Toprak Mahsulleri Ofis’i Haymana ile vedalaşmak Oyaca ile kucaklaşmak üzereydi ki, son anda yüzünü tekrar Haymana’ya döndü. Bu muhteşem dönüşü(!) birçok kişi sahiplendi.

“Gittim elimi masaya vurdum, ofis geri döndü”

“Gece yarısı çıkarma yaptım, o gece Ofis’i geri aldık”

“Tarih sizi affetmez, TMO’yu Haymana’dan alamazsınız dedim, o saat işi bağladım”

“Açtım telefonu, sonra yine açtım ağzımı, yumdum gözümü veryansın ettim, ofisi döndürdük hamdolsun”

Ofisin geri dönüşünü birçok zat-ı muhterem kendi başarısı olarak anlattı ki “peh peh peh” demekten kendimizi alamadık. Gece yarısı operasyonu ile paldır küldür kaçırılan Süleyman Şah’ın türbesi gibi destansı dille öyle bir anlattılar ki, Ulubatlı Hasan’ın İstanbul Burçlarına bayrak dikmesi gibi duygulanıp, heyecanlandık. Anlatırlarken, birbirimize sarılıp ağlayacakken, üstüne de Mehter Marşı okuyacaktık ki, çaylar gelince konu dağıldı, vazgeçtik.

Halk Bankası da gittiği yağmurla geri döndü. Geldiği gün ağır bir halay havasıyla başlayıp, üç ayakla devam edip, kasap havasıyla bitirdik. Ardından yine birkaç muteber kişi aldı sazı eline;

“Valla çalmadığım kapı kalmadı, sonunda aldım geldim bankayı”

“Ben olmasaydım şimdi bu banka tövbe, billah olmazdı”

“Hatırımı kırmadılar, tuttum kopardım aldım ellerinden bankayı”

“Bugün o banka şubesini açtıysa, sayemdedir. Maddi manevi elimi taşın altına koydum ki, kim tutar beni” diye de sahiplenenler az buz değildi.

Yine duygusallaştık, ağlamaklı olduk, bu muhteşem kişilerin zaferlerini salya sümük sokakta kutlamak için bayrakları kapıp koşacaktık ki, oraletler geldi, bisküviye banıp yerken unutuverdik.

O ağızlarından balla birlikte, envai çeşit şerbet akan, hatırşinas ve memleket sevdasında rakip tanımayan kişilere elbette sorulacak birkaç naçizane sorumuzda var;

“Eyy…babayiğitler; zamanında Halk Bankası eşyalarını toplayıp, palas pandıras giderken neredeydiniz?”

“Eyy..muhteremler; Telekom, Tedaş, Cezaevi, Askerlik şubesi, diğer bankalar ve bazı kurumlar kapısına kilit vururken sizler ne işle meşguldunuz”

O zaman niye elinizi masaya vurmadınız? O vakit niye gece yarısı operasyonları yapmadınız? Bu kurumlar giderken eliniz neredeydi de, taşın altına koymadınız? Hatırşinas kişilikleriniz, janjanlı torpilleriniz, maddi manevi kudretiniz o zamanlar neden piyasada yoktular?

Gidenlerin ardından su dökenler, şimdi gelenleri kendilerine doğru yontarak, methiyeler düzüyorlar.

Kabahat samurdan kürk olsa kimse üzerine almazmış. Elbette o zaman; “Arkadaş şu kurum kapandıysa, sorumlusu, suçlusu benim, tüm Haymana’dan özür dilerim” diyecek, yüksek şahsiyetlere ihtiyaç vardı. Şimdi kaldırılan kupanın herkes bir ucuna yapışır tabi.

Köyler bir bir avucumuzdan uçarken, biriside “ ne oluyor arkadaş, birleşelim, durduralım bu küçülmeyi” demedi. “Ulan giden gitsin de, o gün başta olan kimse ihale ona kalır, bende bunu siyasette, koltuk kapmada, altını oymada, dedikoduda dibine kadar kullanırım” diye düşündü. Valla bravo, tüm bu döktüğünüz oyunlar Oscar’lık, kurduğunuz planlar, ileri görüşlülüğünüz Nobelliktir. Ne diyelim, Hayır ve Şer Allah’tan, çaylarsa şirketten. Benim çay duble olsun bir zahmet, bisküvide kaymaklı olursa yedi sülale, memlekete hizmetlerinize dua ederiz.. eyy Haymana sevdalıları(!)

HAFTANIN SÖZÜ: Paranla şeref kazanma, şerefinle para kazan ki, paran bittiğinde şerefinde bitmesin.

HAFTANIN HABERİ: Haymana’yı ziyaret eden Kore ekibi, esnaflarımızdan Tatar H.D (37) ‘yi görünce, “Burada bizden çok varmış, yatırım yapalım” diye mutlulukla ayrıldılar.

SAYGILARIMLA