İletişim Başkanlığı tarafından, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın katılımıyla “Yeni İletişim Teknolojileri ve Aile Paneli” düzenlendi. İletişim Başkanlığı’nda gerçekleştirilen panelin açılışında konuşan İletişim Başkanı Burhanettin Duran, dijital dönüşüm, yapay zeka, veri güvenliği ve yeni iletişim teknolojilerinin aile yapısı üzerindeki etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Duran, günümüzde hem iş hayatını hem de özel hayatı kuşatan “dijital dönüşüm”, “yapay zeka” ve “veri güvenliği” gibi kavramların hemen hemen her gün gündeme geldiğini belirterek, kurumları yeni çağa hazırlamak için büyük stratejiler hayata geçirdiklerini söyledi.
Bu alandaki en zorlu, en karmaşık ve en kritik dijital dönüşüm projesinin kurumların içinde değil, bireylerin günlük yaşamlarında gerçekleştiğini ifade eden Duran, ailelerin bu dönüşümden doğrudan etkilendiğini vurguladı.
“TARİHTE HİÇ BU KADAR BAĞLANTILI, AYNI ZAMANDA BU KADAR YALNIZ OLMAMIŞTIK”
Duran, dijital çağın en büyük çelişkilerinden birinin bağlantılılık ve yalnızlık arasında ortaya çıktığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
“İçinde yaşadığımız çağın en büyük paradokslarından birini şöyle ifade etmek isterim; bizler, tarihte hiç de bu kadar 'bağlantılı' olmamıştık, aynı zamanda bu kadar da yalnız olmamıştık.”
Sosyolog Sherry Turkle’in bu durumu “birlikte yalnız olmak” şeklinde tanımladığını aktaran Duran, ailelerin aynı ortamda bulunmasına rağmen farklı dijital dünyalarda yaşadığına dikkat çekti.
“ASIL MESELE EKRAN SÜRESİ DEĞİL”
Duran, ebeveynlerin çocukların ekranla kurduğu ilişkiyi yalnızca süre üzerinden değerlendirmemesi gerektiğini belirterek şöyle konuştu:
“Aynı evin içinde, aynı koltukta oturup farklı dijital evrenlerde yaşıyoruz. Bizler, ebeveynler olarak, kendi alışkanlıklarımızı gözden geçirmeden, kendi dönüşümümüzü fark etmeden şu soruyu sorabiliyoruz: 'Çocuğum ekran karşısında ne kadar zaman geçirmeli?' Oysa akademisyenler, uzmanlar, bu sorunun eksik olduğunu söylüyorlar. Asıl mesele ekran süresi değil, çocuğun ekranla kurduğu ilişkinin, ekrandan devşirilen mananın niteliğidir. Böyle baktığımızda aslında teknoloji sadece teknoloji olarak, araç olarak kalmıyor. Bize bir dünya görüşü de getiriyor. Bunu fark ederek kendi değerlerimiz, kendi milli medeniyet değerlerimiz çerçevesinde bu teknolojiyi kullanmak durumundayız.
Nitekim çocuklarımızın bugün onların baktıkları ekranların onlara önerdiği bir anlam dünyası içerisinde yetiştiğini görüyoruz. Bu anlam dünyası onların gerçeği oluyor. Bu gerçekliği anlamak, cihazları yönetmekten ziyade cihazların ürettiği anlamı yönetmekten geçiyor. İçinde bulunduğumuz çağ, belki de en çok yasaklayıcılığın değil, yol göstericiliğin etkili olduğu ve bu şekilde davranan ebeveynlere ihtiyacımızın olduğu bir dönem. Bu minvalde bizler dijital dünyayı kapatılacak bir pencere değil, birlikte çerçeveleyeceğimiz bir manzara, bir imkan olarak görmeliyiz.”
“EBEVEYNLERE DENGELİ VE BİLİNÇLİ BİR İSTİKAMET KONUSUNDA REHBER ORTAYA KOYMAK İSTİYORUZ”
Duran, yeni doğan bir çocuğun internette binlerce fotoğraflık dijital ayak izine sahip olabildiğine dikkat çekerek, ebeveynlerin çocuklarının her halini paylaşma eğiliminin giderek arttığını söyledi.
İletişim Başkanlığı olarak “Yeni İletişim Teknolojileri ve Aile” kitabını kamuoyuyla paylaştıklarını belirten Duran, kitabın temel amacını şu sözlerle anlattı:
“Başkanlığımızın asıl gayesi, teknoloji ve çocuk ilişkisinde ebeveynlere dengeli ve bilinçli bir istikamet konusunda rehber ortaya koymaktır.”
Duran, kitabın ailelerde farkındalık oluşturmasını ve çocukların daha güvenli, daha donanımlı şahsiyetler olarak yetiştirilmesi noktasında anne babalara katkı sağlamasını temenni etti.
“KELİMELERİN PEK BİR HÜKMÜ KALMIYOR”
Ebeveynlerin çocuklara örnek olmasının önemine işaret eden Duran, anne babaların dijital alışkanlıklarının çocuklarla kurulan iletişimi doğrudan etkilediğini söyledi.
Duran, ebeveynlerin çocuklarına “Telefonu bırak” derken akşam yemeği masasında gelen bir e-postaya göz ucuyla bakması halinde sözlerin etkisinin azalacağını belirtti. Telefonla ilgilenerek karşısındakini yok saymanın yetişkinler arasında, aile ve iş ortamlarında yaygınlaştığını ifade eden Duran, konuşmaların arasına sık sık “telefona bakma” molaları konulduğuna dikkat çekti.
Bağlanma kuramı üzerine yapılan yeni nesil araştırmaların, bir çocuğun ebeveyniyle konuşurken ebeveynin gözünün ekrana kaymasının çocukta anlık stres hormonu salgılanmasına neden olduğunu ortaya koyduğunu aktaran Duran, aile içi iletişimde “anda kalma” vurgusu yaptı.
“ASIL ANDA KALMASI GEREKEN BİZİZ”
Duran, ebeveynlerin çocuklara odaklanma konusunda telkinde bulunurken öncelikle kendi davranışlarını gözden geçirmesi gerektiğini belirterek şunları kaydetti:
“Bizler, çocuklarımıza 'odaklanma' ve 'anda kalma' telkinleri veriyoruz. Ancak zaman zaman asıl anda kalması gereken biziz ve anda kalmamız gereken yer, akşam eve döndüğümüzde bize gününü anlatmak için bekleyen çocuğumuzun gözlerinin içidir. Her şeyden önce şunu kabul etmeliyiz; bu çocuklar 'dijital yerli' olarak adlandırılan bir kuşağın mensubu. Dijital dönüşümle birlikte bizim kuşağımızın dünyasıyla çocuklarımızın dünyaları arasında büyük uçurumlar var.
Hazreti Ali der ki, 'Çocuklarımızı kendi zamanınıza göre değil, onların yaşayacakları zamana göre yetiştiriniz.' Bu aslında karşı karşıya olduğumuz yeni dijital olguyu nasıl yönetmemiz gerektiği konusunda da bize rehberlik eden bir söz. Zira biliyoruz ki bugün bizler için nispeten yeni olan şey çocuklarımızın dünyası olacak. Bizim çocuklarımızla iletişimde kalmamız onları olası tehditlerden korumak ve rehberlik etmek için en temel sorumluluklarımızdan birisidir.”
“YASAKLAYICILIK DEĞİL, YOL GÖSTERİCİLİK ÖNE ÇIKMALI”
Duran, dijital dünyanın kapısının kapatılamayacağını belirterek, çocukları dijital çağın bilinçli ve sorumluluk sahibi bireyleri haline getirmenin en güçlü yolunun aile içindeki güven ortamı olduğunu söyledi.
Ebeveynlere bu konuda önemli görevler düştüğünü belirten Duran, “Bu dünyanın risklerini ve tehditlerini tespit etmekle yetinmeyip alternatifler üretmek ve harekete geçmek durumundayız” ifadelerini kullandı.
“DİJİTAL DÜNYAYI DAHA GÜVENLİ HALE GETİRMEYE GAYRET EDİYORUZ”
Duran, TRT Çocuk ve TRT Genç’te ailecek izlenebilecek temiz içeriklerin her geçen gün artmasını dikkatle takip ettiklerini söyledi. TRT Tabii platformundaki içeriklerin de aile ve çocuk dostu içerikler olduğunu belirten Duran, İletişim Başkanlığı olarak anlamlandırmak, alternatifler üretmek ve yol göstermek noktasında sorumluluklarını hassasiyetle yerine getirdiklerini ifade etti.
Siber zorbalık ve dijital şiddet gibi tehditlerin çocukları evlerine kadar takip edebildiğini vurgulayan Duran, çocukların dijital ortamda karşılaştıkları olumsuzluklarla yataklarına gittiklerinde bile yüzleşmeye devam ettiklerini söyledi.
Duran, dijital dünyada ailelerin ve çocukların korunmasının güçlü bir millet-devlet işbirliği gerektirdiğini belirterek şu açıklamada bulundu:
“Dijital ortamda karşılaştıkları bir olumsuzlukla, kafalarını yastığa koydukları anda bile yüzleşmeye devam ediyorlar. Bununla birlikte ailenin ve bilhassa çocuklarımızın dijital dünyada korunması mücadelesi, güçlü bir millet-devlet işbirliğini zorunlu kılmaktadır. Dezenformasyonla güçlü mücadele ederken tam da buna dikkat çekiyoruz. Hem ailelerimiz hem de çocuklarımız için dijital dünyayı daha güvenli hale getirmeye gayret ediyoruz.”
“ÇOCUKLARIN CİMER’E DOĞRUDAN ULAŞMASINI ÇOK DEĞERLİ GÖRÜYORUZ”
Duran, “CİMER’e Renk Kat” resim yarışması ve Dezenformasyonla Mücadele Ulusal Gençlik Zirvesi vesilesiyle çocukları ve gençleri İletişim Başkanlığı’nda ağırladıklarını anımsattı.
Çocuklar ve gençlerle bir araya gelmeyi önemsediklerini belirten Duran, çocukların CİMER’e doğrudan ulaşmasını çok değerli gördüklerini söyledi. Duran, başta siber zorbalık olmak üzere çocuklardan gelen şikayetleri hassasiyetle takip ettiklerini, düzenlenen paneller, eğitimler ve seminerlerle ailelere çocukların dijital dünyayla bağını doğru yönetme konusunda rehberlik etmeye çalıştıklarını aktardı.
“AİLELERİMİZ MİLLETİMİZİN EN STRATEJİK GÜCÜDÜR”
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın bu alanda kendilerine değerli katkılar sunduğunu belirten Duran, Bakanlığın 15 yaş altına yönelik sosyal medya düzenlemesi, “Dijital Dünyada Çocukların Güçlendirilmesine Yönelik Eylem Planı”, “Dijital Dünyada Çocuk Hakları Sözleşmesi” kampanyası ve dijital ebeveynlik rehberlerinin hem ailelere hem de gençlere yönelik önemli çalışmalar olduğunu söyledi.
Duran, iç iletişimi güçlü aile yapısının hem Türkiye hem de dünya için büyük önem taşıdığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
“İç iletişimi kuvvetli, ebeveyn-çocuk bağının sağlıklı kurulduğu ailelerimiz bugün milletimizin en stratejik gücüdür. Kuşkusuz böyle bir aile yapısı hem ülkemizi hem de dünyayı çok daha müreffeh bir yer haline getirecek olan nesillerin yetişmesinde hayati bir öneme sahiptir. İçinde bulunduğumuz çağda maalesef, aile mefhumu sistematik saldırılarla yıpratılmaya ve değersizleştirilmeye çalışılmaktadır.”
“TÜRKİYE AİLE YAPISINI KORUMAKTA ÖNDE GELEN ÜLKELERDEN BİRİ”
Türkiye’nin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde aile yapısını korumak ve güçlendirmek noktasında önde gelen ülkelerden biri olduğunu vurgulayan Duran, geçen yılın “Aile Yılı” ilan edilmesini ve 2026-2035 döneminin “Aile ve Nüfus On Yılı” olarak belirlenmesini Türkiye’nin aile kurumunu güçlendirme konusundaki kararlılığının göstergesi olarak değerlendirdi.
Duran, 25-31 Mayıs’ın “Milli Aile Haftası” olarak ilan edilmesinin toplumsal farkındalığı artırmak, aile bağlarını kuvvetlendirmek ve köklü değerleri gelecek nesillere taşımak adına atılmış net bir adım olduğunu belirtti.
İletişim Başkanı Duran, ailenin korunmasına ve güçlendirilmesine yönelik çabaların bundan sonra da kararlılıkla sürdürüleceğini sözlerine ekledi.




