Cem Karaca’nın yıllar önce söylediği şarkıydı; “İşçisin sen işçi kal”

İşçinin aslında işçi kalmaktan şikayeti yok, işçinin derdi aç kalmamak. Kendi soğan ekmek yer belki ama çoluk çocuğu olanların hali perişan.

Haymana Belediyesi’ndeki işçilerin hali tam da bu noktada. Kendilerini artık salmışlar, çocuklarının bir lokmasının derdindeler.

Belediye yıllardır Haymana’nın neredeyse tek iş kapısı. O nedenle her yeni seçim, işi gücü olmayan herkesin bir bayram telaşı yaşamasına vesile oluyor. En güçlü adayın etrafında saf tutmanın en büyük ödülü belediyeye işçi olmak.

Zamanında bu çok geçerli bir akçe iken, son dönemlerde; “hasmın varsa belediyeye işçi yap”a kadar uzadı. Çünkü işçi statüsü ile belediyenin kapısını aralayanlar, tahsil ve torpiline göre önce memur kadrosuna geçti, sonra da kurum değiştirerek “kebap” tabir edilen devlet işine evrildi.

Oysa şimdi taşeronluğun kucağında can çekişiyor işçiler. Bırak eve ekmek götürmeyi, baba evinden ekmek taşıyorlar. Belediyenin işçileri Suriyeliler kadar itibar görememekten şikayetçi.

“Tam 6 aydır ne ev kiramı ödeyebiliyorum, ne de sağa sola olan borçlarımı, insan içine çıkacak yüzüm kalmadı” diyor, birisi.

“Köyden ekmek aş gelmezse, tüm ev halkı açız” diyor bir diğeri.

Ana babama; işe girip çalışayım, ben size bakarım demiştim. Şimdi çalışıyorum, ama babam bana bakıyor” diyor bir başkası.

“Bizden gayrı herkes çatır çatır parasını alırken, bir tek bize maaş yok. Arada bir 300-500 veriyorlar, daha cebimize girmeden bitiyor. Sonra süresiz bir zaman daha bekle” diyor bir başka dertli olan.

Oysa onlar nasırlı ellerin, emeğin, alın terinin temsilcileri. Ekmeğinin derdindeler, ama fırının önünden geçerken sadece kokusunu çekebiliyorlar içlerine.

Bu sorun çözülmeli. İnsanların mutsuz, çocuklarına, ailelerine, elaleme karşı boynu bükük olduğu yerde, yaptığınız hiçbir şeyin ne anlamı, ne de önemi var. Ankara Yolu bitse ne olur, otobüsler yarı aç insanları taşıdıktan sonra. Kaldırımların ne hükmü var, üzerinde yürüyenin yüreği ezik olduğu müddetçe.

“Dünyanın en iyi suyu Haymana da” ne güzel. Ama ülkenin en perişan işçisi de burada, ondan ne haber?

“Haymana Son Kale, Kurtuluş Savaşı’nda Haymana olmasaydı memleket olmazdı” Ne büyük onur ve de gurur. Ama içinde ezik emekçiler olduktan sonra, kalenin burcunda yoksulluk bayrağı dalgalanıyorsa, anlamını kılığından sefalet akan sümüklü çocuklara, kaynatamadığı tencerenin utancını yaşayan anaya, hangi masalsı sözlerle anlatırsan anlat, anlamazlar.

Hak, adalet, eşitlik, insanca yaşamak herkesin hakkı ise, mutluluğu paylaştığımız gibi acıyı da, yokluğu da, yoksulluğu da paylaşmak zorundayız. Hani “komşusu açken, tok olan bizden değildi?”

O zaman işçinin payını, hakkını hem de teri kurumadan vermek zorundayız. Gerekirse makam arabanıza bir süre binmeyin, yürüyün, ayakkabılarınız aşınsın ki, taban hakkına saygı duyun. Dolgun maaşlarınızdan bir miktar feragat edin, hatta birkaç ay almayın, ne olur ki? Veren elin alan elden hayırlı olduğunu pekiştirin.

Yüzü gülen, mutlu insanlar, koşup oynayan ama akranları ile aynı ciciler giyen çocuklar, her mutfakta çorbasını kaynatan analar lazım bu memlekete. Birilerin yutup, birilerinin yutkunduğu yerde ne bet olur ne bereket. “İşçisin sen yine işçi kal” deyin. Varsın onlar yine işçi kalsın, ama kimsenin ekmeğinde gözleri kalmasın, tek istedikleri de bu zaten. SAYGILARIMLA

HAFTANIN SÖZÜ: Size kim bedava birşey veriyorsa, ardında bir art niyet vardır. Çünkü bedava yiyecek, bir tek fare kapanlarında olur.

HAFTANIN HABERİ: Son bir yıldır Hint Filmelerine merak saran Ş.C(28) gizlice ineğe taparken yakalandı.