Türk edebiyatında sıkça merak edilen kavramlardan biri olan “Sultanı Şuara”, özellikle edebiyat derslerinde, sınavlarda ve kültür-sanat araştırmalarında karşılaşılan önemli bir unvandır. Arapça ve Osmanlı Türkçesi kökenli olan bu ifade, günümüz Türkçesinde “şairlerin sultanı” anlamına gelir.
Doğru kullanımı “Sultanü’ş-Şuara” şeklindedir. Halk arasında ise “Sultanı Şuara” olarak da ifade edilir. Bu unvan, edebiyat tarihinde şiir gücü, üslubu, sanat anlayışı ve dönemi üzerindeki etkisiyle öne çıkan büyük şairler için kullanılmıştır.
Türk edebiyatında Sultanü’ş-Şuara unvanı denildiğinde akla ilk olarak Divan edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Bâkî gelir. Bununla birlikte yakın dönem Türk edebiyatında Necip Fazıl Kısakürek de “Sultanü’ş-Şuara” unvanıyla anılmıştır.

SULTANI ŞUARA NE DEMEK?
“Sultanı Şuara” ifadesi, “şairlerin sultanı” anlamına gelir. Osmanlı Türkçesinde kullanılan doğru biçimiyle “Sultanü’ş-Şuara”, Arapça kökenli bir tamlamadır.
Bu ifade iki kelimeden oluşur. “Sultan” kelimesi hükümdar, lider, en üstün kişi anlamına gelirken; “şuara” kelimesi ise şairler anlamında kullanılır. Bu nedenle Sultanü’ş-Şuara, kelime anlamı bakımından “şairlerin sultanı” ya da “şairler arasında en üstün kabul edilen kişi” demektir.
Edebiyat tarihinde bu unvan, herhangi bir şair için sıradan biçimde kullanılan bir sıfat değildir. Daha çok yaşadığı dönemin şiir anlayışına yön veren, güçlü diliyle öne çıkan, sanat çevrelerinde kabul gören ve sonraki kuşakları etkileyen şairler için kullanılmıştır.
SULTANI ŞUARA KİMDİR?
Türk edebiyatında Sultanü’ş-Şuara denildiğinde ilk akla gelen isim Bâkî’dir. Bâkî, 16. yüzyıl Divan edebiyatının en güçlü şairlerinden biridir. Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaşamış ve şiirde ulaştığı üstün seviye nedeniyle “Sultanü’ş-Şuara” olarak anılmıştır.
Bâkî, özellikle gazelleriyle tanınır. Döneminin İstanbul Türkçesini şiire başarıyla taşıyan şair, ahenkli söyleyişi, zengin hayal dünyası ve güçlü anlatımıyla Divan şiirinin zirve isimleri arasında yer alır.
Bu nedenle edebiyat tarihinde “Sultanı Şuara kimdir?” sorusunun klasik cevabı Bâkî’dir.
Ancak modern Türk edebiyatında bu unvan Necip Fazıl Kısakürek için de kullanılmıştır. Necip Fazıl, özellikle Cumhuriyet dönemi Türk şiirinde ve fikir dünyasında etkili olmuş, şiirleri, tiyatroları, denemeleri ve düşünce yazılarıyla geniş kitlelere ulaşmıştır.
DİVAN EDEBİYATINDA SULTANÜ’Ş-ŞUARA: BÂKÎ
Bâkî, asıl adı Mahmud Abdülbâkî olan büyük bir Divan şairidir. 1526 yılında İstanbul’da doğmuş, 1600 yılında yine İstanbul’da hayatını kaybetmiştir.
Yaşadığı dönem, Osmanlı Devleti’nin siyasi, kültürel ve edebi bakımdan en güçlü dönemlerinden biridir. Kanuni Sultan Süleyman devrinde yetişen Bâkî, dönemin sanat ve edebiyat çevrelerinde büyük saygı görmüştür.
Bâkî, şiirlerinde özellikle aşk, tabiat, hayatın geçiciliği, dünya zevkleri ve insan ruhunun inceliklerini işlemiştir. Onun şiirlerinde dil zarafeti, ses uyumu ve estetik söyleyiş oldukça belirgindir.
Divan edebiyatında Fuzûlî, Nedim, Nef’î ve Şeyh Galip gibi büyük isimler olsa da Bâkî, yaşadığı dönemde şiirdeki üstünlüğü nedeniyle “Sultanü’ş-Şuara” unvanıyla anılmıştır.
BÂKÎ NEDEN SULTANÜ’Ş-ŞUARA OLARAK ANILIR?
Bâkî’nin Sultanü’ş-Şuara olarak anılmasının birkaç önemli nedeni vardır. Öncelikle Bâkî, yaşadığı dönemde şiir sanatında büyük bir otorite kabul edilmiştir. Şiirleri hem saray çevresinde hem de edebiyat meclislerinde beğeni toplamıştır.
Bâkî’nin dili güçlü, zarif ve akıcıdır. Arapça ve Farsça kelimelerle zenginleşmiş Divan şiiri geleneğini İstanbul Türkçesiyle başarılı şekilde birleştirmiştir. Bu yönüyle hem sanatlı hem de etkileyici bir şiir dili kurmuştur.
Ayrıca Bâkî, şiirde ahenk unsurunu çok iyi kullanan bir şairdir. Gazellerinde kelime seçimi, kafiye düzeni ve ses uyumu dikkat çeker. Bu özellikleri onun şiirlerini yalnızca anlam bakımından değil, müzikalite bakımından da güçlü hale getirmiştir.
Bâkî’nin Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümü üzerine yazdığı “Kanuni Mersiyesi” de Türk edebiyatının en önemli mersiyelerinden biri kabul edilir. Bu eser, onun duygu gücünü ve sanat kabiliyetini ortaya koyan en önemli metinlerden biridir.
BÂKÎ KİMDİR?
Bâkî, Osmanlı Divan edebiyatının en önemli temsilcilerindendir. Asıl adı Mahmud Abdülbâkî’dir. 16. yüzyılda yaşamış olan şair, özellikle gazel türündeki başarısıyla tanınır.
İyi bir eğitim alan Bâkî, medrese öğrenimi görmüş ve döneminin önemli alimlerinden ders almıştır. Zamanla şiirdeki yeteneğiyle dikkat çekmiş, saray çevresinde tanınmıştır.
Bâkî, yalnızca şair kimliğiyle değil, aynı zamanda devlet görevleriyle de bilinir. Müderrislik ve kadılık gibi görevlerde bulunmuştur. Ancak onu asıl kalıcı kılan yönü, Divan edebiyatına kazandırdığı güçlü şiirler olmuştur.
Bâkî’nin şiirlerinde yaşam sevinci, aşk, güzellik, tabiat ve dünyanın geçiciliği gibi temalar ön plana çıkar. Şair, şiirlerinde ağır bir tasavvufi anlayıştan çok estetik söyleyişe ve dünyevi güzelliklere yönelmiştir.
NECİP FAZIL KISAKÜREK’E NEDEN SULTANÜ’Ş-ŞUARA DENİR?
Yakın dönem Türk edebiyatında Sultanü’ş-Şuara unvanıyla anılan bir diğer isim Necip Fazıl Kısakürek’tir. Necip Fazıl, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının en etkili şair, yazar ve fikir insanlarından biridir.
Necip Fazıl Kısakürek’e “Sultanü’ş-Şuara” unvanı, Türk şiirindeki etkisi ve edebi kişiliği nedeniyle verilmiştir. Özellikle “Kaldırımlar” şiiriyle geniş kitleler tarafından tanınan Necip Fazıl, şiirlerinde insanın iç dünyasını, yalnızlığı, metafizik arayışı, ölüm, korku, inanç ve ruhsal çatışmaları işlemiştir.
Necip Fazıl’ın şiiri, Divan şiirinden farklı olarak modern Türk şiiri içinde değerlendirilir. O, hece ölçüsünü güçlü bir söyleyişle kullanmış, bireyin iç sıkıntılarını ve metafizik arayışlarını şiire taşımıştır.
Bu nedenle “Sultanü’ş-Şuara” unvanı, klasik edebiyatta Bâkî için kullanılırken, modern Türk edebiyatında Necip Fazıl Kısakürek için de önemli bir tanımlama haline gelmiştir.
NECİP FAZIL KISAKÜREK KİMDİR?
Necip Fazıl Kısakürek, 1904 yılında İstanbul’da doğmuş, 1983 yılında hayatını kaybetmiştir. Şair, yazar, düşünür ve fikir adamı olarak Türk edebiyatında önemli bir yere sahiptir.
Edebiyat dünyasında özellikle şiirleriyle öne çıkan Necip Fazıl, “Kaldırımlar”, “Çile”, “Sakarya Türküsü”, “Beklenen” ve “Zindandan Mehmed’e Mektup” gibi eserleriyle tanınır.
Necip Fazıl, yalnızca şiir alanında değil, tiyatro, hikaye, roman, deneme ve düşünce yazıları alanında da eser vermiştir. “Bir Adam Yaratmak”, “Reis Bey” ve “Tohum” gibi tiyatro eserleri de edebiyat tarihinde önemli yer tutar.
Şairin eserlerinde insanın varoluş arayışı, inanç, ruhsal gerilim, yalnızlık ve ölüm gibi temalar güçlü biçimde yer alır.
SULTANÜ’Ş-ŞUARA UNVANI KİMLERE VERİLMİŞTİR?
Türk edebiyatında Sultanü’ş-Şuara unvanı en yaygın biçimde Bâkî ile özdeşleşmiştir. Divan edebiyatı bağlamında bu unvanın karşılığı Bâkî’dir.
Modern Türk edebiyatında ise Necip Fazıl Kısakürek bu unvanla anılmıştır. Özellikle 20. yüzyıl Türk şiirindeki etkisi, şiir dilindeki gücü ve geniş okuyucu kitlesine ulaşması nedeniyle Necip Fazıl için “Sultanü’ş-Şuara” ifadesi kullanılmıştır.
Bu nedenle “Sultanı Şuara kimdir?” sorusuna verilecek cevap, bağlama göre değişebilir. Eğer soru Divan edebiyatı kapsamında soruluyorsa cevap Bâkî’dir. Eğer modern Türk edebiyatı ve Cumhuriyet dönemi bağlamında soruluyorsa Necip Fazıl Kısakürek de bu unvanla anılır.




