Klasik bir turizm tanıtım broşüründe yaklaşık olarak şunlar yer alır; Oraya nasıl gidilir, nerede kalınır, ne yenir, ne içilir, nereleri gezilir, dönerken ne alınır?

Bugün için Haymana’yı tanıtan bizde turistik bir broşür bastırdık diyelim.

Elbette “Nasıl gidilir?” ile başlayacağız. Nasıl gidilir; “Bak hemşerim bizde ne zaman biteceği belli olmayan bir yol çalışması var, Şimdi Ankara’da Konya yoluna çık. Yok dur hele, sen en iyisi Eskişehir Yoluna çık, Polatlı’ya git, oradan dolan. Yok orası uzak düşer. Sen gene Konya yolundan git, Gölbaşına varınca sola gıvrılıver, aha önüne Haymana tabelası çıkar, kökle gel. Ama dur la, Sen Konya yolundan direk git, Yenice-Haymana yazan yerden ayrıl, hee.. orada da yol çalışması vardı ya la, gel geri, gel geri babam. Şimdi şu yolu dosdoğru tut….” İşte “Haymana ya nasıl gidilir”in bugün için kısa tarifi. Yarınlarda yol biterse, o zaman “Ankara’ya 70 km, bas son gaz gel baba” deriz.

Nerede kalınır? Bak bu konuda alternatiflerimiz iyi. İster 5 yıldızlı otel var, istersen 3 yıldızlı. Yok; “ben parkta bir köşeye kıvrılırım” dersen de bol yıldızlı, gökyüzü palas var. Pansiyonlarımızda idare eder. Elbette, değişik ve Haymana tarzını yansıtan mimarisi Butik Otel diye tabir edilen ve son yıların en çok tercih edilen konaklama yerleri olsa daha iyi olurdu. Ama kalacak yer konusunda sıkıntımız pek yok. Hiç bir şey bilmeyen, çalsın bir evin kapısını, gül gibi misafir ederiz, evelallah.

Ne yenir, ne içilir? İşte en büyük mahcubiyetlerimiz den birisi.

Bize özgü ne var? Kürt Pilavı. Diyelim ki turist’in canı, methini duyduğu "Kürt Pilavı" çekti. Nerede, hangi lokantada, yiyecek? Sokaktaki vatandaş bulur çözümü; “Ne lokantası baba, şurada aşağı mahalleye inersek, Musdo Aga’nın hanımı pek güzel pişirir.” Turist bu, duyduğunu ister; “Burada Tatarlar da varmış, çiğbörek yesek” Yine sokaktaki vatandaş devrede; “Onunda kolayı var babam; Çaldağ Mahallesinde olacak birkaç Tatar aile, onlardan yaptırıveririz” Turist yalanır bu kez; “Birde tatlınız, höşmeriminiz varmış, onu nasıl tadarız?” Vatandaşta çözüm çok; “Onuda konutlardaki Ziynep Aba’ma yaptırıveririz, olur biter, sen sıkma canını. Memleket nereydi senin?”

Haymana’da ne yenir derseniz, aha bunlar yenir. Nerede yenir? Hiç lokanta, restaurant falan arama, önüne gelen ilk kapıyı çal. Açan Kürtse pilav, Tatarsa çiğbörek, Türkmen ise höşmerimi kesin pişirir, misafir eder. Haymana’da lokantada, acılı Adana, Konya etli ekmek, Urfa künefe, Bursa İskenderi var, ama Haymana’ya özgü bir tas çorbası bile yok.

İçecek olarak koruk suyumuz var. Ama onunda bir ayağı çukurda, her sene daha da azalıyor. En baş sebep, bağ kalmadı. Koruğun hammaddesi üzüm yok. Önce dört ayaklı, sonra iki ayaklı keçiler talan etti güzelim bağları. Şimdi karalar bağlamamız, keçi kadar aklımız olmamasından.

Neresi gezilir? İşte en sıkıntılı olduğumuz başka konu. Gezi karnemiz koskocaman bir sıfır. Yabancı olsan, çok değil 3 günde patlarsın sıkıntıdan. Merkezde gezilecek tek yerimiz, bir tarihi anıtımız, evimiz, barkımız, ocağımız, eserimiz olmaz mı? Vallaha, billaha, tallaha yok. “Var” desek çarpılacağız. Köylerde 3-5 mağara falan var ama, nasıl gidilir, kim rehberlik eder, kim anlatır, o da yok. Ulaşım dersen; az gidersin, uz gidersin, özel araban yoksa, nah gidersin.

Haymana’dan dönerken ne alınır? Bak buda burun üstü çakıldığımız bir diğer konu. Elalemin turistik yerinde, hediyelik eşyaları, halıları, kilimleri, bibloları, takıları, tasmaları, incik boncuğu her çeşidinden var. Cebindeki parayı şıp diye çekiyorlar. Götürüyorsun eve, hoş geldin’e gelen konu komşuya havanı atıyor, hasedinden çatlatıyorsun.

Bizde bir tane olmaz mı? Yok. El kadar hatıralık eşyamız, kıçı kırık bir biblomuz, Haymana’yı hatırlatan bir dantelimiz, el işimiz yok. Buradan ayrılanlar, giderken iki kangal sucukla, bir kilo koyun yoğurdu alıyor. Onu da Gölbaşı’nda mangal yapıp yiyor. Memlekete gidince çantasında Haymana’yı hatırlatan, bir tek kirli hamam havluları ile çiçekli donu kalıyor, o kadar.

HAFTANIN SÖZÜ; Bugünün çılgın gençleri, yarının kıçı başı dövmeli nineleri, dedeleri olacaklar.

HAFTANIN HABERİ; Ramazan Ayının 4. günü 12 yaşına basan S.G, sade bir sahurla tekne orucundan normal oruca geçiş yaptı.

SAYGILARIMLA