Klasiktir ama dememek olmaz; “En kötü sivil yönetim bile, darbe ve cunta dan iyidir”
Demokrasi adına halk meydanlara indi. “Ne güzel, ne soylu davranış” diye ellerimiz patlayıncaya kadar yürekten alkışladık, hep beraber yürüdük.
Elbette demokrasi herkesin olmazsa olmazıdır. Herkesin din, vicdan, yaşam ve fikir hürriyetine sahip olması gerekir.
Demokrasi çok sesliliktir, değişik fikirlere sahip olmak, aynı fikri paylaşmasan bile o fikre saygı duymaktır. Meydanlara inen ve demokrasiye sahip çıktığına inanan halkın ve yöneticilerin demokrasi tanımını da gayet iyi bilmesi lazım. Farklı sesleri susturarak, değişik fikirlere “Benden değil, benle aynı düşünmüyor” diye saldırmanın demokrasi ile uzaktan yakından alakası yoktur. Tek tip prototip insanlar sürüsünün peşinden gitmek ve sonra “Yaşasın Demokrasi” nutukları, sloganları atmak ta hem demokrasi ile hem de milletin zekasıyla alay etmek değildir de nedir?
Zamanında sağcısı solcusu, her kesimden birçok kişi demokratik bir şekilde fikirlerini deklare etti.
Dediler ki; “Cemaat, devleti ele geçirecek kadroları yetiştiriyor, herkesi dinliyor, kumpaslar kuruyor, orduda, kamuda gerekli kadrolaşmayı sağlıyor, sonradan başımız çok ağrıyacak, tedbiri vakit çok geç olmadan alınması lazım”
Anında cevap geldi; “Yalan söylüyorsunuz, komplo teorileri üretiyorsunuz, çekemiyorsunuz, masumlara çamur atıyorsunuz, mübarek insanı karalıyorsunuz”
Sonra Ergenekonlar, Balyozlar tepemizde patladı. Kahramanlıkları ile gurur duyduğumuz ordumuz, ne hale geldi. Birkaç hain yüzünden topyekün “tu kaka” yaptık. Kafamız dank etti, ama Bor’un pazarı çoktan geçmişti işte.
Gün gelip te “Kandırıldık” demek, bugün masumiyet karinesi olmamalı. Bugün o darbeye teşebbüs edenler, demokrasi düşmanı ve milli irade ye saygısız olarak suçlu iseler, geçmişte o söylenenlere kulak tıkayanlarda o kadar da masum değillerdir.
Bugün demokrasiye sahip çıkmak kadar sapla samanı ayırma vaktidir. Hainleri masumlardan, boyuna kadar günaha batmışları, vebalsizlerden ayırt etme zamanıdır. Demokrasi mitingine gidip te, her üniformalıya, masumlara, savunmasızlara, hele hele hepimizin evladı erlere saldırmak, linç kampanyası yürütmek bırakın demokrasiyi, insanlığa sığmaz. Askerde bizim poliste, sağcısı da bizim, solcusu da, Alevi de bizden Sünni de. Varsın kendi doğrusu onun olsun, yeter ki hıyanetlik içinde olmasın. “IŞİD bir numaralı demokrasi düşmanıyken, IŞİD kıyafetli provakatörlerin o demokrasi meydanında ne işleri var?” Diye de sormak lazım.
Bugün demokratsak, meydanlara inip sahip çıkıyorsak, “Milli irade” diyorsak, yarın demokrasinin anlamını, içeriğini, kapsamını unutmamalıyız. Yarın debdebeli demokratlığımızı askıya alacaksak, bugün o meydanlarda bir saniye bile durmayalım.
İnsan haklarına saygıyı, farklı fikirlere tahammül etmeyi, dinlemeyi, anlamayı, empati yapmayı, herkesin düşünce özgürlüğünü, farklı renk ve sesleri de içimizde barındırmayı öğrenmediğimiz, baş tacı etmediğimiz sürece, yemişim demokrasi hamasetine soyunmayı, meydanlarda sloganlar atmayı, bağırıp çağırmayı. Önce demokrasinin ne anlama geldiğini tam olarak kavramak, özümsemek lazım.
Yarından tezi yok, oturup “nerede hata yaptık, bundan sonra neleri yapmayalım” diye kafa patlatmak lazım. “Solcu yazmış salla, sağcı demiş yalan söyler, hele gazetecimi atar tutar, bunun fikri zikri belli zaten, bunun mezhebi şu, dünya görüşü bize uymaz, bizden değil” diye, cadı avı başlatılırsa, uyarılar kulak arkası edilirse, gün gelir öpülmedik bir kulağımızın arkası kalır.
HAFTANIN SÖZÜ: Zamanında Atatürk vatan hainlerini astırmıştı. Şimdi onu daha iyi anlıyorsunuz değil mi?
HAFTANIN HABERİ: 1 Senedir Türkiye’de yaşayan Suriyeli Abdullah S. (25) son olaylardan sonra memleket hasretini giderdi; “Aynı Suriye oldu ya la” SAYGILARIMLA