunu ifade ediyor.

44-77

BİNBİR GECE: ŞEHRAZAD’IN SÖZÜ VE ÖLÜMÜN ERTELENMESİ

Binbir Gece Masalları’nda Şehrazad’ın hikâye anlatarak ölümü ertelediğini ve zalim hükümdarı dönüştürdüğünü belirten Prof. Dr. Arıcan, Potter dünyasında da ana temanın ölüm olduğunu hatırlatıyor. Harry’nin ölümü kabullenip kendisini feda ederek korkuyu aştığını, Şehrazad’ın ise sözün kudretiyle ölüm düzenini değiştirdiğini kaydeden Arıcan, iyi bir hikâyenin şiddeti dönüştürme gücüne dikkat çekiyor.

İÇSEL YOLCULUK, EŞİKLER VE NEFSİN MERTEBELERİ

Peron 9¾ veya Sırlar Odası gibi eşik mekânlarını değerlendiren Arıcan, tasavvuftaki seyr ü sülûk ile doğrudan bir eşleşme yapılamayacağını ancak kahramanın iç sınavı bakımından anlamlı bir kıyas kurulabileceğini belirtiyor.

Harry’nin asıl tehlikesinin Voldemort’a benzemek olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Arıcan, Türk-İslam hikmet geleneğinde hakiki kahramanlığın dışarıdaki düşmanı yenmekten ziyade insanın kendi içindeki kibir, öfke ve tahakküm arzusuyla yüzleşmesi olduğunu ifade ediyor.

ANLATININ AHLAK MERKEZİ: TERCİHLER VE HORTKULUK FELSEFESİ

Yazısında serinin ahlaki boyutunu genişçe ele alan Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, Voldemort ile Harry arasındaki temel farkın tercihlerde yattığını vurguluyor. Voldemort’un ölümü yenmek için ruhunu parçalayarak oluşturduğu "Hortkuluk" fikrini felsefi açıdan inceleyen Arıcan, bunun insanın varlığını güç uğruna parçalamasının bir sembolü olduğunu belirtiyor.

İslam ahlak düşüncesinde nefsin yok edilmeyip terbiye edilmesinin esas olduğunu hatırlatan Arıcan; Voldemort’un mutlaklaşmış nefsin bir portresi olduğunu, Harry’nin zaferinin ise Ölüm Yadigârları’na sahip olma imkânı varken güçten vazgeçebilme iradesinden kaynaklandığını ifade ediyor.

SINIFA VE KURUMLARA ELEŞTİREL BAKIŞ

Eserdeki kan saflığı ideolojisi ve bürokrasi eleştirisine değinen Prof. Dr. Arıcan, romanın devrimci bir tutum yerine kurumları iyi insanların elinde reforme etmeyi amaçlayan bir çizgide durduğunu kaydediyor. Metindeki ahlaki tutarsızlıklara da dikkat çeken Arıcan, Ev Cinleri’nin köle konumunun hikâyede zaman zaman hafif bir dille ele alınmasının serinin genel ayrımcılık karşıtı söylemiyle bir gerilim oluşturduğunu ifade ediyor.

HİKÂYENİN VE HİKMETİN GÜCÜ

ASBÜ Rektörü ve TYB Şeref Başkanı Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, incelemesini Harry Potter fenomeninin küresel başarısını kabul ederek tamamlarken; Doğu ve Batı anlatı gelenekleri arasında kurduğu bu felsefi köprüyle, okuru hayal, ahlak, güç ve ölüm kavramları üzerine yeniden düşünmeye davet ediyor.

Kaynak: Hacer Koca