Her iktidar kendine bir düşman belirleyerek korku imparatorluğu yaratmakta mahirdir. Geçmişten bugüne; “Biz olmasaydık, bunlar başınıza musallat olurdu” tarzında, topluma bir hedef gösterirler ve kendilerinin sayesinde böyle bir tehlikenin bertaraf edildiğini, ballandıra ballandıra anlatırlar.

Misal; geçmiş dönemlerde; “Komünizm gelmiyorsa bizim sayemizdedir” dendi. Zannedersin ki, komünizm pusuya yatmış bekliyor, mevcut iktidarın devrilmesiyle kızıl bayraklarıyla topyekün savaş açacak. Hatta Mehter takımının bir sağa bir sola döne döne yürümesini; “Acaba komünizm ne taraftan geliyor, dönüp dönüp, sağa sola ondan bakıyorlar, görür görmez sille tokat girişecekler” diye yorumlayan akıl evveller bile vardı. Oysa komünizm; Rusya’da bile, votka ile kafayı bulmuş ayağa kalkacak hali yoktu ki, kalkıp bize rejim değiştirmeye gelsin.

Ya da kendilerini laikliğin yılmaz bekçisi addedenler; “Biz olmaz isek, aha hemen bugün şeriat gelir, kolunuzu bacağınızı kesiverir alimallah” diye, olmayan düşmanla savaşan, birer Don Kişot kesilirlerdi.

İktidarların düşman yaratma ve o düşmanı yedi başlı ejderha olarak göstermenin haddi hududu sınırsızdır. Bu tüm dünya da her zaman geçer bir koltuğu sağlama alma, sallanan iktidarların kısa bacağına dolgu malzemesi olmuştur.

Avrupa’da ki, nice Lordlar, Krallar, Baronlar, İmparatorlar yüzyıllardır; “Türkler geliyor, bugün yarın hepimizi kılıçtan geçirecekler, benim korkumdan gelemiyorlar” diye diye, tahtlarına yapıştıkça yapıştılar. Halk ta “Yaşasın kral, imparator, Lord” diyerek her ne ise kendilerini paraladılar ki, Türkler gelip derilerini yüzmesin. Gerçekten Türkler Avrupa’ya geldiler. Ancak hiç te öyle kesip biçmeye değil, tahta bavullarıyla bir lokma ekmek derdine düşerek, en ağır işleri yapmaya amade ve en savunmasız halleriyle. Fos çıkan bir düşman masalı daha tarihteki yerini alıyordu.

Son iktidarın, halk üzerinde bir değil birkaç hedef belirlemesine şahit olduk. Bir boy dar olanını hemen değiştirerek cuk oturanını bulana kadar, birileri hep hedef ve hedefteki imha edilmesi gereken düşman sıfatıyla sunuldu piyasaya.

Balyozdan başlandı, tutmadı. Balyoz dediğin cam çekici çıktı. Ergenekon efsanesi, ta..eskilerden demir dağı eritmekle, başladı bitti. Önce iddialar boy boyladı, soy soyladı. Ardından “camileri bombalayacak ordular” manşetlere taşındı, sonra….sonrası; “Ergenekon dediğin bir küçük uşak, beline bağlamış ibrişim kuşaktan” ibaret kaldı.

En sonunda matematiksel bir terimle iş Paralel’e bağlandı. “İşte bu paralellerdir” dendi, “Bütün altımızdaki dinamitler”. Cemaat olgusu Türkiye’de yıllardır tartışma konusu, ancak bu kadar basite indirgenerek, direk hedef gösterilerek ve halka en ince detayına kadar anlatılmayarak; “Ekonomiden, yargıya, güvenlikten, sosyal çalkalanmalara kadar suçlu bunlardır” diyebilmek, ilginç olduğu kadar acınılısa bir durum. Yıllardır birbirilerine aşk ile iltifat etmenin, bir anda ki “U” dönüşü nasıl izah edilebilir ki? Eğer suçlu kedi ise, bunca yıllık “Can-Ciğerlik nerede?” yok suçlu, ciğer ise, daha önce bu suçluların kulağından tutmayan “Cesuryürekliler” nerede?

Kısacası, bir düşman yaratmak ve tüm suçu günahı, karanlık dehlizlerdeki bu düşmana taşımak ve bombalamak, bombalatmak; hükümetler, iktidarlar geleneği olmuştur, tarih boyunca. Hep bir karanlık, başı sonu belli olmayan, nereden peydah olduğu tam kestirelemeyen bir boşluk ve içine üflenilen bir “KORKU” ruhu, hepsi bu. Ondan sonrası zaten geliyor. İnsanlar bildiklerinden değil, bilmediklerinden korkarlar hep. İnsanlar ne Komünizmi, ne Faşizmi, ne Şeriatı ne de Paralel bir yapılanmanın ayrıntılarını tam bilmiyorlar. Bilinmeyen, çözülemeyen korkutur ya hep. İşte öyle bir şey. İşte iktidarlar, ellerindeki sonsuz imkan ve şişirilmiş medya desteğiyle alabildiğine köpürtürler, bu korkuyu. İradesi zayıf olanlar ve yufka yürekliler ve cehaletin kıskacındakiler, korkudan altlarına bir damla kaçırıversinler yeter. Hedef tutturulmuştur.

Yıllardır bu korku komasında cebelleşir dururuz. Ne hayattan ümit kesilir, ne de eski sağlığımıza kavuşuruz. Paranoyalı birer birey olarak, hasta yatağımızda döner dururuz. Arada seçimler olur, yönetim el değiştirir, bizim korkularımız hiç bitmez. Hasta yatağımızda kah sağa, kah sola döner dururuz. Bize gösterilen düşmanla savaşmak için. Ama koma hali de devam etmekte ve Allah’tan umut hiç kesilmemektedir...

SAYGILARIMLA