“İnlerine gireceğiz”

“Bu onların son çırpınışları”

“Kendi kanlarında boğulacaklar”

“Her şehidin hesabını soracağız”

Yıllardır aynı laflar. Sonuç; bir sonraki şehit’e kadar unutulur gider. Siyasiler unutur hadi, unutmak siyasetin fıtratında var diyelim. Sokaktaki vatandaşta unutuveriyor; “Sabah ne yediğimi hatırlamıyorum, şehitlerimi unutmayacağım” gibi bir lafa denk geliyor mevzu.

Ne zaman vatan millet meselesi gündeme gelse, sağolsun devletimizde elinden geleni yapar unutturmak için. Baktın unutulmuyor, eften püften bir mesele gündeme atılıverir, herkes ona odaklanır.

Örnek Lozan meselesi. Ekonomi tepetaklak giderken, herkes cebinden uçup giden parayı tam sormaya kalkarken, “Lozan yutturmacası” gibi nur topu bir polemik atılıverdi.

Tam Lozan, galibiyet mi mağlubiyet mi? Olayını televizyondaki kelli felli tarihçiler bir karar bağlamıştı ki, bu defa Suriye meselesi bir kez daha kafaları karıştırmaya başladı.

Baktılar ki vurdumduymaz millet, siyaset, dış politika falan düşünmeye başladı, devletin imdadına milli takım yetişiverdi. Suriye çıkarması galibiyet mi, mağlubiyet mi? Sorgulanmaya başlanmışken, “Arda ile Fatih Terim den hangisi haklı” ya dönüverdi mesele.

Birkaç gün sonra şehitlerde unutuluverir. Baktılar herkes uyanmaya meyilli, bu defa Acun çıkar piyasaya. Millet “ne oluyor lan” demeye başladığında, yırtık dondan fırlayıverir meydana. “Survayvır’a hangi ünlü katılıyorrr…? kim ünlü, kim gönüllü…? Ünlü ise ne kadar ünlü? Gönüllü ise, gönlü kimde?” İle başlayan tartışma neticesinde, şehitlerimiz arada kaynar gider. Şehit ailelerinin zeytin ekmek yediği kimin umurunda, survayvır dakiler her gün kokonat yiyor yazık!..

Tabii birde internet kahramanlarımız var, gündemi sıcak tutan. “Asalım, keselim, gidelim vuralım, kıralım, taş taş üstünde koymayalım” güruhu var ki, bunlar hepsinden fena. Hepsi ölümüne vatan millet sevdalısı, ama bir araştırsan ya askerliği bedelli yapmıştır, ya da 10 senedir askerlikten yırtmak için Açık Öğretimde okuyordur. Tavuk kesemeyenler, kelle kesmeye kalkarlar, bilgisayar başında.

Şehitler haber bültenlerinde sıradan bir haber gibi 10 saniyede geçiştirilmeye başlandığından beri, ruhumuzu şeytana sattığımızın tescilidir aslında. Şehitlerin neden sadece gecekondulardan çıktığının sorulmasına paravandır. “Madem asker, para alıyor, elbette ölecek” diyecek kadar densizleşen, bazı müptezellere prim tanımaktır. Ülkemde yetişmiş, doktorların, mühendislerin, akademisyenlerin iş bulamadıkları için zorunlu olarak uzman, polis olduklarını sorgulatmama taktiğidir bu.

Askerleri tedavi etmek için kurulmuş olan GATA’nın, devrinden sonra bir yaralı askerin tedavisine randevu vererek başından savmasını bertaraf etmektir ve bunu unutturmak içindir bütün mesele.

Şehitler yarın nasıl unutulmasın. Tüm çaba unutturulmak, sıradanlaştırılmak, gündemi alabora etmek için kurgulanmışsa, unutulmayıp ta ne yapacak şehit? Ortalığın yanar dönerlerden geçilmediği, her dakika bir polemik konusunun ortalıkta döndüğü memleketimde, unutulan şehit mezarında ters dönse ne olacak, ya da kim umursayacak. Memleketin aslanları kara toprağa girdikten sonra, sen inlerine girsen ne olacak. Dindirebilir misin, gözünden kanlı yaş akan şehit ana’sının sızısını? Ya da acıdan inleyen babanın ateşini. Yetimlere hiç dokunmuyorum bile. Dokunsan her tarafından acı akacak, ne akıl dayanacak, ne yürek.

HAFTANIN SÖZÜ: Yoksulluk kök salmış dört bir yanımıza. KARUN gibi yaşayıp, EVLİYA gibi konuşanlar utansın.