Eğitim çok şey, ama herşey değil. Lise hatta üniversite okumuş, tuğla gibi kitapları hatim etmiş ve en nihayetinde çarşaf gibi bir diploma almakla bitmiyor iş. TV’de bir muhabir, elinde mikrofon sokaklarda dolaşıyor. Genelde gençlere sorular soruyor. Soru şu; “19 Mayıs ne ifade ediyor?”. “Harf inkılabı’’ diyen oldu, “Sivas kongresi” diyen oldu, “Ayyy…kimin doğum günüydü yaa…“ diyen oldu, hatta “Kabotaj bayramı’’ bile diyen oldu. Şükür çoğunluk bildi de az buçuk ferahladık. “Atatürk’ün Samsun’a çıkarak, Kurtuluş savaşını başlattığını”. Bilemeyenlerin eğitim durumunu sordu muhabir. Asıl “ŞOK” buradaydı işte. Çünkü birçoğu; Lise hatta Üniversiteliydi. Tumuturaklı bir eğitimin eksikliği gün gibi meydanda. Misal öğrenci kazanıyor TIP fakültesini, bir dalıyor; böbrek, karaciğer, dalak, apandisit... Dünyayı unutuyor... Doktor var alanında uzman, ama dünyadan bi haber. Doktor var o da işini yapıyor ama tüm entellektüelliğiyle “her konuda’’ uzman, bilgi sahibi. Tüm diğer mesleklerdeki gibi; her ne mezunu olursan ol, her ne iş yapıyorsan yap, bir de dış dünya da yaşananlara kulak misafiri ol. Eğitimin yanında, bilgi, beceri, duyarlılık ve kendini her alanda yetiştirmek te önemli. Çerçevelenmiş bir diplomanın “hava’’sı çok olabilir ama, basit bir “dünyevi’’ soruda çuvallamanın bedeli ‘’hava-civa’’ olarak geri tepebilir. Askerliğimde genelde arkadaşlarım; “Kısa dönem’’ denilen üniversite mezunlarındandı. Öyleleri vardı ki; ekonomiden politikaya, aktüaliteden dünya siyasetine, kültürden sanata herşeye hakim bir yapıdaydılar. Ve o kadar mütevazi, bir o kadar da kalender insanlar. Ama öyleleri de vardı ki; gece dersinde “Say Cumhurbaşkanlarımızı?’’ deyince 5 tanesini zor sayıyordu. Ama görseniz burnundan kıl aldırmak şöyle dursun “Gözünün üstünde kaşın var’’ desen, “Evet bir tek bende var, ben seçilmiş kişiyim” diyecek kadar egosu şişkin, havalı. “Ne mezunusun?’’ ‘’Bilmem ne üniversitesi; Filoloji mezunuyum’’. Dil bilimi okumuş yani. Ama iki kelime de cahilliğini anlamak mümkün. Sorsan “Filoloji mezunuyum’’. Bir şey bilmiyorsun ama, hay “Fil kovalasın’’ seni... Netice itibariyle, geçen hafta gazete de SAMİ Abi (ÜMÜT)’nin bir araştırması vardı. Eski belediye başkanları ile ilgili. Tartışma konusu ise şimdi ki belediye başkanı Hacı AYSU’nun “LİSE’’ mezunu yazması, ama aslında başkanın “ilkokul’’ mezunu olmasıydı. Burada bir insanın okuduğu okul veya aldığı diplomanın bir yere kadar önemi var. Asıl önemli olan o şahsın kendini yetiştirebilmesi, hayat okulundan aldığı derslerdeki başarısıdır. Amacım Hacı AYSU’ yu savunmaktan ziyade, bir saplantının “bel altı’’ vuruşlara vesile olmasından kaynaklanan durumdur. Bu savunma Hacı AYSU için de geçerlidir, Özdemir TURGUT içinde, Samim YAŞAR içinde, Ali ÇİFTÇİ içinde ve diğer siyaseçi, ve diğer işlere gönül vermişler içinde. İnsan; kendini yetiştirdiği sürece, kıvrak zekasını icraata dönüştürdüğü sürece, ya da lider bir yaradılışla, aklını mantığını faydalı kullandığı sürece, ne önemi var diplomanın, belgenin, sertifikanın... “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendin bilmez isen, ya nice okumaktır’’ demiş Yunus EMRE. İnsan önce kendi kendisinin eğitmeni, yetiştircisi olmalı. Kapasite ve zeka birleştiğinde zaten o diplomayı almak ya da bir kağıt’a sahip olmak kolay. Ama sadece bir eğitim kurumunun kapısından girmek ve öyle veya böyle mezun olmak, sonunda da sadece aldığın eğitimin “işbiliri’’ olmak mı? Yoksa aldığın eğitime ekstra okumak, anlamak, gelişmek, geliştirmek ve kendini yetiştirmek midir önemli olan? Süleyman DEMİREL; İstanbul Teknik Üniversitesinden, İnşaat mühendisi olarak mezun oldu. Yıllarca başbakanlık ve sonradan Cumhurbaşkanlığı yaptı. Diplomasının ve siyasetin “duayyen’ kabul ettiği kişilerden. Ama hep “Çoban SÜLO’’ olarak anıldı. Biz kişileri işimize geldiği gibi değerlendirenlerdeniz işte. Bazen en kral diploma bile kar etmiyor, bazen de bir cafcaf’lı bir çerçeve içindeki kağıt parçası baştacımız oluyor... İstikrar kafalarda, istikbal de öyle... SAYGILARIMLA.