Türkiye Yazarlar Birliği’nin Ankara’daki genel merkezinde gerçekleştirilen Kağıt Ev Yazar Söyleşileri, yazar Veysel Altuntaş’ı edebiyatseverlerle buluşturdu. Cansu Dolar’ın yönettiği programda Altuntaş, yazarlığa başlama serüveninden İpler Dolaşınca kitabının oluşumuna, edebiyatın vicdanla ilişkisine ve yapay zekânın anlatı dünyasındaki yerine kadar pek çok başlıkta değerlendirmelerde bulundu.

Ankara'da öyle bir park açıldı ki gelen bir daha gelecek!
Ankara'da öyle bir park açıldı ki gelen bir daha gelecek!
İçeriği Görüntüle

YAZARLIK SERÜVENİ ADANA’DA BAŞLADI

24 Ekim 2026’da düzenlenen söyleşide Veysel Altuntaş, edebiyata yönelişinin lise yıllarına uzandığını anlattı. 1990 yılında Adana’da doğduğunu belirten yazar, Türk Dili ve Edebiyatı alanında yüksek lisans yaptığını ve tez çalışmasını Mithat Enç’in öyküleri üzerine hazırladığını söyledi.

Altuntaş, yazarlık yolculuğunun ilk dönemlerinde Adana’daki Alfabe Kitabevi’nde gerçekleştirdiği okumaların ve edebiyat sohbetlerinin kendisi için önemli bir yere sahip olduğunu ifade etti. Gerçek Hayat dergisini takip ettiğini ve derginin Mevlana İdris’in yönettiği Teneffüs sayfasına gönderdiği yazıların yayımlanmasının kendisini cesaretlendirdiğini aktardı.

İlk olarak şiir yazdığını, zamanla öykü türüne yöneldiğini anlatan Altuntaş, edebiyat çevreleriyle kurduğu ilişkilerin de bu süreçte etkili olduğunu dile getirdi. Ömer Faruk Dönmez ve Hüseyin Ahmet Çelik gibi isimlerle yaptığı sohbetlerin yazarlık anlayışının gelişmesine katkı sağladığını belirtti.

“İNSANA DAİR DERİN ŞEYLERDEN BAHSETMEK ÖNEMLİ”

Söyleşinin önemli başlıklarından biri, Altuntaş’ın öykülerinde insanın iç dünyasına verdiği yer oldu. İpler Dolaşınca eserinde yalnızlık, yabancılaşma, iletişimsizlik ve vicdan hesaplaşmaları gibi konuların öne çıktığı değerlendirilirken yazar, edebiyatın insanı anlamaya yönelik özel bir dikkat gerektirdiğini söyledi.

Altuntaş, yazarlık sürecinde insanın gündelik yaşamda gözden kaçırabildiği küçük anların kendisini beslediğini belirterek bir bakışın, bir çocuğun gülümsemesinin ya da başını okşamanın taşıdığı anlam üzerinde durdu. Edebiyatın insanı yalnızca günlük hayatın akışı içinde değerlendirmediğini ifade eden Altuntaş, okumanın ve yazmanın kişiye farklı bakış açıları kazandırdığını anlattı. Ona göre edebiyat, insanın fiziksel ve gündelik sınırlarını aşarak kendi iç dünyasını keşfetmesine imkân tanıyan bir alan.

HİKÂYENİN BAŞLANGICI BAZEN DOĞRU BİR SORU

Altuntaş, İpler Dolaşınca kitabındaki öykülerden birinin ortaya çıkışını da anlattı. Ailesiyle yaptığı bir sohbet sırasında ilk ezberlenen türkü üzerine düşünmesinin kendisine yeni bir hikâye fikri verdiğini belirten yazar, sıradan görünen soruların insanı geçmişiyle yüzleştirebildiğini ifade etti.

Günlük hayatın koşuşturması içinde kişinin kendisine yönelttiği soruların yeni başlangıçlara kapı aralayabileceğini dile getiren Altuntaş, geçmişte sevilen ancak zamanla terk edilen uğraşları yeniden düşünmenin de bir hikâyenin başlangıcı olabileceğini söyledi. Yazarın yaklaşımına göre hikâye, yalnızca kurgusal olayların sıralanmasından ibaret değil. İnsanın kendi hayatına farklı bir gözle bakması, unuttuğu değerleri hatırlaması ve yaşadıklarına yeni anlamlar yüklemesi de hikâyenin bir parçasını oluşturuyor.

Ekran Görüntüsü 2026 10 29 182937

“YAZMAK BAŞLI BAŞINA BİR VİCDAN İŞİ”

Söyleşide edebiyatın toplumsal sorumlulukla ilişkisi de ele alındı. Altuntaş, yazarlığın yalnızca dil ve kurgu becerisinden oluşmadığını, insanı ve toplumu ilgilendiren meseleleri ele almanın da önemli olduğunu vurguladı. Yazar, bu düşüncesini “Yazmak zaten bence bir vicdan işi.” sözleriyle dile getirdi.

Toplumsal eşitsizliklerin ve adaletsizliklerin edebiyatta ele alınabileceğini belirten Altuntaş, bu konuların doğrudan aktarılmasından ziyade kurgu ve dil işçiliğiyle işlenmesi gerektiğini ifade etti. Edebiyatın okura yeni bir bakış açısı sunmasının, daha önce fark edilmeyen bir sorunu görünür kılmasının ve insanın iç dünyasına dokunmasının önemini anlattı. Altuntaş, bir eserin okurda yeni bir düşünce oluşturmasını, insanın bir yarasına dokunmasını veya farklı bir ufuk açmasını edebiyatın değerli katkıları arasında değerlendirdi.

DİL, ÖZGÜNLÜK VE EDİTÖRLÜK ARASINDAKİ DENGE

Yazarın üzerinde durduğu bir diğer konu, öykü dilinin nasıl kurulması gerektiği oldu. Altuntaş, edebî metinlerde yazarın özgünlüğünü koruması gerektiğini belirtirken dilin belirli ölçülere ve özenli bir anlatıma sahip olmasının da önemini vurguladı. Yazım sürecinde metni tamamladıktan sonra bir süre ondan uzaklaşmayı ve güvendiği kişilerin değerlendirmelerine başvurmayı öneren Altuntaş, bu yöntemin hataları görmeye ve metni geliştirmeye yardımcı olabileceğini ifade etti.

Editörlük deneyiminin yazarlığını da etkilediğini söyleyen Altuntaş, metin üzerinde çalışırken bazen yazım kurallarına odaklanmanın anlatının akışını kesintiye uğrattığını belirtti. Bu nedenle ilk taslaklarını zaman zaman elle yazmayı tercih ettiğini anlattı. Altuntaş, editörlüğün bir yazarın ne anlatmak istediğini anlamaya yardımcı olabildiğini, ancak teknik düzeltmelerle yaratıcı üretim arasında dikkatli bir denge kurulması gerektiğini kaydetti.

GENÇ YAZARLARA TAVSİYE: ISRARLA YAZMAYA DEVAM EDİN

Yaklaşık 20 yıllık yazarlık yolculuğundan söz eden Altuntaş, edebiyatla ilgilenenlere en önemli tavsiyesinin istikrarlı biçimde yazmayı sürdürmek olduğunu belirtti. Yazarlığın her zaman aynı tempoda ilerlemediğini, iş ve aile yaşamı gibi sorumlulukların yazmaya ayrılan zamanı etkileyebildiğini anlatan Altuntaş, buna rağmen edebiyatla bağın korunmasının önemli olduğunu söyledi.

Yazar, yazarlık hedefi bulunan kişilerin yalnızca yazmaya değil, okumaya, yeni eserleri takip etmeye ve edebiyat üzerine sohbetlere de zaman ayırması gerektiğini ifade etti. Bir kitabın ortaya çıkmasının uzun bir hazırlık ve çalışma süreci gerektirebileceğini belirten Altuntaş, kendi romanlarından Adına Romanlar üzerinde iki yıl çalıştığını aktardı.

İPLER DOLAŞINCA İLE FARKLI PENCERELER AÇIYOR

Söyleşide kitabın oluşum sürecini de değerlendiren Altuntaş, İpler Dolaşınca eserinin farklı dönemlerde yazdığı, bir bölümü daha önce çeşitli dergilerde yayımlanan, bir bölümü ise yayımlanmamış öykülerinin bir araya getirilmesiyle oluştuğunu anlattı.

Kitabı hazırlarken hayatın bütün yönlerini aynı anda anlatmak yerine belirli bir bakış açısı üzerinden ilerlemeyi tercih ettiğini belirten yazar, her öyküde seçtiği anlatı çerçevesinin sınırlarını dikkate aldığını ifade etti. Altuntaş, karakterlerin iç dünyasını ve ilişkilerindeki görünmeyen ayrıntıları ele alırken kurguya özgün bir yön kazandırmaya çalıştığını söyledi. Kitapta farklı karakterler ve durumlar üzerinden insan ilişkilerinin karmaşık taraflarının işlendiğini dile getirdi.

Ekran Görüntüsü 2026 10 29 182729

MİTHAT ENÇ’İN EDEBİYATI ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Yüksek lisans çalışmasını Mithat Enç’in öyküleri üzerine hazırlayan Altuntaş, söyleşide yazarın edebiyat dünyasındaki yerini de değerlendirdi. Özellikle Uzun Çarşının Uluları ve Bitmeyen Gece eserlerine değinen Altuntaş, Mithat Enç’in insanları ve mekânları anlatma gücüne dikkat çekti. Enç’in şehir yaşamını yalnızca fiziksel çevresiyle değil, o çevrede yaşayan insanlar ve onların gündelik hayatları üzerinden de aktardığını belirtti.

Altuntaş, edebiyat araştırmalarının yazarlık üzerinde hem katkı hem de sınırlayıcı etkiler oluşturabildiğini söyledi. Akademik yazımın belirli kurallara dayanmasının öykü dilini etkileyebildiğini anlatan yazar, buna karşılık araştırmaların farklı anlatım biçimlerini keşfetmeye de imkân tanıdığını ifade etti.

YAPAY ZEKÂ VE DİJİTALLEŞME ÇAĞINDA İNSAN HİKÂYESİ

Altuntaş’ın öykülerinde güncel konuların da yer aldığı söyleşide, yapay zekâ ve dijitalleşmenin insan ilişkileri üzerindeki etkileri konuşuldu. Yapay zekâyı konu alan öyküsünden söz eden yazar, teknolojinin edebiyatta ele alınmasının günümüzün gerçekliğini anlatmak açısından önemli olduğunu belirtti. İnsanların kendi hikâyelerini anlatma ve anlamlandırma ihtiyacının sürdüğünü vurgulayan Altuntaş, yapay zekâ tartışmalarının da bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.

Sosyal medyadaki linç kültürüne de değinen Altuntaş, karşısındaki insanın hikâyesini ve koşullarını anlamadan hüküm vermenin ilişkileri zedelediğini ifade etti. Edebiyatın ve sanatın insanın iç dünyasını besleyerek daha anlayışlı bir yaklaşım geliştirmesine katkıda bulunabileceğini söyledi. Altuntaş’a göre edebiyat, dijitalleşen ve mekanikleşen yaşamın içinde insanın inceliklerini korumasına yardımcı olan alanlardan biri.

ADINA ROMANLAR İÇİN İKİ YIL ÇALIŞTI

Söyleşinin son bölümünde Altuntaş’ın romanı Adına Romanlar da gündeme geldi. Yazar, eserin oluşum sürecinde okuduğu kitaplardan, Osmanlı Türkçesine duyduğu ilgiden ve farklı metinler arasında kurduğu bağlantılardan yararlandığını anlattı. Merak unsurunu canlı tutan bir kurgu oluşturmayı sevdiğini belirten Altuntaş, romanın sonunu hazırlarken birden fazla seçenek üzerinde çalıştığını ve bazı sonları yeniden yazdığını söyledi.

Okurun zihninde soru işaretleri bırakmanın anlatının etkisini koruyabildiğini ifade eden yazar, her ayrıntının kesin bir sonuca bağlanmasının gizem duygusunu zayıflatabileceğine işaret etti. İki yıllık çalışma sürecinin önemli nedenlerinden birinin de romanın sonunu oluştururken yaşadığı bu arayış olduğunu belirtti.

EDEBİYATSEVERLERLE SÖYLEŞİ SONA ERDİ

Cansu Dolar’ın yönettiği program, katılımcıların soruları ve edebiyat üzerine değerlendirmelerle devam etti. Veysel Altuntaş, söyleşi boyunca yazarlık deneyimini, eserlerinin arka planını ve edebiyata ilişkin düşüncelerini okurlarla paylaştı. Türkiye Yazarlar Birliği’nin Kağıt Ev Yazar Söyleşileri kapsamında düzenlenen buluşma, edebiyatın insanı anlama, hayatın görünmeyen yönlerini fark etme ve farklı bakış açıları geliştirme gücünü öne çıkaran değerlendirmelerle tamamlandı.

Kaynak: Hacer Koca