Eskişehir; Türkiye’nin en güzel şehirlerinden birisi. Birkaç günlüğüne uğrayan bir daha kopamıyor. Oysa Anadolu bozkırında sıradan bir şehir gibi. Ama değil. Kendi sınırlarını aşmış. Daha doğrusu kendini aşmış. Belediye başkanı Yılmaz BÜYÜKERŞEN; yönetime geldikten sonra sihirli değnek değdirmiş. Eskişehir; “yepyenişehir” olmuş çıkmış. Yaşayanlar memnun, günübirlik gidenler memnun, en önemlisi Üniversite öğrencileri pek bi memnun. Tam bir üniversite şehri. Yılmaz Büyükerşen; yüreğiyle, bileğiyle, zekasıyla, işbilirliğiyle rüya gibi bir şehir yaratmış.

Altı çizilecek önemli bir nokta var. Bir defa belediye AKP, yani iktidar partisi değil. Demek ki neymiş, iktidar partisi olmadan da güzel şeyler yapılabiliyormuş. “İlla belediye başkanı AKP’li olacak” diyen bir tabu’yu un ufak etmiş, yıkmış viran eylemiş. İşi bilmenin, zeki olmanın, çekip çevirebilmenin ve yerel yönetim başarısının AK Partiyle, kara partiyle bir alakası yok. Buyurun örnek size.

Uzaklara gitmeden Polatlıya bakalım. Polatlıda hemen herşey var. Bundan sonra belediye başkanının şapkadan tavşan çıkarmasına gerek yok. Belediyenin asli görevlerini layığıyla yerine getirse tamam. Ne bileyim çöpü zamanında alsın, parka bahçeye iki el atsın yeter. Polatlı zaten aşmış tüm bunları. Polatlı da, Eskişehir gibi bir üniversite şehri olma yolunda. Birkaç üniversiteden onlarca bölüm açıldı. Sokaklar cıvıl cıvıl öğrenci kaynıyor. Esnaf öğrenciye göre dizayn ediyor işyerini. Bakkalı, kafe işletmecisi, kırtasiyecisi, ev sahibi.. vs, hepsi işyerini öğrencinin hizmetine göre, onların görüş alanına göre şekillendiriyor. Ekmek zaten çantada, pasta yiyor adamlar üniversiteden. Maymun gözünü çoktan açmış.

Biz 50 öğrencilik bir yüksekokulu devreye sokunca her şey bitti zannettik. “Üniversite açtık daha ne yapalım”la olmuyor bu işler. Üniversiteye uygun alt yapı, Üniversiteliye yaşama alanı oluşturamadıktan sonra, Haymana’ya OXFORD açsan ne olur. Oysa her şey asıl şimdi başlıyor. Zurna asıl burada “zırt” diyor. Çünkü Üniversite öğrencisine, eğitim kadrosuna, görevlisine ne kadar önem verip ihtiyaçlarını karşılarsanız, gelecek başka yüksekokul, üniversite ve bölümlere o kadar iyi referans vermiş olursunuz.

Biz; birinci dakikada gol’ü yiyenlerdeniz. Öğrenci ilk Haymana otobüsüne bindiği an, “şok” başlıyor. Bu ulaşım sorunu bir şekilde çözülmeli artık. Öyle ya da böyle bir orta yol bulunmalı. Tamam belki otobüs işletmecisi kazanamamaktan muzdarip, ancak hem Haymana halkına, hem gelen yabancıya bu kadar çile reva olmamalı. Herkesin mutlu olacağı bir çözüm bulmak bu kadar mı zor? Artık EGO mu devreye sokulur, yoksa belediye radikal adımlar mı atar, bir neşter atılıp bu sorun kurutulmalı. Neredeyse 30 yıldır bir sorunla bu kadar uğraşılmaz. Her gün bir “ulaşım hikayesi” dinlemekten herkes çok yoruldu. Bu sorunu çözemedikten gayrısı, anlatılanlar masaldan ibaret kalır. Halkından, banyocusuna, memurundan, öğrencisine ulaşım-otobüs sorunu karabasan gibi, heyula gibi dikilmekte karşımıza. Hiç ihmale gelir tarafı, şakası yok. Sanıldığından daha büyük ve acil çözülmesi gereken bir mesele. Sen ne kadar anlatırsan anlat Haymana’yı, başlama düdüğüyle beraber golu yiyoruz. Çıkarmakta o kadar zor.

Sonra; barınma, sosyal imkanlarda ki yetersizlikler, yemekten içmekten tutun da, ucu karanlık ne kadar çözülmemiş sıkıntı varsa Üniversitelinin önünde duruyor. Çocuklar okullarını mı okusun, bu sıkıntıları mı çözsün, karar veremiyorlar. Bizim hanemize eksi puanlar yazıldıkça yazılıyor.

Oysa Üniversite; bulunduğu yeri tepeden tırnağa değiştiren, yenileyen, bambaşka hava getiren, hem maddi, hem manevi birçok avantaj sağlayan klasik tabirle; “Bacasız Sanayi” gibidir. Ama biz ne olayın farkındayız, ne de ciddiyetin. Bir “Yurt” sorununu bile çözemeyip, onları “saldım çayıra” konumuna getirdikten sonra, daha çook bekleriz; gelişmeyi, büyümeyi, yaşanılır şehir olma hayallerini. Hayal dünyası oldukça geniş, ancak çözümlemede o kadar dar alanda kısa paslaşmalar yaptıkça, lige “şampiyonluk” parolasıyla başlayıp, kümede kalmayı garantileyen takım gibi “sevindirikler şehri” olmaya devam ederiz. Sonra da “Haymana dan adam olmaz”ları anlatırız birbirimize, “temcit pilavı” gibi ısıta ısıta…

SAYGILARIMLA