Market alışverişlerinde ürünlerin fiyatı, markası ve ambalaj tasarımı kadar içerik bilgileri de önem taşıyor. Medicana Sağlık Grubu, sosyal medya hesabından yaptığı bilgilendirmeyle tüketicilere gıda etiketlerini doğru okuma çağrısında bulundu. Peki, ambalajların arkasında yer alan şeker, tuz, sodyum ve porsiyon bilgileri ne anlama geliyor? Sağlıklı beslenmek isteyenler market raflarında nelere dikkat etmeli? İşte gıda etiketlerinde gözden kaçırılmaması gereken ayrıntılar.

Market raflarında birbirinden farklı vaatlerle satışa sunulan yüzlerce ürün bulunuyor. Ambalajların üzerinde yer alan "şekersiz", "doğal", "light" ve "yüksek proteinli" gibi ifadeler tüketicilerin satın alma kararlarında etkili olabiliyor. Ancak ürünün ön yüzündeki tanıtım ifadeleri, besin değerleri ve içeriği hakkında her zaman yeterli bilgi vermiyor.

Medicana Sağlık Grubu, "Ambalajın arkasında ne yazıyor?" başlığıyla yayımladığı bilgilendirmede, gıda etiketi okurken dikkat edilmesi gereken dört temel noktaya işaret etti. Paylaşımda içindekiler listesinin incelenmesi, farklı şeker türlerinin tanınması, tuz ve sodyum miktarlarının kontrol edilmesi ve porsiyon bilgisinin dikkate alınması önerildi.

Tarım ve Orman Bakanlığının gıda etiketlemeye ilişkin düzenlemeleri de tüketicilerin bilinçli seçim yapabilmesi için ürünlerin içerik ve beslenme bilgilerinin sunulmasını öngörüyor.

İÇİNDEKİLER LİSTESİNDE İLK SIRAYA DİKKAT!

Gıda ambalajlarında bulunan içindekiler listesi, ürünün hangi bileşenlerden oluştuğunu gösteriyor. Türkiye'de geçerli etiketleme kurallarına göre bileşenler, üretim sırasında kullanılan miktarları esas alınarak ağırlıkça azalan sırayla yazılıyor.

Bu nedenle listenin ilk sırasında bulunan bileşen, genel olarak üründe en yüksek miktarda kullanılan malzemeyi ifade ediyor.

Örneğin bir bisküvinin içindekiler listesinde ilk sırada buğday unu, ikinci sırada şeker bulunuyorsa bu durum, üretim aşamasında unun şekerden daha fazla kullanıldığını gösteriyor.

Şekerin ilk sıralarda bulunması ise tüketiciler açısından ürünün beslenme tablosundaki şeker miktarını daha dikkatli incelemeyi gerektiriyor.

Ancak bir ürünün sağlıklı olup olmadığını yalnızca ilk bileşene bakarak belirlemek mümkün değil. Toplam besin değerleri, tüketilen miktar ve kişinin beslenme ihtiyaçları da önem taşıyor.

ŞEKER, AMBALAJLARDA FARKLI İSİMLERLE KARŞIMIZA ÇIKABİLİYOR

Gıda etiketlerinde dikkat edilmesi gereken bir diğer konu ise şekerin farklı isimlerle belirtilmesi. Tüketiciler yalnızca "şeker" ifadesini aradığında üründe kullanılan diğer şeker türlerini gözden kaçırabiliyor.

Glikoz şurubu, fruktoz şurubu, sakkaroz, dekstroz, bal, pekmez ve çeşitli meyve şurupları, ürünlerde tatlandırma amacıyla kullanılabilen bileşenler arasında bulunuyor.

Medicana'nın paylaşımında da bu ifadelerin incelenmesi gerektiğine dikkat çekiliyor.

Ankara’da Onkoloji Hastanesi tartışması büyüyor: Milletvekili Aylin Yaman ve Ankara Tabip Odası’ndan tepki
Ankara’da Onkoloji Hastanesi tartışması büyüyor: Milletvekili Aylin Yaman ve Ankara Tabip Odası’ndan tepki
İçeriği Görüntüle

Ancak burada önemli bir ayrıntı bulunuyor. Paylaşımda adı geçen maltodekstrin, nişastadan elde edilen bir karbonhidrat türü. Maltodekstrin, glikoz veya fruktoz gibi basit şekerlerle aynı şekilde sınıflandırılmıyor. Bu nedenle maltodekstrin içeren her ürünün doğrudan ilave şekerli olduğu sonucuna varmak doğru değil.

Tüketicilerin hem içindekiler listesini hem de beslenme tablosundaki toplam karbonhidrat ve şeker miktarlarını birlikte değerlendirmesi gerekiyor.

DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ'NDEN ŞEKER TÜKETİMİ UYARISI

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), yetişkinlerin ve çocukların günlük serbest şeker tüketimini toplam enerji alımının yüzde 10'unun altında tutmasını öneriyor.

Günlük 2 bin kalori tüketen bir yetişkin için bu miktar yaklaşık 50 gram serbest şekere karşılık geliyor. DSÖ, oranın yüzde 5'e, yani yaklaşık 25 grama düşürülmesinin ek sağlık yararları sağlayabileceğini belirtiyor.

Serbest şeker tanımına yalnızca gıdalara sonradan eklenen şekerler değil, bal, şurup ve meyve sularında doğal olarak bulunan şekerler de giriyor. Buna karşılık bütün meyvelerde ve sütte doğal olarak bulunan şekerler aynı kapsamda değerlendirilmiyor.

Aşırı şeker tüketiminin diş çürükleri ve sağlıksız kilo artışıyla ilişkili olduğu belirtiliyor.

"ŞEKER İLAVESİZ" YAZMASI ŞEKER İÇERMEDİĞİ ANLAMINA GELMİYOR

Marketlerde sıklıkla karşılaşılan "şeker ilavesiz" ve "ilave şeker içermez" ifadeleri de tüketicilerin dikkat etmesi gereken noktalar arasında yer alıyor.

Bir ürüne üretim aşamasında şeker eklenmemiş olması, o ürünün doğal olarak şeker içermediği anlamına gelmiyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı, 20 Nisan 2026 tarihinde yayımladığı bilgilendirmede, bu ifadelerin tüketicilerde yanlış algı oluşturacak şekilde kullanılmasına karşı uyarıda bulundu.

Bakanlık, 24 Temmuz 2025 tarihinde güncellenen kılavuz kapsamında bal, pekmez, fruktoz ve tatlandırma amacıyla kullanılan çeşitli şurupları içeren ürünlerde "şeker ilavesiz" beyanının kullanılamayacağını açıkladı.

Düzenlemeye göre ilgili koşulları karşılayan gıdalarda "şeker ilavesiz" beyanıyla birlikte "DOĞAL OLARAK ŞEKER İÇERİR." ifadesinin de yer alması gerekiyor. Yeni kurallara uyum için tanınan süre ise 1 Şubat 2026 tarihinde sona erdi.

HAZIR GIDALARDAKİ TUZ MİKTARI BEKLENENDEN YÜKSEK OLABİLİYOR

Gıda etiketlerinde kontrol edilmesi gereken bir başka bilgi de tuz miktarı.

Tuz tüketimi yalnızca yemeklere sonradan eklenen miktarla sınırlı değil. Ekmek, peynir, hazır çorba, işlenmiş et ürünleri, soslar ve paketli atıştırmalıklar da günlük tuz alımına katkıda bulunuyor.

Dünya Sağlık Örgütü, yetişkinlerin günlük tuz tüketiminin 5 gramın altında tutulmasını öneriyor. Bu miktar yaklaşık 2 gram sodyuma karşılık geliyor.

Etikette sodyum miktarı miligram olarak belirtilmişse 400 miligram sodyumun yaklaşık 1 gram tuza karşılık geldiği dikkate alınabilir.

Fazla sodyum tüketimi kan basıncının yükselmesine neden olabiliyor ve kalp-damar hastalıkları riskini artırabiliyor.

PORSİYON MİKTARI TÜKETİLEN ŞEKERİ VE KALORİYİ DEĞİŞTİRİYOR

Medicana'nın paylaşımında öne çıkan dördüncü nokta ise porsiyon miktarının kontrol edilmesi.

Türkiye'deki etiketleme kurallarına göre beslenme değerleri temel olarak ürünün 100 gramı veya 100 mililitresi üzerinden belirtiliyor. Üreticiler bunlara ek olarak porsiyon başına değerleri de paylaşabiliyor.

Ancak tüketicilerin ambalajda yazan miktarla gerçekte tükettikleri miktarı karıştırmamaları gerekiyor.

Örneğin 100 mililitresinde 8 gram şeker bulunan bir içeceğin 250 mililitrelik şişesi tamamen tüketildiğinde toplam 20 gram şeker alınmış oluyor.

Benzer şekilde 100 gramında 0,8 gram tuz bulunan bir gıdanın 200 gramı tüketildiğinde alınan tuz miktarı 1,6 grama yükseliyor.

Bu nedenle ürünün yalnızca 100 gramlık beslenme değerine değil, ambalajın toplam büyüklüğüne ve tüketilen porsiyon sayısına da bakılması önem taşıyor.

DOYMUŞ YAĞ, PROTEİN VE LİF DEĞERLERİ DE ÖNEM TAŞIYOR

Gıda etiketlerinin sağlıklı beslenme açısından değerlendirilmesinde yalnızca şeker ve tuz miktarı yeterli olmuyor.

Ambalajların beslenme tablolarında enerji değeri, toplam yağ, doymuş yağ, karbonhidrat, şeker, protein ve tuz miktarları da yer alıyor.

Özellikle doymuş yağ miktarı yüksek ürünlerin sık tüketilmesi, dengeli beslenme açısından dikkat edilmesi gereken bir durum olarak öne çıkıyor.

Dünya Sağlık Örgütü, beslenmede sebzeler, meyveler, baklagiller ve tam tahılların artırılmasını; serbest şeker, tuz ve sağlıksız yağların ise sınırlandırılmasını öneriyor.

Ayrıca ürünün lif ve protein içeriğinin incelenmesi, benzer gıdalar arasında daha bilinçli karşılaştırmalar yapılmasına yardımcı oluyor.

ALERJİSİ OLANLAR BU BÖLÜMÜ ATLAMAMALI

Gıda etiketlerinde bulunan alerjen bilgileri de hayati önem taşıyor.

Türkiye'deki mevzuat kapsamında gluten içeren tahıllar, süt, yumurta, yer fıstığı, soya, balık, kabuklular, susam ve sert kabuklu yemişler gibi alerjiye veya intoleransa neden olabilen bileşenlerin bildirilmesi gerekiyor.

Gıda alerjisi bulunan kişilerin ürün satın almadan önce bu bilgileri dikkatle kontrol etmesi önem taşıyor.

Özellikle daha önce güvenle tüketilen bir ürünün içeriği değişebileceği için her alışverişte güncel etiketin incelenmesi öneriliyor.

SON TÜKETİM TARİHİ İLE TAVSİYE EDİLEN TÜKETİM TARİHİ AYNI DEĞİL

Gıda alışverişinde sık karıştırılan konulardan biri de ambalaj üzerindeki tarih bilgileri.

Tarım ve Orman Bakanlığına göre son tüketim tarihi (STT), mikrobiyolojik açıdan kolay bozulabilen ve kısa sürede sağlık riski oluşturabilen gıdalar için kullanılıyor. Bu tarih geçmişse ürünün tüketilmemesi gerekiyor.

Tavsiye edilen tüketim tarihi (TETT) ise uygun koşullarda saklanan bir ürünün kendine özgü tat, koku, görünüm ve diğer kalite özelliklerini ne kadar süre koruyacağını gösteriyor.

Dolayısıyla TETT'nin geçmiş olması, ürünün otomatik olarak güvensiz hale geldiği anlamına gelmiyor. Ancak ürünün uygun koşullarda saklanması ve tüketilmeye elverişli olması gerekiyor.

SAĞLIKLI ALIŞVERİŞİN İLK ADIMI ETİKETİ OKUMAK

Medicana Sağlık Grubunun sosyal medya üzerinden yaptığı bilgilendirme, günlük alışverişlerde çoğu zaman ikinci planda kalan gıda etiketlerini yeniden gündeme taşıdı.

Uzman kuruluşların önerileri, gıda alışverişinde ürünün yalnızca ambalajına veya reklam ifadelerine göre değerlendirilmemesi gerektiğini ortaya koyuyor.

İçindekiler listesi, şeker ve tuz miktarı, porsiyon büyüklüğü, alerjen bilgileri ve tüketim tarihi birlikte incelendiğinde ürünler arasında daha bilinçli seçim yapmak mümkün hale geliyor.

Bununla birlikte sağlıklı beslenme, tek bir ürünün etiketinden ibaret değil. Yaş, fiziksel aktivite, sağlık durumu ve genel beslenme alışkanlıkları da günlük besin ihtiyacını etkiliyor. Bu nedenle bireysel beslenme planlarının kişisel ihtiyaçlara göre düzenlenmesi önem taşıyor.

Kaynak: Sevda Ecem Karapolat