1990’lı yılların başında özel TV’lerin açılması, 2000’li yılların başında da internetin yayılması ile mutasyona uğramış bir nesil yetişmeye başladı.
Kimilerine göre; a-sosyal, sanal dünyanın derin kuyusuna düşmüş, yoz bir gençlik yetişirken, kimilerine göre de herşeyi bilen, tüm dünyadan haberdar, ufku açık ve zeki, cin gibi bir nesil yetişiyor. Göreceli bir kavram. Bekleyip görmek lazım. Ne kadar iyi, ne kadar kötü.
Ben ilk söylenenler gibi düşünenlerdenim. Yani yozlaşmaya başlayan bir nesil yetiştiğine inananlardanım. Bizim çocukluğumuzun kahramanı Cin Ali eskiden at’a bakardı. Şimdi ki nesil o atın, tüm sülalesinin seceresini, yarışlarını bilerek at yarışı oynuyor. Sanal dünya faydalarından ziyade kumarbaz bir nesile alt yapı hazırladı. Kolay para kazanmaya yapı olarak müsait bir millet olduğumuzdan, içinde genç, yaşlı hatta çocukların bile bulunduğu bu yeni dünyayı, çalışmadan terlemeden, emek sarf etmeden elde edilecek zenginlik hayallerini, ete kemiğe büründürmeye müsait bir alem olarak görüyoruz.
Yine Cin Ali’ye dönersek, Cin Ali topu atarken, elinde tuttuğu topun hiçbirşeyini bilmezdi. Şimdiki zamane nesil ise; o topun kütlesini, atılırken ki ivmesini, tüm trigonometrik hesaplarına bir tuşla ulaşıyor. Ancak bunların yanında, o topla bütünleşen bir idda furyası da aldı yürüdü. Yasaklanarak yer altına inen kumar oynamanın, yer üstündeki kanlı canlı hali yani. Devletin çaktırmadan olabildiğince desteklediği bu furya (Ki en çok geliri devlet bu kalemlerden topluyor) o kadar aldı yürüdü ki, herkesin ikinci bir hayatı oldu idda. İşini sağlama almak isteyen girişimci, müteşebbüs kumar aşığı gençlik; Türkiye’nin, Avrupa’nın hatta tüm dünya’nın takımlarını ve futbolcularını mercek altına aldı, bilgi topladı, ilgisi alakası tavan yaptı. Aile seceresinden çok, onların istatistiğini yerleştirdi belleğine. Barcelona’lı MESSİ’nin kaynanası ile geçim ilişkilerini bile öğrenir oldu ki; o gün oynayacağı futbola, performansına yansımasını görmek, psikolojik ilişkisini anlamak için. Abartı değil bu, bilen bilir!
Geçmiş yıllarda “Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın’’ diye gaz verilirdi. Artık “Zuckerberg’in Facebook’u kurduğu yaştasın” yakıştırması ile galeyana getirilmeye çalışılıyor gençlik. Çünkü para da bu işlerde, şan, şöhret, popülarite de. Alt alta yazdığımızda, herşeyi bilen, kendi dünyasında çoğalan, ama iç dünyasında çöken, kendi özelinde kaybolan ve bugünkü tabirle bohem bir nesil çıkıyor meydana. Üretenden çok tüketen, tarihine küs, öz benliğine uzak, kültürüne yabancı, nereden gelip nereye gittiğini bilmeyen, erozyona uğramış insanlığın, geleceğin kapıları aralanmıyor, ardına kadar açılıyor.
Küçük çocuklar bile çizgi film izleme pazarlığı ile yiyor yemeklerini. Yedikleri de zaten, annelerinin börekleri, çörekleri değil de, Amerika’nın empoze ettiği, binbir türlü reklam ve ambalajla içimize soktuğu, obezite ve sağlıksız beslenmenin kaynağı hamburger ve buna benzer şeyler. Musakkayı, muska ile karıştıracak kadar, yemek kültürümüze yabancı bir gelecek umutlarımız bizi bekliyor yani.
O nedenle ki; Haymana’daki kültür merkezi, kim ne derse desin, isteyen besihane desin, isteyen başka bir isimle zikretsin, benim gözümde değerli. Ancak içini dolduracak, bizlere ait, bizim dünyamızı yansıtan, geçmişin izlerini taşıyan, geleceğin aydınlık yüzüne talip, kültürel faaliyetlere yer verilsin. Çekip çıkarsın, bizim memleketimizin geleceğini ipotek altına almaya çalışan, yabancı kültürlerin işgalinden.
Yoksa adı kültür merkezi ama içinde, başka dünyaların izlerini taşıyan faaliyetlere yer verilecek ise, yapılan emeğe de yazık, paraya.
HAFTANIN SÖZÜ: Yılan belgeseli izlerken aklınıza ilk kim geliyorsa, o sinsidir işte.
HAFTANIN HABERİ: Ankarada köşeye sıkıştırılan hemşerimiz T.H (35) Çinli değilde Tatar olduğunu anlatana kadar bir iki tokat yemekten kurtulamadı.
NOT:Bu yazım 12.10.2012 Tarihinde yayınlanmıştır.....SAYGILARIMLA