İstanbul da 3. Köprü yapılarak Asya ile Avrupa DİREK bağlandı.

Konya Yolu ile Ankara arası hızlı treni hiçbir engele takılmadan DİREK bitti.

Bizde ise 10 senedir süren Ankara yolu DİREK’lere takıldı.

Yetkililer, “Bu yolu DİREK bir sonraki seçime kadar bitirmeyiz arkadaş” diyemedikleri için, olayı elektrik DİREK’lerine bağlayıverdiler.

Orucumuzu bir başka sevinçle tuttuk. Teravih namazında 20 rekata bir 20 rekat daha namaz kılacak kadar sevindirik olmuştuk. Nedeni “Yolunuz Ramazan bayramına tamamlanacak” demişlerdi. Sonuçta yediğimiz lokumlar boğazımızda düğümlendi. Yol bitmemişti. “O DİREK’ler olmasaydı, trafo çarpsın, bitirecektik” dediler. Sineye çektik.

30 Ağustos Zafer Bayramı bizim için daha bir anlam kazanmıştı. O tarihte Ankara Duble Yolu’muzu da kullanmaya başlayacaktık. Çünkü yine o malum yetkililer “Çifte Zafer’e hazır olun ey Haymana, bu kıyağımızı da unutmayın” deyivermiş, yüreğimizin yağını eritmişlerdi. 30 Ağustos’ta erkenden kalkıp yüzümüzü bile yıkamadan sopadan DİREK’lere bayrağımızı takıp yola bakmaya koştuk ki, bir de ne görelim, o DİREK’ler hala yerinde duruyor. “Yüksek gerilimlere gelelim ki bak, ah o DİREK’ler tüm işimizi bozdu, ekstradan Darbe falan da çıkınca sizin iş olmadı” dediler. “Olur be, vatan sağolsun, yaşasın halkın demokrasi nöbetleri. Ne yapalım, Allah jeneratörlerinize zeval vermesin” deyip, yüreğimize taş bastık.

Kurban Bayramı öncesi pek bir keyifliydik. Kurbanlık koçun en kınalısını, düvenin en yakışıklısını seçtik. Çocukların bayram harçlığını ceplerine koymak yerine, tükürükleyip alınlarına yapıştıracak kadar çakır keyif bir sevinç yaşıyorduk. Nedeni malum; “Ankara Yolu Kurban Bayramı’nda bu sefer kesin tamam” demişti, o çok mübarek yetkililer. Bayram namazından sonra mezarlıktan önce yol’a bakmaya koştuk. Birde ne görelim direkler hala yerinde. O zaman anladık ki, bizim yol işi yine DİREK’lere takıldı. Kasabın elinden kurtulmuş kurbanlık boğa gibi sağa sola koşsak ta elimizden bir şey gelmiyordu. Pek bir sayın yetkililerimiz; “Şebit kavurma çarpsın, TEDAŞ direkleri kaldırmadığı için bitmedi. Yoksa, yol size kurban olsun. Aman kavurmanın üzerine bol su içinde ciğerinizi yakmasın” dediler. Anladık ki; “yolun üzerine bir bardak soğuk su için” manasına geliyordu bu. Közlediğimiz kaburgalara giriştik, “canınız sağolsun” demekten başka elimizden bir şey gelmedi.

Derken kış kapıya dayandı. Odun, kömür derdini bir tarafa attık. Çocukların okul masrafını bile önemsemedik. Doğuştan muhterem yetkililerimiz bu defa “Kışa yol tamam nasipse, kar düşmeden siz yola düşersiniz” demiş, yüreğimizin yağını eritmişti. Sevincimizin sebebi buydu. Hafta içi havada birkaç tane kar damlası görünce koşarak yola gittik. Daha sanayi’nin oradayken direkler tüm ihtişamıyla yolun ortasında salınınca, hakikaten buz kestik. “Lan gördüğümüz hayaldir mutlaka” deyip bir tur Ankara yapıverdik. Hay gitmez olaydık. Yol daha tüm ruh karartan haliyle taş, toprak içinde duruyordu. DİREK’lerde öyle dikilmiş, halimize telleriyle gülüyorlardı.

Netice de kış; “ben geldim” dedi, yol hala bitmedi. Görülen o ki, bu kışta bitmez. “1 haftada kaldırılır” denilen direkler, İstanbul’u Fethetmiş Fatih Sultan Mehmet gibi mağrur dikiliyorlar. Bugün yarın karakış tam manasıyla bastırırsa, çalışma tamamen duracak. Ondan sonra yandı gülüm keten helva. Bahara ne zaman başlar, yine hangi tarih verilir, o direklerin boynu ne zaman vurulur? düşün dur.

Bu işin sorumlusu Büyükşehir ve onun yetkililerinden, en cevvalinden bir açıklama bekliyoruz. Lafı dolaştırmadan, eveleyip gevelemeden, eğip bükmeden DİREK bir açıklama ve net bir tarih istiyoruz. Adımız büyükşehir olunca, pek bir büyümüyormuşuz demek ki. “Büyüklüğü değil işlevi önemlidir” diye boşuna dememiş uzmanlar. SAYGILARIMLA

HAFTANIN SÖZÜ; ABD’nin yeni Başkanı TRUMP için İslam düşmanı diyorlar. Sanki Clinton’un alnı secdeden kalkmıyordu.

HAFTANIN HABERİ: Anne terliği’nin silah sayılmasının ardından, terliğine ruhsat almak isteyen anneler, emniyet müdürlüğünde uzun kuyruklar oluşturdu.