Epilepsi ve Yaşam Derneği Yönetim Kurulu Başkanı, aynı zamanda Uluslararası Epilepsi Bürosu (IBE) Türkiye Temsilcisi ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) IGAP Türkiye Koordinatörü Ebru Öztürk, 19 Eylül Cumartesi günü saat 12.00’de düzenlenen basın açıklamasında, epilepsi alanında 24 yıldır sürdürülen çalışmaların geldiği noktaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Öztürk, açıklama öncesinde tüm ulusal basın kuruluşlarının davet edildiğini ancak toplantıya ulusal haber ajanslarının katılmadığını belirterek, bu duruma tepki gösterdi. Eleştirisinin tüm basın kuruluşlarına ve gazetecilere yönelik olmadığını vurgulayan Öztürk, sözlerinin görüştükleri dört ulusal ajans yetkilisine yönelik olduğunu ifade etti.

“24 yıllık mücadelenin ardından önemli çalışmalar hayata geçiriliyor”
Epilepsi alanında yürütülen çalışmalar kapsamında Ankara’nın 25 ilçesini kapsayan bir eğitim çalışmasının başlatılacağını belirten Öztürk, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile iş birliği içerisinde 81 ile uzanacak ulusal bir programın ve Cumhurbaşkanlığı, TBMM ile 15 bakanlığın davet edildiği uluslararası bir çalıştayın hayata geçirileceğini açıkladı.
Bu çalışmaların kamuoyu açısından önemli olduğunu savunan Öztürk, ulusal basının ilgisizliğini şu sözlerle eleştirdi:
“Bütün bunlar haber değeri taşımıyorsa açıkça soruyoruz: Ulusal bir başarı sizi hiç mi heyecanlandırmıyor? Binlerce insana umut olacak yeni bir kapının açılması hiç mi önem taşımıyor? Haber olabilmek için mutlaka birilerinin ölmesi, zarar görmesi veya acı çekmesi mi gerekiyor? Haber yalnızca cinayet, kavga, felaket ve üçüncü sayfadan mı ibaret?”
“Epilepsililer çözüm masasında söz sahibi olacak”
Öztürk, epilepsi alanında yürütülen çalışmaların yalnızca bir eğitim veya sağlık çalışması olmadığını, epilepsililerin kamusal alandaki konumları açısından da yeni bir sürecin başlangıcı olduğunu söyledi.
Yıllardır epilepsililerin kendileri hakkında alınan kararlarda yeterince söz sahibi olamadığını belirten Öztürk, yeni süreçle birlikte epilepsililerin karar mekanizmalarına daha fazla dâhil edilmesinin hedeflendiğini ifade etti.
Öztürk, “Sizin haber değeri görmediğiniz bu çalışma, yıllardır yok sayılan epilepsililerin ilk kez, ‘Bizi de insan yerine koydular, fikrimizi sordular ve çözüm masasına oturttular’ diyebilmesidir. Epilepsililer ilk kez yalnızca haklarında karar verilen kişiler değil, kendi gelecekleri hakkında söz söyleyen taraflar olacaktır” dedi.

“Gazetecilik yalnızca acıyı ve çatışmayı haber yapmak değildir”
Ulusal basının konuya yeterince ilgi göstermediğini dile getiren Öztürk, gazeteciliğin toplumsal başarıları ve umut veren gelişmeleri de kamuoyuna aktarma sorumluluğu taşıdığını söyledi.
Öztürk, epilepsi alanındaki çalışmaların yurt dışındaki bazı kurumlar tarafından da takip edildiğini belirterek, Uluslararası Epilepsi Bürosu ile Deutsche Welle’nin konuya gösterdiği ilgiyi örnek gösterdi.
“Yurt dışındaki kurumların, Uluslararası Epilepsi Bürosu (IBE)’nin gördüğü, Alman resmi kanalı Deutsche Welle (DW)’nin değer verdiği bu mücadeleyi siz hâlâ göremiyorsunuz” diyen Öztürk, gazeteciliğin yalnızca olumsuz olayları gündeme taşımakla sınırlı olmadığını vurguladı.
Öztürk, “Gazetecilik yalnızca acıyı, ölümü ve çatışmayı haber yapmak değildir. İnsanlara umut veren başarıları görmek, yılların emeğini kamuoyuna duyurmak ve sesi duyulmayanların sesi olmak da gazeteciliğin temel görevidir” ifadelerini kullandı.
“İyi ki yerel basın var”
Açıklamasında yerel basının çalışmalarına da değinen Öztürk, yerel basının epilepsi alanındaki gelişmelere gösterdiği ilgiyi olumlu bulduğunu belirterek, ulusal haber ajanslarının da benzer bir duyarlılık göstermesini istedi.
Öztürk, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:
“Biz eğitimde buna ‘bakmak değil görmek, duymak değil dinlemek, durmak değil hissetmek’ deriz. Bir haberi görmezden geldiğinizi düşünebilirsiniz. Gerçekte ise yıllardır görülmeyi ve duyulmayı bekleyen binlerce epilepsiliyi ve ailesini yeniden görünmez kılıyorsunuz.
İyi ki yerel basın var! Yerel basının gördüklerini, ulusal basını yönlendiren 4 ajansın artık görmesini diliyoruz. Biz mücadelemize devam edeceğiz. Ancak toplum adına kalem tutanların da önce dönüp kendi vicdanlarına bakmalarını bekliyoruz.”




