Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, Kars’ta gerçekleştirilen 16. Mantık Çalıştayı kapsamında yaptığı değerlendirmelerde, yalnızca akademik dünyanın değil, Anadolu’nun üretim kültürünün de dikkat çekici bir fotoğrafını ortaya koydu. Arıcan’ın Kars ve Boğatepe üzerine yaptığı kapsamlı değerlendirme, düşünce ile üretim arasındaki bağa dikkat çekerken, kırsal kalkınmanın yalnızca ekonomik değil aynı zamanda kültürel ve medeniyet boyutu taşıdığını vurguladı.
Kars’ın sıradan bir şehir olmadığını ifade eden Arıcan, bu kadim serhat kentinin tarih, coğrafya, iklim ve insan emeğini aynı potada buluşturan özel bir hafızaya sahip olduğunu belirtti. Kars’ın insanı hemen içine alan şehirlerden biri olmadığını söyleyen Arıcan, “Önce susar, sonra sınar, ardından kendisini yavaş yavaş açar” ifadeleriyle şehrin ruhunu anlattı.
16. MANTIK ÇALIŞTAYI KARS’TA GERÇEKLEŞTİRİLDİ
Mantık Derneği öncülüğünde, Kafkas Üniversitesi ev sahipliğinde ve Atatürk Kültür Merkezi desteğiyle düzenlenen 16. Mantık Çalıştayı, 21-23 Mayıs 2026 tarihleri arasında Kars’ta yapıldı. Çalıştayın akademik koordinasyonunda Prof. Dr. Şafak Ural’ın önemli bir rol üstlendiğini belirten Arıcan, organizasyonun yalnızca bilimsel bir toplantı olmadığını, aynı zamanda düşüncenin ve hakikat arayışının yeniden hatırlandığı güçlü bir zemin sunduğunu kaydetti.
Açılış konuşmasında mantığın yalnızca teknik bir disiplin olmadığını vurgulayan Arıcan, mantığın insanın hakikati arama terbiyesi olduğunu söyledi. Sağlam bir mantık zemini olmadan sosyal bilimlerin kavram karmaşasına ve yöntem krizine açık hâle geleceğini belirten Arıcan, yanlış kavramların yanlış hükümlere, yanlış hükümlerin ise toplumsal adaletsizliklere kapı aralayabileceğini ifade etti.

“BUGÜNÜN EN BÜYÜK KRİZLERİNDEN BİRİ DÜŞÜNME BOZUKLUĞU”
Çalıştayda “Fârâbî Felsefesinde Mantık Felsefesi ve Günümüz Açısından Değeri” başlıklı bir tebliğ sunan Arıcan, çağın temel problemlerinden birinin bilgi eksikliğinden çok düşünme bozukluğu olduğunu dile getirdi.
Yapay zekâ, sosyal medya, hız kültürü ve bilgi kirliliğinin insan zihni üzerinde ciddi baskılar oluşturduğunu belirten Arıcan, mantığın artık yalnızca akademik bir alan değil, insanlığın zihinsel varlığını koruma meselesi hâline geldiğini söyledi. Fârâbî’nin düşünce sisteminde mantığın aklın ve hakikat arayışının nizamı olarak ele alındığını hatırlatan Arıcan, günümüz dünyasında bu yaklaşımın her zamankinden daha fazla önem taşıdığına dikkat çekti.
BOĞATEPE: PEYNİRİN, EMEĞİN VE HAFIZANIN KÖYÜ
Kars ziyaretinin en dikkat çekici duraklarından birinin Boğatepe Köyü olduğunu anlatan Arıcan, köyün yalnızca bir yerleşim alanı değil, aynı zamanda üretim kültürünün yaşayan bir hafızası olduğunu ifade etti. Kars’a yaklaşık 40 kilometre uzaklıkta bulunan Boğatepe’nin, Allahuekber Dağları’nın kuzey eteklerinde yer aldığını belirten Arıcan, köyün Türkiye’de gravyer peynirinin ilk üretildiği merkezlerden biri olduğunu hatırlattı.
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında Malakanlar ve Doukhobor toplulukları için kurulan ve geçmişte “Büyük Zavot” adıyla anılan yerleşimin, kültürler arası üretim hafızasının önemli örneklerinden biri olduğunu söyleyen Arıcan, İsviçreli peynir ustası David Moser’in bölgede ilk gravyer atölyesini kurmasının bu tarihsel sürecin önemli bir parçası olduğunu kaydetti.

“PEYNİR SADECE SÜTTEN DEĞİL, COĞRAFYADAN YAPILIR”
Boğatepe’yi özel kılanın yalnızca tarihi olmadığını ifade eden Arıcan, bölgenin yüksek rakımı, serin iklimi, yaz yağışları ve zengin mera yapısının gravyer üretiminde belirleyici rol oynadığını anlattı. Yüzlerce farklı bitkiyle beslenen hayvanların sütlerinin aromatik özellik taşıdığına dikkat çeken Arıcan, “Burada peynir yalnızca sütten yapılmıyor; coğrafyadan, sabırdan, emekten ve bilgiden yapılıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Boğatepe gravyerinin hız çağının karşısında sabrı temsil ettiğini vurgulayan Arıcan, üretim sürecinin aceleye gelmediğini, peynirin aylar süren olgunlaşma döneminden geçtiğini belirtti. Modern tüketim kültürünün her şeyi hızlandırmaya çalıştığını ifade eden Arıcan, Boğatepe’nin ise insanlara olgunlaşmanın zaman istediğini öğrettiğini söyledi.
İLHAN KOÇULU’NUN KÖYE DÖNÜŞ HİKÂYESİ
Boğatepe’nin yeniden canlanmasında İlhan Koçulu’nun önemli bir rol oynadığını belirten Arıcan, Koçulu’nun yalnızca bir üretim hikâyesi değil, aynı zamanda bir köye dönüş ve hafızayı yeniden ayağa kaldırma iradesi ortaya koyduğunu anlattı. Köyde hayvan varlığının artması, mandıraların kurulması ve gravyer üretiminin ciddi seviyelere ulaşmasının kırsal kalkınmanın doğru örgütlenmeyle mümkün olduğunu gösterdiğini kaydeden Arıcan, kırsal kalkınmanın yalnızca teşvik değil, aidiyet meselesi olduğunun altını çizdi.
Toprağa bağlılık, kadın emeğinin üretime katılması, yerel tohumların korunması, tıbbi ve aromatik bitkilerin değerlendirilmesi, dayanışmacı turizm ve ev pansiyonculuğu gibi uygulamaların Boğatepe modelinin temel unsurları arasında yer aldığını belirtti.

PEYNİR MÜZESİNDEN MEDENİYET VURGUSU
Boğatepe’de kurulan peynir müzesinin yalnızca turistik bir alan olmadığını ifade eden Arıcan, bu yapının somut olmayan kültürel mirasın önemli bir taşıyıcısı olduğunu söyledi. Eski süt kapları, kalıplar, kazanlar ve üretim araçlarının yalnızca eşya değil, aynı zamanda bir medeniyet bilgisinin taşıyıcısı olduğunu belirten Arıcan, medeniyetin yalnızca büyük şehirlerde değil; meralarda, mandıralarda, kadın emeğinde ve köy kültüründe de yaşadığını ifade etti.
“MANTIKTAKİ DÜZENLE ÜRETİMDEKİ DÜZEN AYNI”
Kars’taki mantık çalıştayı ile Boğatepe’deki peynir üretimi arasında güçlü bir bağ bulunduğunu dile getiren Arıcan, mantığın düşüncenin doğru kurulması, peynirciliğin ise üretimin doğru kurulması anlamına geldiğini söyledi.
Mantıkta yanlış öncüllerin yanlış sonuçlara yol açtığını hatırlatan Arıcan, peynir üretiminde de süt, iklim, maya ve zamanın doğru yönetilmemesi hâlinde kalitenin bozulacağını kaydetti. Acelecilik, ölçüsüzlük ve hilenin hem düşünceyi hem de üretimi sakatladığını vurgulayan Arıcan, Boğatepe modelinin tabiatla uyumlu, kolektif emeği esas alan ve insanı merkeze koyan bir hayat anlayışını temsil ettiğini ifade etti.
“DOĞU ANADOLU GELECEĞİN STRATEJİK MERKEZLERİNDEN BİRİ”
Kars, Ardahan, Erzurum, Ağrı ve Iğdır hattının yalnızca sınır coğrafyası olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Arıcan, bölgenin gıda güvenliği, mera ekonomisi, ekolojik tarım ve kültürel miras açısından Türkiye’nin geleceğinde stratejik bir öneme sahip olduğunu söyledi.
Doğu Anadolu’daki köylerin boşalmasının yalnızca demografik değil, aynı zamanda kültürel ve ekonomik bir kayıp anlamına geldiğini vurgulayan Arıcan, bir köy boşaldığında üretim bilgisinin, insan-toprak ilişkisinin ve medeniyet hafızasının da zayıfladığını ifade etti.

BOĞATEPE MODELİ İÇİN AKADEMİK ÇAĞRI
Boğatepe modelinin akademik olarak daha güçlü biçimde ele alınması gerektiğini belirten Arıcan, sosyal bilimler, ziraat, veterinerlik, gastronomi ve turizm alanlarında disiplinlerarası çalışmalar yapılması çağrısında bulundu.
Kars gravyeri ve Kars kaşarı için kalite standartlarının geliştirilmesi gerektiğini belirten Arıcan, üretici eğitimleri, coğrafi işaret bilinci, pazarlama stratejileri ve marka denetiminin birlikte yürütülmesi gerektiğini ifade etti. Peynir müzesinin ve Zavot mirasının yaşayan bir eğitim merkezine dönüştürülmesi gerektiğini belirten Arıcan, kadın emeği, yerel üretim ve dayanışmacı ekonominin kırsal kalkınmanın merkezinde yer alması gerektiğini kaydetti.
“AKLIN MANTIĞI İLE TOPRAĞIN BEREKETİ BULUŞTUĞUNDA HAYAT OLGUNLAŞIR”
Kars dönüşünde zihninde yalnızca tarihî yapılar, peynir ve çalıştayın kalmadığını ifade eden Arıcan, asıl önemli sorunun “Bir ülke kendi köylerinin bilgisini yeniden ciddiye alırsa ne olur?” sorusu olduğunu dile getirdi. Bu sorunun cevabının Boğatepe’de bulunduğunu belirten Arıcan, kalkınmanın yalnızca ekonomik büyüme anlamına gelmediğini söyledi.
“Doğru süt, doğru zaman, doğru emek ve doğru niyet bir araya geldiğinde yalnızca peynir değil, bir köy de olgunlaşır” ifadelerini kullanan Arıcan, Boğatepe’nin insanı, emeği, tabiatı ve bilgiyi aynı zeminde buluşturan örnek bir medeniyet modeli sunduğunu belirtti. Arıcan, değerlendirmesini şu ifadelerle tamamladı:
“Aklın mantığı ile toprağın bereketi buluştuğunda yalnızca düşünce değil, hayat da olgunlaşır.”



