Uzak Doğu denince, aklımıza “Hayt huyt” diye oradan oraya uçan, bolca pirinç, arada börtü böcük, hatta köpek eti yiyen, kısa boylu, çekik gözlü insanlar gelir.

Geçen Cuma Haymana’ya gelen Güney Kore heyeti, bize unutamayacağımız dersler verdi. Hem de gözümüze soka soka anlattılar. Biz de alkışladık, almamız gerekenleri aldık mı, bilemiyorum?

Güney Kore Dünya’nın en büyük 11. ekonomisi. Yüzölçümleri bizim 8’de birimiz kadar. Peki mucizevi gelişmeleri, kalkınmaları, dünyaya kafa tutan bir dev olmalarındaki sır ne?

Güney Kore Heyeti de lafı fazla dolandırmadı; “Bu işin sırrı adam gibi EĞİTİM bilader” dedi. Ama eften, püften değil, hakiki, uygulamalı ve teknolojiyi, bilimi, ilimi baş tacı etmiş eğitim. Bugün 328 Üniversite var Güney Kore’de, bizde 190. Bizdeki bu Üniversitelerde popülist ve politik amaçlarla kurulmuş, ama eğitim olarak içi boşaltılmış birer eğitim binaları. Oysa eğitimin mihenk taşı olması gerekirdi. Yüksekokul düzeyimiz; “Ali ata bak”’ın üniversiteli hali. Ali ata ilkokulda fişlerden bakarken, üniversitede atın toynağına mikroskopla bakıyor, o kadar. Bir “tık” ilerisi yok. Oysa Kore’de teknoloji ve uygulamalı eğitim o kadar önemsenmiş ki, İlkokuldaki Jun-Ho da ata bakıyor eyvallah, ama üniversiteye gidince, atın DNA’sını çözüyor. Burada dünyanın en iyi eğitimi tüm bilimsel çalışmalarla veriliyor. Bunu işkembeden atmıyoruz, tüm veriler her şey ortada.

Biz “3. Köprü yaptırıyoruz” diye övünüyoruz, Onlar “o köprü bizim teknolojimizle yapılıyor” diye mahcup oluyorlar. Biz “Altay Tankı İmal ediyoruz” diye şişiniyoruz, Onlar “Teknolojik olarak alt yapısını biz hazırlıyoruz” diye yerin dibine geçiyorlar. Onlardan Samsung telefon, LG elektronik cihaz, Hyundai, Daewoo araba alıp, onlara dondurma, döner, abur cubur satıyoruz. Dostlar alışverişte görsün. Biz 3 buçuk ata ata, 4.5G’ye yeni çıkarken, adamlar yıllar önce 5G teknolojisine ulaşmışlar. Bize G’leri ile gülüyorlar da çekik gözlerinden anlayamıyoruz.

Malatya’da bir Müdür Yardımcısı, Halk Oyunları oynayan çocukları; “Zina yapıyorlar” deyip kendi uçkurunun gevşekliğini, milletin çocuklarına mal ederken, onlar kültürlerini, folklorlarını, halk oyunlarını baş tacı edip teşvik etmişler. Hem de kızlı erkekli, “Vay namussuzlar, hiç akıl, ahlak yok bu Korelilerde” diyebilecek kadar, densizleşenler de olabilir. Bizde sivri akıllarımızı ve kafalarımızı bacak aramızdan çıkardığımızda muasır Kore seviyesine ulaşabiliriz, kimbilir?

Teknolojide bu kadar zıplayınca, parayı da çuvalla kazanmışlar tabii. “Kore, 2025 yılında dünyanın en büyük 4. Ekonomisi olacak” diyor rakamlar. Ama bir elleri suşide, bir elleri pirinçte tatlı hayat sürerken, bir şeylerin eksik kaldığına karar vermişler. Halkı; “Lan ne oluyor, bu para bizi bozar, kültürümüzü, değerlerimizi, geleneklerimizi, töremizi, ihmal ediyoruz, valla Japonlar gibi harakiri yapar intihar ederiz” diye sokranmışlar, devletlerine. Devletleri de “Haklısınız” demiş ve eski evlerini, tapınaklarını, kültürlerini, folklorlerini, örflerini, ebediyete kadar yaşatma kararı almış. Binalaşmayı, hele dandik yapılaşmayı, belli yerler harici yasaklamış. Her tarafa parklar, bahçeler, eski mimariye uygun, tarihi ve geleneksel evler, tapınaklar kurmuş. Onlar kültürlerini pamuklara sarıp sarmalarken, biz ise islamlaşmak adına Araplaşmaya, meylediyoruz. Rabia’ya gözyaşı dökerken, evdeki Ayşe’yi, köydeki Fatma’yı, şehirdeki Ahmet’i unutuyoruz. Kültürümüzde buna doğru eğilip, bükülüp, evriliyor.

Kısacası 60 sene önce kurtarmaya gittiğimiz Güney Koreliler, şimdi bizi kurtarmaya gelmişler. Topla tüfekle biz gitmiştik, şimdi adamlar zekalarıyla, teknolojileriyle, kültürleriyle bize ders veriyorlar. Kısa boylu, çekik gözlü, börtü böcük yiyen, pirinç düşkünü bu insanlardan öğreneceğimiz çok şey var. Tabii öğrenirsek. Biz hala çocuk istismarıyla, tecavüzlerle, paralelle, yamukla, bir arpa boyu yol alamazken, onların yolu, ilim irfan olmuş. Bir de beğenmeyiz, “Lan küçücük gözleri var” diye. Sen gözün boyuna değil işlevine bak canım kardeşim, onların gözü çekik, biz ise Köroğlu.

HAFTANIN SÖZÜ: Beyninizi kullanmayı öğrenin, korkmayın günah değil.

HAFTANIN HABERİ: Kutlu Doğumda verilen kavurmaya yetişemeyen Ü.D(40) kahrından harman yerine gidip tam 12 kilo cacık yiyince, fenalaştı ve hastaneye zor yetiştirildi.

SAYGILARIMLA