Diş Hastanesi Haymana’ya geldiğinde gönül bağımızın teli titremişti. O gün çocuklar gibi şen, heyecanlı ve sevinçliydik. İlk zamanlarda hakikaten dişe dokunur işlerde yaptılar. Ama ne zaman araya pandemi girdi ondan sonra oldu olanlar.

Daha doğrusu Diş Hastanesine bir haller oldu. En küçük bir tedavi için ya Gölbaşına ya da Ankara’ya kişelediler insanları. Parası, imkanı, gidecek durumu, atı arabası var mı diye kimse sormadı.

Hal böyle olunca özel diş kliniğine zorunlu gitti vatandaş. İşi yokuşa süren bir devlet kurumu bir yanda, neredeyse kırmızı halılar sererek karşılayan, vatandaşın işini gören ve parasını çatır çatır alan özel kurum. Diş çekilmeyecek gibiyse ve sorunluysa bunun özeli, kamusu olmaz. Çekilmez o kadar. Ama parasını verenin dişi özelde şıp diye çeliyorsa ben bunda art niyet ararım arkadaş.

“Bıktık lan Haymana’dan. Kimse gelmesin, kapatsınlar da kurtulalım” diye mi düşünülüyor bilemem. Ama ortada azı dişi gibi köklü ve de can acıtıcı bir sorun var. Ama kimsenin bu duruma aldırdığı yok. İlgilenmesi gerekenlerin zaten ağzı mis gibi, çil çil implant dolu. Hem çürük dişi hem de züğürt olan kimin umurunda. “Sabah akşam pirzola yiyecek değiller ya. Sürünsünler elleme” diyorlar zaar.

Xxxx

Zaten hep çileliydiler ancak kurban bayramında deyim yerindeyse kurbanlık koyun muamelesi gördüler. Haymana’nın kadınlarından bahsediyorum.

Kurban Bayramı münasebetiyle Haymana 1 hafta tarihi kalabalıklarından birisini yaşadı. Trafik bir taraftan, yolların keşmekeşi diğer taraftan, esnafın yüzü gülerken suyun diğer yanında somurtan bir grup vardı. Somurtmakta sonuna kadar haklıydılar. İşte onlar kadınlarımızdı.

Köyünden, Ankara’dan ve Avrupa’dan gelen kadınların oturacağı bir yer yok. Parklar henüz açılmamış, lokal veya ona benzer bir yer zaten yok. Kafe veya benzeri yerler onlara göre hiç olmadı, bundan sonra da olacağı yok.

İşte Haymana’ya dışarıdan günü birlik gelen kadınlar ya cehennem sıcağı altında arabalarda bekledi, ya da yüzlerini kızartıp bir esnaf dükkanında “Acaba ne zaman kovulurum”u bekleyerek gidene kadar yüzünü kızartıp sığındı.

Peki sırf bu bir hafta için Haymana Meydanına kurulan çadır bayram sonuna kadar ve kadınlara özel bırakılamaz mıydı? Hatta küçük bir çay ocağı konularak, yerine göre soğuk içeceklerde bulundurularak dizayn edilemez miydi? Yapılmadı nitekim. Gerekte görülmedi demek ki.

Bazen milyon dolarlık tesisler inşa edersiniz ama insana direk dokunan basit bir yapı kadar iş görmez. Haymana’ya günü birlik gelen kadına şimdiye kadar kimse bir şey yapmadı. Yapacak gibi de görünmüyor. Bir tarafta 1934’te seçme ve seçilme hakkını kazanan Türk kadını, diğer tarafta yıl 2021 olmuş hala gidecek yeri olmadığı için sokaklarda yemek yiyen, çocuğunu emziren, bir bardak çay içecek yeri olmayan ezik Haymana kadını…

HAFTANIN HABER; Yangınlarda kullanılan malzemelere talep artınca fiyatları da yüzde 100 artmış. Demekki her zaman “biz bize yetmiyoruz”, bazen de “Biz bize kitleriz Türkiyem” devreye giriyor.

HAFTANIN SÖZÜ; Bataklığa gönül verdiysen, sinekten şikayet etmeyeceksin.