“Günümüzde Şehriyâr’ı Yeniden Hatırlamanın Ehemmiyeti Üzerine” başlıklı yazısında Kala, XX. yüzyıl Türk-İslâm edebiyatının önemli isimlerinden biri olarak değerlendirdiği Şehriyâr’ın özellikle Azerbaycan Türkçesiyle ortaya koyduğu şiirlerin taşıdığı anlamı irdeledi. Şehriyâr’ın Türkçe ve Farsça eserleriyle geniş bir edebî çevrede karşılık bulduğunu belirten Kala, şairin baskı ve yasaklarla karşı karşıya kaldığı dönemlerde dahi ana diline bağlılığını şiirlerinin merkezinde tuttuğunu ifade etti.

ŞEHRİYÂR’IN ŞİİRİNDE ANA DİL VURGUSU

Kala’nın yazısında Şehriyâr’ın dil anlayışı önemli bir yer tutuyor. Şairin, Azerbaycan Türkçesinin edebî ifade gücünü ortaya koyan eserlerinden biri olan “Türkün Dili” şiirindeki, “Türkün dili tək sevgili, istəkli dil olmaz / Özgə dilə qatsan, bu əsil dil əsil olmaz” mısralarıyla ana diline yönelik yaklaşımını açık biçimde ortaya koyduğu belirtiliyor.

Ankara’da yola çıkacaklar dikkat: Çevre Otoyolu’nda ulaşım kontrollü sağlanıyor
Ankara’da yola çıkacaklar dikkat: Çevre Otoyolu’nda ulaşım kontrollü sağlanıyor
İçeriği Görüntüle

Şehriyâr’ın Azerbaycan Türkçesindeki şiirleri, özellikle 1940’lı yıllardan itibaren gündelik ve sözlü dilin edebî bir ifade biçimine dönüştürülmesinde önemli bir yere sahip oldu. İranika Ansiklopedisi de şairin 1940’lı yıllarda konuşma dilindeki Azerbaycan Türkçesini güçlü bir edebî dile dönüştürdüğünü ve Haydar Bābāya Salām adlı uzun şiirinin Azerbaycan’ın yanı sıra Türk dünyasının farklı bölgelerinde de kısa sürede tanındığını aktarıyor.

Şairin dil anlayışının en belirgin örneklerinden biri olan “Türkün Dili” şiirinin 1969 yılında kaleme alındığına ilişkin akademik çalışmalarda da bilgiler bulunuyor.

HAYDAR BABA’YA SELAM’DA ÇOCUKLUK VE SILA HASRETİ

Kala, Şehriyâr’ın şiirlerinde doğduğu topraklara, çocukluk hatıralarına ve ana diline duyduğu özlemin güçlü biçimde işlendiğine dikkat çekti. Şairin en bilinen eserlerinden Haydar Baba’ya Selam, çocukluk yıllarının geçtiği coğrafyayı, tabiatı, köy hayatını ve geçmişe duyulan özlemi şiirin merkezine taşıyor. Eserin ilk bölümü 1954’te, ikinci bölümü ise 1966’da Tebriz’de yayımlandı.

Kala, Şehriyâr’ın, “Heydərbaba, ıldırımlar şaxanda / Sellər, sular şaqqıldayıb axanda (...) Bizdən də bir mümkün olsa, yad elə” mısraları üzerinden sıla duygusunun şiirde nasıl vatan ve memleket sevgisine dönüştüğünü anlattı. Şehriyâr’ın Haydar Baba’ya yönelttiği sesleniş, yalnızca bir dağa veya çocukluk coğrafyasına duyulan özlemle sınırlı kalmıyor. Şair, çocukluk hatıralarını ana dilinin, kültürün ve geçmişin hafızasıyla birlikte ele alıyor. Bu yönüyle eser, bireysel hatıradan geniş bir toplumsal ve kültürel hafızaya uzanıyor.

Muhammet Enes Kala1

DÜNYANIN FANİLİĞİNDEN TOPLUMSAL VİCDANA

Kala, Şehriyâr’ın şiirlerinde yalnızca geçmişe duyulan özlemin değil, insanın dünyadaki konumuna ilişkin düşüncelerin de öne çıktığını belirtti. Şairin, “Heydərbaba, dünya yalan dünyadı / Süleymandan, Nuhdan qalan dünyadı” dizeleriyle dünyanın geçiciliğine işaret ettiğini ifade eden Kala, Şehriyâr’ın şiirlerinin bireysel hüzünle toplumsal duyarlılığı aynı zeminde buluşturduğunu vurguladı.

Şehriyâr’ın şiirlerinde insanın yalnızlığı, yoksulluk, adalet, merhamet ve toplumsal dayanışma gibi temaların da geniş yer tuttuğuna dikkat çeken Kala, şairin, “Bir-birizdən ayrılmayın, amandı” çağrısıyla birlik düşüncesini öne çıkardığını, “İnsan odu tutsun bu zəlil xalqın əlindən” sözleriyle de merhamet ve adalet duygusuna vurgu yaptığını aktardı.

ZULME VE ADALETSİZLİĞE KARŞI ŞİİR

Kala’nın değerlendirmesinde Şehriyâr’ın toplumsal meseleler karşısındaki tavrı da öne çıkıyor. Şairin eserlerinde bireysel acılar kadar haksızlık ve baskı karşısındaki toplumsal duyarlılığın da kendisini gösterdiğini belirten Kala, Şehriyâr’ın şiiri aracılığıyla insanî vicdana seslendiğini ifade etti.

Şairin, “Göz yaşına baxan olsa, qan axmaz / İnsan olan xəncər alıb can axmaz” mısralarını bu yaklaşımın örneklerinden biri olarak gösteren Kala, Şehriyâr’ın insan hayatına ve merhamet duygusuna verdiği önemi vurguladı. Şehriyâr’ın cehalet ve toplumsal atalete ilişkin eleştirisini ise, “Aman Heydərbaba, qəflət yuxusu / Buraxmadı bir an bizi ayılsın” mısralarıyla dile getirdiğini aktaran Kala, şairin şiirlerinde karanlık karşısında uyanış fikrinin de önemli bir yer tuttuğunu kaydetti.

ŞEHRİYÂR VE MEHMED ÂKİF BAĞI

Kala’nın yazısında Şehriyâr’ın Türkiye ve Türk edebiyatıyla kurduğu bağ da dikkat çekiyor. Şairin son dönem şiirlerinde Mehmed Âkif, Yahya Kemal ve Tevfik Fikret’in isimlerini anması, özellikle Mehmed Âkif’in İstiklâl Marşı’na yaptığı göndermeler yazının önemli başlıkları arasında yer aldı.

Şehriyâr’ın “Türkiye’ye Hayali Sefer” şiirinde bu üç şaire doğrudan yer verdiği akademik çalışmalarda da ortaya konuluyor. Şiirde Mehmed Âkif’in yanı sıra Yahya Kemal ve Tevfik Fikret’in isimleri birlikte anılıyor. Kala, Şehriyâr’ın Mehmed Âkif’e özel bir önem verdiğini belirterek, iki şairin milletin yaşadığı sıkıntıları şiirin konusu haline getirmeleri ve toplumsal sorunlara karşı duyarlılık göstermeleri arasında bağ kurdu.

Yazıda D. Mehmet Doğan’ın Şehriyâr’a ilişkin değerlendirmesine de yer veren Kala, şairin hayatı boyunca Türkiye’ye bedenen gelemese de şiirleriyle Türkiye’ye ulaştığını ve Türk edebiyatının ortak şairlerinden biri haline geldiğini ifade etti.

11-140

Şehriyâr’ın Türkiye’ye yönelik ilgisi yalnızca Mehmed Âkif’e yapılan göndermelerle sınırlı değil. “Türkiye’ye Hayali Sefer” şiirinde İstanbul ve Ankara gibi şehirler ile Türkiye’nin tarihî ve kültürel şahsiyetleri de şiir dünyasının parçası haline geliyor. Şehriyâr’ın bu şiirinde Mehmed Âkif, Yahya Kemal ve Tevfik Fikret’in birlikte anılması, Türkiye tasavvurunun edebiyat üzerinden kurulduğunu gösteren örneklerden biri olarak değerlendiriliyor.

ÜÇ DİLİN ORTAK MEDENİYET HAVZASI

Kala, yazısının son bölümünde Türkçe, Arapça ve Farsçanın klasik Türk edebiyatındaki birlikteliğine dikkat çekti. Divan şiirinde farklı dillerden gelen kelime, kavram ve imgelerin aynı şiir evreninde buluşmasının Türk-İslâm medeniyetinin kültürel zenginliğini yansıttığını belirten Kala, bu ortaklığın farklılıkların ayrışma sebebi olarak değil, medeniyetin müşterek unsurları olarak görülmesine imkân verdiğini ifade etti.

Şehriyâr’ın hem Türkçe hem Farsça eser vermesi de bu çok katmanlı edebî mirasın dikkat çekici örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Şair, özellikle Farsça gazelleriyle tanınırken 1940’lı yıllardan itibaren Azerbaycan Türkçesindeki şiirleriyle de geniş bir okuyucu kitlesine ulaştı.

Kala, toplumların ayrışma ve çatışmalarla karşı karşıya olduğu dönemlerde Şehriyâr’ın şiirlerinin birlik, dayanışma ve ortak kültür fikrini yeniden düşünmek açısından önem taşıdığını belirtti. Şehriyâr’ın şiirlerinin bu yönüyle yalnızca belirli bir dönemin veya coğrafyanın edebî mirası olmadığını vurgulayan Kala, yazısını farklılıkların ortak bir medeniyet zemini oluşturabileceği düşüncesi üzerinden tamamladı.

“AYRILIKTA AZAP, BİR-ARAYA GELMEKTE RAHMET”

Muhammet Enes Kala, Şehriyâr’ın şiir dünyasını değerlendirirken birlik düşüncesini yazısının merkezine yerleştirdi. Şairin farklı kimlikleri, dilleri ve coğrafyaları ortak bir kültürel hafıza içinde buluşturan şiirlerinin günümüzde de anlam taşıdığını belirten Kala, farklılıkların ayrışma yerine ortak medeniyet anlayışının unsurları olarak görülmesi gerektiğini ifade etti.

Kala’nın yazısındaki son değerlendirme ise Şehriyâr’ın şiirlerinin bugün yeniden okunmasının taşıdığı anlamı özetledi:

“Ayrılıkta azap, bir-araya gelmekte rahmet olduğu şuurunu hatırlamaya ve hatırlatmaya her vesîleyle ihtiyacımız vardır. Şehriyâr da bizim için şiirleriyle böyle bir vesîle ve vesîkadır.”

Kaynak: Hacer Koca