Ekip işidir belediye yönetimi. Bir başkana yaslanarak, ne memleket yönetilir, ne ilçe. Başkan da “Ne olursa ben varım’’ dememeli elbette.
BAŞKAN;
Organizatör, yönetici, kulis yapan, Ankara’da lobi oluşturup, iş takip edendir. Semboldür bir bakıma. Sultan Sülüman dır, bir nevi.
Ama bizde; her iyi işte omuzlara alınan, her kötü gidişatta ayak altına alınandır. İyi bir ekip kurmak başkanın görevi, her şeyi başkana yıkmadan yönetmek ekibin görevidir.
Biz de;
Temizlik görevlisinin çalı süpürgesi eskise başkana yansır.
Hamamda takunya çalınsa başkana bildirilir.
Sokak köpeklerinden tut, ot’un çöp’ün muhatabı belediye başkanı olarak lanse edilir.
Oysa;
Encümen ya da belediye yönetimi omuz atmalı bazı işlere. Belkide atıyorlar ama, yansıması pek olmuyor halka. Demek ki sorun var. Taa.. geçmişten, bugüne durum böyleyken böyle.
O nedenle;
Belediye başkanı; encümenini, danışmanını, yönetim kadrosunu seçerken; “Bunun oyu çok, bunun sülalesi kalabalık, bunun ağzı iyi laf yapar, çok oy kazandırır’’ dan çok yönetmeyi, idareyi, işletmeyi bilenlerden, eğitim düzeyi yüksek olanlardan seçmesi elzemdir. Bugünlerdeki moda deyimle AKİL’lerden seçmelidir.
HALK;
Bunu göz önüne alır mı acaba? Almalı bence. Her seçimde belli kişiler, belli renklerdeki belli tonlar, dünyamızı boyamamalı. Azıcık eli kalem tutan, aklıselim, kabahati göğüsleyen, takdiri mütevazılıkla ‘’Başarı hepimizin’’ diyenlerden’i baş üstünde tutmalıdır. Filmlerde düşman komutanı ‘’Kara Murat hanginiz?’’ dediğinde, hepsi; “benim’’, “hayır benim’’, yok “Kara Murat benim’’ diye ortaya atılır ya... Hah!.. İşte hem başarı da, hem başarısızlıkta, herkes; “Kara Murat benim’’ diyebilmeli.
Halbuki;
İşbölümünden nasibini almış, her bir görevli ve yönetici konumundaki üst düzey bürokrat ya da encümenler; bir yerin tüm sorumluluğunu alıp ta, hem kabahatini, hem başarısını kabullense, her şey biraz daha iyi olur.
Artık köylerin de işin içine girmesiyle yönetim kadrosunu seçmek ya da encümenini oluşturmak biraz daha çetrefilleşti. Muhtemelen arkası olan sülaleler, ya da “sözü kanun’’ kabul edilecek derece de ilgi, saygı gören kişiler mercek altına alınıp, değerlendirilecek. Ya Haymana’yı yönetecek kabiliyet, donanım, karizma, kariyer derseniz! “hele bir kazanalım o da olur inşallah’’ denecek. Oysa işin “can alıcı’’ noktası burada.
Artık klasikleşmiştir. Oy hesabı yapılırken; Kürt seçmenin oylarını kim alır?, Türk oyları kimin etrafında toplanır? Tatar oylarını (Fazla Tatar kalmasa da) kim kontrol eder? Tarzı yaklaşımlar hep yapılmıştır. Taktik doğru bir yerde. Ancak ya seçim ertesi? Velev ki kazandın. Ondan sonra bunca insanın beklentisini karşılayacak, umudunu taze tutacak, geleceğe güvenle bakabileceği kişilerle, kolları sıvamak gerekmez mi?
Seçimde ayağına gelen adaylara köylülerin sorması gereken sorulardan birisi de şu olmalı;
“Siz bizden oy istiyorsunuz, eyvallah verelim, sizin bize verecekleriniz neler?’’ ya da “bize sunabileceğiniz hizmetin arkasında kimler olacak?’’ İşi gerçekten kotarabilecek kişiler mi? Yoksa sadece birer oy potansiyelinden ibaret şahıslar mı?’’
Her şeye rağmen Haymana küçük bir yer. Herkes birbirini dolaylı da olsa tanıyor. Hiç kendini “janjanlı’’ ambalajlarda sunmaya gerek yok. Yaptıkların, söylediklerin, seceren bir kahve ortamında, okey oynarken ortaya çıkabilecek kadar yakın. O nedenle kendini yönetime layık gören kişilerin de bu ateşten gömleği giyecek ve ateşle oynayabilecek kapasite ve yeterliliğe sahip olması lazım.
Sonuç ta bu iş, fiyakalı, cakalı, karizmanıza karizma ekleyecek te olsa, kul hakkı doğuran bir iş. Bir gün yakanıza yapışıp ta “Çocuklarımızın geleceği ne olacak?’’ dendiğinde hem verecek “net’’ cevabınız olmalı, hem de kafanızı yastığa koyduğunuz da başınızı ağrıtmayacak bir vicdanınız. Eğer belediye katarında kervan yürütmek ise maksat, unutmayın bu dünyanın vebali pek öbür tarafa kalmıyor, kalsa da giderken dikkat ettiyseniz kefenler hep cepsiz...
SAYGILARIMLA.