Birileri “Onlar giderse ekonomimiz çöker, aha gül gibi geçinip gidiyoruz” diyor. Ama sürüler halindeki son Afgan göçü ile iş daha da içinden çıkılamaz bir hal almaya başladı. Ve ileride en çok başımızın ağrıyacağı bir konu olacak bu. Çünkü her geçen gün telafisiz ve geri dönülemez günlere yürüyoruz. Işığı gören geliyor. Neredeyse 10 milyona yaklaşan bir göçmen nüfus ile bir arada yaşamak saatli bomba gibi. Ve bombanın tik takları patlamaya çok yakın vuruyor.
Geçenlerde Suriyeli çocukların Türkiye’ye olan nefretle büyüdüklerinden bahsetmiştim. Aynı şekilde onlara karşı bir nefret duymaya başlayan bir başka kitle de var; vasıfsız işçiler. Tarlada, sanayide, sokakta çalışan yerli vasıfsız işçilerimizin yerini hızla Suriyeli veya Afganlılar aldı.
Sermaye kesimi bu işlerde zamanında bizim yoksulu kullanıyordu, şimdi elin yoksulunu kullanarak kendi yoksulunu ekmeğinden ediyor. Nasırlı eller rekabetinde bizimkiler geriye düştü kısacası. Buz gibi kinleşme sebebi işte.
Sermaye kesimi aynı zamanda, “İşimde çalıştırırım ama sokağımda bunları görmeyeyim, karımın kızımın etrafında olmasınlar” modunda.
Tırlar dolusu Afgan ülkeye gelirken “Ulan ülke ne hale geldi. Defolsun gitsinler” diyen bir başkası, çaktırmadan Afgan çoban çalıştırıyor. “Bunlar olmasa halimiz nice olurdu” diye içinden sırıtmakta aslında. Ama taa Afganistan’dan yola çıkarken kaybedecek bir şeyleri olmayan bu insanlar en ufak bir sorunda hem mal sahibinin hem de bir başkasının canına ya da malına zarar vermekte zerre tereddüt etmeyecekler. Kız kaçıranları, parasını alamayınca cinayet işleyenleri, yakıp yıkanları okuyorsunuz. Kaybedecekleri neleri var ki. Zaten maça 5-0 mağlup başlamışlar.
Dışarından gelen kitleler halinde kontrolsüz çoğunluk birilerinin işine, aşına, ekmeğine, sokağına, yaşam alanına dahil olduğunda, zaten kıt olan ekmek bölünmeye başladığında, aralarındaki sorunda kaçınılmaz. Bugün olmasa yarın. Şimdi olmasa ileride. Belki bizzat bizim topraklarımızda Suriyeli-Afgan çatışmaları göreceğiz. Ekmek kavgası onlar arasında da olacak çünkü. O gün geldiğinde çekirdek çitleyerek mi yoksa ateşin bizim evimize de sıçramasını izleyeceğiz?
Bundan 20 yıl önce Afgan’ı Suriyeli’si yokken koyunlar güdülmüyor, inşaatlar yapılmıyor ya da hamallık yok muydu? Bugün “Amann ne iyi oldu 3 kuruşa çalışıyorlar” diyen kesimi iyi analiz edin. Emeği daha ucuza mal eden ama alın terine sabah akşam dem vuran dindar görünüşlülerdir. Ya da milliyetçiliğine toz kondurmayan ama “tarlamda, işimde işler tıkırında ve nerdeyse beleş. İşim yürüsünde çalışan kim olursa olsun” diyenlerdir.
Batıdan bakıldığında modern ve gerçekten örnek bir ülke olma yolundaki Türkiye, her geçen gün Ortadoğu çöplüğü olmaya doğru yelken açıyor. Bunu göremeyen veya görse de başka hesapların peşinde olan siyaset, kah insanlıktan, kah dinden dem vuruyor. Ama ileride yaşanacak insanların birbirine kin ve nefretle baktığı ve kaçınılmaz çatışmaların yaşanacağını biliyor, anlıyor fakat saflık yapıyor. Bizlerin de bu saflığa biat etmemizi bekliyor.
Pir Sultan Abdal “Demiri demirle dövdüler; biri sıcak biri soğuktu. İnsanı insanla kırdılar; biri aç biri toktu” ile bugünleri özetlemiş. 500 yıl önce geleceği gören Pir Sultan gibi zekalılar lazım bize. Öbürlerinden zaten yeterince var.
HAFTANIN HABERİ; İstanbul’da Suriyeli dilencinin parasını alan Afganlıyı döven Iraklıları kovalayan Gürcüleri Somaliller ayırdı....