Görüldü ki; bunca yıldır bas bas bağırılan Cemaat yapılanması, anlatılandan daha tehlikeliymiş.
Anlaşıldı ki; tehlike hemen yanı başımızda, şah damarımız kadar yakınmış.
Hissediliyor ki; daha bunlar buz dağının görünen kısmı, asıl turp heybenin dibinde olanmış.
Yaşadık ve gördük ki; Hümanist vaazlarla, önüne kim çıkarsa gözünü kırpmadan kan dökebilecek kadar barbar bir oluşummuş.
Çözebildiğimiz kadarıyla; Ne kadar uluslararası düşmanımız varsa bunların sırtını sıvazlıyor, “Ha koçum, arkandayız” diyormuş.
Neticede; Gümbür gümbür gelen tehlike, gerçek vatanseverler tarafından, demokrasisine ve vatanına sahip çıkanlarca, paldır küldür alaşağı edildi.
Atatürk’e hakkını geçte olsa bir kez daha teslim edelim ki; “Bu ülke şeyhlerin, dervişlerin memleketi olamaz.” Olmamalı da. En çok “Allah” diyen Fethullah Gülen buysa, varın gerisini siz hesap edin. Her sakallıyı dedeniz bellemeyin.
Neticede memleketin verilmiş sadakası varmış. Sahte din simsarlarına karşı gerçek dindarların sözünü dinlemek en eftal olanmış.
Sonuçta suçlular cezasını çekecek. Bu amaçla başlatılan bir dizi operasyonlarla, birçok kişi gözaltına alındı, sorgulandı, tutuklandı veya görevinden alındı.
Asıl zurnanın zırt dediği yer burası işte. Yaklaşık 45 yıldır örgütlendiği, sızdığı devlet kademelerine yerleştiği söylenen bu örgütle hemen herkesin yolu bir şekilde, ister istemez kesişti.
Üniversite yıllarımda bizzat gözlerimle gördüm. Anadolu’nun köyünden kalkıp gelen karayağız bir delikanlı, yurt çıkmadığı için devlet çatısı altında yer bulamadı. Cebinde parası yoktu ev tutamadı. Naçar kaldığı anda bu örgütlenme kucak açtı. Yedirdi içirdi giydirdi. Gün gelip bedelini isteyeceğini en azından o gün için bilemezdi. O da ister istemez bağlandı. Karayağız delikanlı gün geldi işin içindeki işi anladı ve onları terk etti. Çünkü ülkücüydü, beş vakit namazındaydı ama tüm bu din tacirlerinden nefret ediyordu. Daha sonra öğretmen olarak vatanına milletine hizmet ederken, örgütün kirli çamaşırlarının ortaya döküldüğü bu zamanda görevinden atılmış. Bilgilere göre oysa artık cemaatten en nefret eden oymuş ve ilk o atılmış ölüm kusan tankların önüne. Bu ve bunun gibi kaç kişinin geçmişte cemaatle hasbel kader ve çaresiz kaldığı için yollarının kesiştiği niceleri var. Adalet olması gerektiği gibi dağıtılırken, geçmişteki acziyet, boşluk ve insanların maddi zaafiyeti de göz önüne alınmalı.
Olaylar iyi analiz edilmeli, kişilerin geçmişte yaptıkları ve zamanı geldiğinde pişman olup terk ettikleri, hatta bu uğurda, bu hıyanetin karşısında mücadele ettikleri de yazılmalı bir kenara.
Suçlu olanlar, her daim arkasından koşanlar, maddi manevi desteğini esirgemeyenler ve gün geldiğinde militanlığa soyunanlar sonuna kadar, dibine kadar elbette en ağır cezaları almalı. Dinimizde tövbe etmenin ve kötü alışkanlığı terk etmenin bir ilahi geçerliliği varsa, işin şirazesi kaymadan, gerçeği görerek, sapkın fikri ve art niyeti anlayıp zamanında bu oluşumu terk edenlerin de hafifletici sebepleri, yani tövbeleri dikkate alınmalı.
Bugün geçmiş hataları nedeniyle, ya da ortalıkta gezen cemaat gazeteleri, dergileri veya kişileriyle tesadüfi ama art niyetsiz ve cahilane de olsa tanışmış, merhaba etmişlerin akıbeti, gözünü kan bürümüşlerle aynı kefede olmamalı. Yakinen tanıdıklarımızı biz de hemen günah keçisi yapmayalım. Bekleyelim adalet mekanizması bir son karara varsın. “Vay be hiç ummazdım, hainin önde gideniymiş” demek için henüz erken değil mi? Adalette gecikmemeli. Sapla saman, gerçek suçluyla, masumlar vakit geçirilmeden ayrılmalı birbirinden. Geciken adalette adalet değildir. Tırnak ucu kadar suçu olanların da, zamane siyasilerinin dediği ve paçayı yırttığı gibi bir defaya mahsus; “Kandırıldık” deme hakları bence var.
HAFTANIN SÖZÜ: Savaşı kapitalistler planlar, silah tüccarları organize eder, aptallar başlatır ve masumlarla çocuklar ölür.
HAFTANIN HABERİ: Bu yılda beklenen başarıyı yakalayamayan ABD, Gülen ile yollarını ayırıp yeni hoca arayışına girdi.
SAYGILARIMLA