ABD’nin başkenti Washington’da, ABD Dışişleri Bakanlığı ev sahipliğinde gerçekleşen kritik zirve, Orta Doğu’da uzun süredir devam eden gerilime yeni bir diplomatik boyut kazandırdı. Marco Rubio’nun arabuluculuğunda bir araya gelen İsrail ve Lübnan temsilcileri, yıllar sonra ilk kez doğrudan müzakere kararı aldı. Bu görüşme, iki ülke arasında 1993’ten bu yana gerçekleşen ilk resmi temas olması bakımından dikkat çekti.
ORTAK AÇIKLAMA: “DOĞRUDAN MÜZAKERELER BAŞLIYOR”
Zirvenin ardından ABD, İsrail ve Lübnan tarafından yapılan ortak açıklamada, tarafların ABD himayesinde doğrudan müzakere sürecine başlama konusunda uzlaştığı duyuruldu. Açıklamada, kalıcı barışın sağlanabilmesi için diplomatik kanalların açık tutulacağı vurgulanırken, önümüzdeki haftalarda teknik detayların ele alınacağı yeni görüşme turlarının planlandığı belirtildi.
MASADAKİ KRİTİK BAŞLIKLAR: SINIR, ATEŞKES VE ASKERİ VARLIK
Müzakerelerin temel gündemini sınır güvenliği, kalıcı ateşkes ve özellikle Lübnan’ın güneyindeki askeri varlıkların durumu oluşturuyor. Lübnan yönetimi, öncelikli şart olarak İsrail ordusunun kendi topraklarından tamamen çekilmesini talep ederken, İsrail tarafı ise Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını ve bölgedeki etkisinin sona erdirilmesini müzakerenin ön koşulu olarak öne sürüyor. Tarafların bu temel konularda henüz ortak bir zemin bulamadığı görülüyor.
MÜZAKERE GÜNÜ İSRAİL’İN SALDIRILAR DEVAM ETTİ
Diplomasi trafiğinin yoğunlaştığı gün, sahadaki gerçeklik ise farklı bir tablo ortaya koydu. İsrail ordusu, görüşmelerle eş zamanlı olarak Lübnan’ın özellikle güney bölgelerine yönelik hava saldırıları düzenledi. Peş peşe gelen saldırılar, zaten kırılgan olan sürecin ne kadar hassas dengeler üzerinde ilerlediğini bir kez daha gözler önüne serdi.
SAVAŞIN ARKA PLANI
Bugünkü müzakere sürecinin arkasında, 2026 yılının başından itibaren hızla tırmanan bölgesel çatışmalar bulunuyor. 28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik geniş çaplı hava saldırılarıyla başlayan süreç, Orta Doğu’da yeni bir savaş dalgasının fitilini ateşledi. Bu gelişmenin ardından 2 Mart’ta Hizbullah, Ali Hamaney’in öldürülmesine misilleme olarak İsrail’e roket saldırıları düzenledi.
İsrail ise bu saldırılara karşılık olarak “Hizbullah tehdidini ortadan kaldırma” gerekçesiyle geniş çaplı askeri operasyon başlattı. Güney Lübnan’a kara birlikleri sevk edilirken, Beyrut’un güney banliyöleri ve Bekaa Vadisi yoğun bombardımana maruz kaldı. Çatışmalar sırasında binlerce kişinin hayatını kaybettiği, bölgenin ciddi şekilde tahrip olduğu bildirildi.
LÜBNAN YÖNETİMİ İLE HİZBULLAH ARASINDA GÖRÜŞ AYRILIĞI
Lübnan hükümeti, ülke içinde Hizbullah’ın askeri faaliyetlerini yasaklama kararı alsa da örgütün sahadaki etkinliği devam etti. Bu durum, hem ülke içinde hem de uluslararası arenada ciddi bir otorite tartışmasını beraberinde getirdi. Hizbullah ise yürütülen müzakereleri “sonuçsuz” olarak nitelendirerek açıkça karşı çıktığını duyurdu ve herhangi bir anlaşmaya bağlı kalmayacağını ilan etti.
ATEŞKES VAR AMA CEPHE FARKLI: LÜBNAN HARİÇ TUTULDU
7 Nisan 2026 civarında ABD ile İran arasında geçici bir ateşkes ilan edilmesine rağmen, bu anlaşmanın Lübnan cephesini kapsamaması dikkat çekti. 9 Nisan’da İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Lübnan ile doğrudan müzakerelere başlanması talimatı verdiğini açıklarken, aynı gün “Lübnan’da ateşkes olmayacak” ifadelerini kullanarak askeri operasyonların süreceğini net bir şekilde ortaya koydu.
TARAFLARIN KIRMIZI ÇİZGİLERİ SÜRECİ ZORLUYOR
Mevcut tabloda tarafların pozisyonları keskinliğini koruyor. Lübnan, ateşkes ve İsrail’in tamamen çekilmesini ön şart olarak sunarken; İsrail, Hizbullah silahsızlandırılmadan herhangi bir ateşkesin mümkün olmadığını savunuyor. Bu durum, müzakerelerin kısa vadede somut bir sonuç üretmesini zorlaştırıyor.




