50 haneli bir köy düşünün. Bu köyde bir bakkal gül gibi geçinir.
50 haneli bir köye, 3 bakkal açılırsa, her üçü de çuvallar, yan yatar, çamura batar.
50 haneli bir köye, 1 bakkal, 1 zerzevatçı, 1 tanede nalbur açılırsa, her biri gül gibi geçinir.
50 haneli bir köye bunlardan 2 şer tane açarsanız, senesine kalmadan açtığınız gibi kapatırsınız.
Bilal Oğlan’a anlatır gibi, tane tane anlatmamın sebebi var. “Finans, istihdam, cari açık, global ekonomi, lansman, plasman” gibi, alengirli ve “kuaförden yeni çıkmış ve 30 yaş bakımını yaptırmış kadın” gibi süslü kelimeler yerine en kolayından anlatayım dedim.
Haymana’nın merkez nüfusu kaç? Taş çatlasın 5 bin kişi. “Valla kurtarmaz, gelişi değil” deseniz 6 bin olsun, “hele yap bir güzellik daha, ayağımız alışsın” deseniz, en son 7 bin olur. Daha da bir kişi yukarı çıkmaz. Bakmayın tabelalardaki rakamlara. Onlar nüfus sayımında trafoya kedi kaçmış rakamlar.
Haymana’da kaç bakkal var? Yaklaşık 30 tane. Kaba hesap bakkal başına 200 ila 230 müşteri falan düşüyor. “Daha ne olsun, bereket versin deyin lan” demeden önce unuttuğunuz bir şey var; büyük marketler.
Bim, A101 ve.. şok şok şok. Reklamlarda tuzu kuru Seda Sayan gerdan kıra kıra bunları övüyor ama, burada mahalle bakkalının sinek avladığı saatlerde, bu marketler oğul vermiş arı kovanı gibi vızır vızır işliyor. Bizim garip bakkallara düşen müşteri pastasını şimdi bu marketlere de böl. Hatta onlara aslan payını, yani en büyük dilimi ver, ne kaldı bakkala, üç beş müşteri. Onlar da ya veresiyeci, ya, bebe belik, ya da senden benden aç Suriyeli.
Bir bakkal abimiz diyor ki; “Bir Cuma günü üşenmedim saydım, bakkalıma müşteriden daha çok dilenci girdi”
Bilal Oğlan’dan az akıllı olanlar, anladı mevzuyu. Hiç eğip bükmeden, sağa sola vurmadan olaya direk dalıyoruz; her önüne gelen, her emekli olan, her tarlayı, sarı öküzü satan Haymana’ya bakkal vb. açarsa, bu gemi yürümez, yan yatar çamura batar. “Lan hiç olmazsa bir dükkan açayım, şöyle oturayım” devri çoktan kapandı. Hele küçük bakkalla ev geçindirmek, çocuk okutmak, evlendirmek dersen, çoktan öldü, Allah taksiratını affetsin.
Haymana nüfusu hele ki bu 2’şer şube açan marketleri de sayarsak, bu kadar aynı iş kolunu kaldırmaz. Bunlar adı üstünde küçük esnaf, daha ne kadar küçülsün, küçüle küçüle cep esnafı oldu.
Sadede bakkallık mı? 25 civarı kahvehane var, Kafe’si, şu’su, bu’su derken 20 civarı yemek yenecek yer var. Bu nüfusa bunlar da fazla. Bu insanlar torun torba, 3 öğün dışarıda yese, vergisi algısı, ssk’sı, işçi yevmiyesi, kirası, stopajı, maaşı, bağ-kur’u, ötesi, berisi, anan aşağı, baban yukarı, lokantacıyı yine kurtarmaz.
Yani; yeni iş kolları, yeni meslekler, yeni ve yaratıcı fikirler üreterek, o konu üzerinde yoğunlaşıp, alternatif iş yerleri açmak lazım.
Hemen herkes aynı işi yapmaya kalkıyor, aynı tastan yemek için uğraşırken didişmekte cabası. Hadi aynı işi yaptınız, o zaman farkınızı ortaya koymanız lazım. Bunların yanında en önemlisi, esnaf gibi esnaf olmak lazım. Zeki, çevik, kurnaz ve cin gibi olmak ta icap ediyor. Eski köy bakkalları gibi, iki sandık lokum, bir sandık piskevit(!) ile olmuyor bu işler. Birisi sizin bakkalınızı veya pastanenizi, atıyorum kahvehanenizi ya da lokantanızı niye tercih etsin? Diğerlerinden bir farkınız olmalı. Bu farkı da düşünüp siz bulacaksınız. Bulamadınız mı? O zaman evin yolunu da zor bulursunuz.
HAFTANIN SÖZÜ; Haftanın sözü Teravih namazından erken kaçmaya çalışan cemaate imamdan geldi; “Biz bitti demeden bitmez”
HAFTANIN HABERİ; Ramazan ayında kahvede 5 gün arka arkaya hesap ödeyen Y.Ç(41) kahveyi bırakıp teravih’e başlama kararı aldı. SAYGILARIMLA