Evet “karamsarım” demiştim ve bunu da kendime göre sağlam kaidelere oturttuğumu zannediyorum. Benim burun kıvırdığım, bazılarına göre küçük meselelerdir ve bizim derdimiz nedense onları hiç germez.
Sürekli tekrarladığım bir söz var ve bunu benden sıkça duydunuz. Vazgeçmeden ısrarla ve kararlılıkla her yeri geldiğinde de tekrarlayacağım; “büyütemiyor veya geliştiremiyorsan, güzelleştir. Ya da farklı ol”
Bir şehri büyütme ve geliştirmede düşüncelerimiz ve imkanlarımız yeterli olmayabilir. Ama güzelleştirmemek için hiçbir mazeretimiz yok.
Bir ev kadınını düşünün; maharetli ise köhne bir evi alır cennetten bahçe yapar. Ama tam tersi birisi ise sarayı gecekonduya evrimleştirir ki, ne kadar dindar olursanız olun, evrime inanmaya başlarsınız. Her şey bakış açınıza ve sizin yeteneğinize kalır kısacası.
O nedenle Haymana’yı büyütmek, sanayilerle, işyerleri ile donatmak yerine güzel, sakin, huzurlu, yaşanılabilir ve en önemlisi farklı bir şehre kavuşturmak en kolayı ve en mantıklısı. Yok bunuda yapmıyorsak, hiçbir şey yapmayalım bence. Kasmayalım, zorlamayalım. Bizden hormonlu sanayili ve potansiyelli Kazan veya bir Polatlı çıkmaz bu saatten sonra. Ama şahsına münhasır bir Beypazarı, Kızılcahamam veya o minvalde şehirler çıkabilir.
Bana kalırsa bu da yetmez. Bize kimsede olmayan bambaşka bir hava lazım. Yani Haymana’yı memleketin tüm şehirlerinden ayıran bir kimlik ve altını dolduracak özellikler.
Haymana’ya ilk giren kişiyi daha önce karşılaşmadığı bir şehir selamlasın. Başka yerlerden kopya çekmeyin. Ancak esinlenmek için elbette gezin görün. Ama tüm Türkiye’de hatta dünyada her görüldüğü yerde “İşte bu bir tek Haymana’da var” diye gösterilen bir farkındalık yapın.
İnsanlar bir yerlere göç ederken veya seyahat ederken bazı farklı özellikler arar. O şehre ait bir kimlik sorgularlar. Haymana’ya ait bu kafa kağıdında ne yazar? “Şifalı suları ile ünlü” . İyi ama yeterli değil. Bu sulardan o kadar çok yerde var ki, ve hepsi “En iyisi biziz” derken, bizim “Yok bilader, en iyisi, en cevvali, en hakikisi biziz” diye feryat etmemizin bir ağırlığı kalmıyor.
Tamam gerekirse suyumuzla farkındalık yaratalım da, biz habire sıradanlaşmanın peşindeyiz. Kaplıca suyu ve sıradan hatta daha iyisi hamamlar her yerde, otel ise başka diyarlarda daha iyileri, daha güzelleri var. Tüm bunları başka şeylerle bütünleştirip, süsleyemedikçe bizim farkımız nerede kalıyor?
Şimdi tarihin eteğine yapışarak birşeyler için çabalıyoruz. Onun içinde kırk fırın ekmek ve uzun bir süreç lazım. Ama bizim o kadar vaktimiz ve canlı nakitimiz yok.
İşte tüm bunları alt alta yazdığımızda bize beyin yakan projeler lazım. Akıl akıldan üstündür. Bunun için ulusal bazda cin fikir kişilere danışılabilir. Proje, tasarım veya ona benzer yarışmalarla “Bize bir şeyler ortaya çıkarın sizede bir sakal atalım” diye ödüllendirme yapılabilir.
Kısacası tarihi, turizmi, otu, doğayı, börtü böceği aynı potada eriterek bir kompozisyon hazırlayacak ve nerede görülse “Aha işte HAYMANA. Haydin bu hafta sonu bu farklı şehre doğru uzanalım” diyecek eserler lazım.
“Ahkam kestin fikirde ver” derseniz, valla sırf bu iş için yakın zamanda AR-GE’ci diye istihdam edilenler var. Gidin biraz da onlara sorun. Ben “karamsarım” bilader, benden hayır gelmez..
HAFTANIN HABERİ: İçine kaçan cini çıkarmak için Cinci Hoca’ya giden İ.D(54) tedaviden sonra marketten Eti Cin bile almaya tövbe etti.