Pentagon, ABD ve koalisyon güçlerinin Irak’tan çekilme sürecini tamamladığını açıkladı. Irak’a eğitim ve istihbarat desteğinin devam edeceği belirtilirken, 2003’te başlayan işgalin ardından yaşanan sivil ölümleri, işkence skandalları, kültürel miras kayıpları ve çevresel tahribat yeniden gündeme geldi.
ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), Irak’tan çekilme sürecinin tamamlandığını duyurdu. Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, yazılı açıklamasında sürecin, ABD ile Irak arasında Eylül 2024’te yapılan ortak açıklama ve ABD’nin ulusal çıkarları doğrultusunda yürütüldüğünü belirtti.
Irak’taki terör tehdidinin yenildiğini savunan Parnell, ülkenin güvenliğinde sorumluluğun Irak güçlerinde olduğunu vurguladı.
Parnell, “Peşmerge ve Kuzey Irak’taki diğer güvenlik güçleri de dahil olmak üzere Irak Güvenlik Güçlerinin, Irak’ın güvenliğini sağlamak ve DEAŞ kalıntılarını bastırmaya yönelik devam eden çabalara öncülük etmesini bekliyoruz.” ifadelerini kullandı.
“BİRİNCİL SORUMLULUK ARTIK IRAK HÜKÜMETİNE AİTTİR”
Pentagon’un Irak’a eğitim ve istihbarat desteğini sürdüreceğini belirten Parnell, açıklamasında şu değerlendirmeye yer verdi:
“Irak’ın egemenliğini ve bölgesel istikrarı zedeleyen DEAŞ kalıntıları ve İran yanlısı milisler de dahil olmak üzere, Irak’ın halen karşı karşıya olduğu güvenlik sorunlarının çözümüne ilişkin birincil sorumluluk artık Irak hükümetine aittir.”
ABD’nin terörle mücadeleye bağlılığının devam ettiğini söyleyen Parnell, “ABD, sınırlarını güvence altına alan, halkını koruyan ve iki ülke arasında daha derin ticari, diplomatik ve güvenlik işbirliğinin temelini oluşturan, güçlü ve egemen bir Irak’ı desteklemektedir.” mesajını verdi.
2003’TE BAŞLAYAN İŞGALİN ARDINDAN AĞIR KAYIPLAR YAŞANDI
Saddam Hüseyin yönetimini devirmek amacıyla Mart 2003’te Irak’ı işgal eden ABD’nin ülkede bilinen dokuz askerî üssü bulunduğu belirtiliyordu. ABD’nin Irak’taki askerî varlığı, 2011’deki çekilmenin ardından da farklı dönemlerde devam etti.
İşgal ve sonrasında yaşanan çatışmalar, sivil kayıplar, zorla alıkoyma ve işkence vakalarının yanı sıra ülkenin altyapısında ve kültürel mirasında büyük tahribata yol açtı.
İngiltere merkezli araştırma şirketi Opinion Research Business’ın 2008’de yayımladığı çalışmada, Mart 2003 ile Ağustos 2007 arasında Irak’taki çatışma ve şiddet olaylarında hayatını kaybedenlerin sayısının 1 milyonu aştığı tahmin edildi. Bu rakam, söz konusu araştırmanın tahminini yansıtıyor.
EBU GUREYB’DEKİ İŞKENCE SKANDALI
İşgal döneminin en çok tartışılan olayları arasında Ebu Gureyb Hapishanesi’nde yaşanan işkence ve cinsel şiddet vakaları yer aldı. ABD askerlerinin tutuklulara yönelik kötü muamelesini gösteren görüntülerin 2004’te yayımlanması, uluslararası kamuoyunda büyük tepki yarattı.
Ebu Gureyb ve Camp Bucca cezaevleri, hukuki dayanağı tartışılan gözaltılar ve tutukluların maruz kaldığı uygulamalarla gündeme geldi.
Skandalın simge isimlerinden asker Lynndie England üç yıl, Charles Graner ise on yıl hapis cezasına çarptırıldı. Graner, yaklaşık altı buçuk yıl cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edildi.
General Antonio Taguba’nın hazırladığı rapor, cezaevindeki ağır ve sistematik kötü muameleyi ortaya koydu. Sorumluluğun üst düzey komuta kademesine ne ölçüde uzandığı ve hesap verebilirlik tartışmaları ise sürdü. Cezaevinden sorumlu Tuğgeneral Janis Karpinski’nin rütbesi albaylığa indirildi.
MAHMUDİYE, HADİSA VE NİSUR MEYDANI
Irak’ta sivillere yönelik saldırılar da işgal döneminin ağır insan hakları ihlalleri arasında yer aldı.
2006’da Bağdat’ın güneyindeki Mahmudiye’de, 14 yaşındaki Abir Kasım Cenabi’ye ABD askerleri tarafından cinsel saldırıda bulunuldu; çocuk ve aile üyeleri öldürüldü. Aynı yıl Salahaddin vilayetinin Beled bölgesinde bir eve düzenlenen baskında da kadınlar ve çocukların öldürüldüğü bildirildi.
Bağdat’taki Nisur Meydanı’nda, ABD merkezli özel güvenlik şirketi Blackwater mensuplarının ateş açması sonucu 14 kişi hayatını kaybetti, en az 18 kişi yaralandı.
ABD askerlerinin 2005’te Hadisa’da gerçekleştirdiği saldırıda ise aralarında çocukların da bulunduğu 24 sivil öldürüldü. Hayatını kaybedenlerin en küçüğünün üç, en yaşlısının 76 yaşında olduğu aktarıldı.
Hadisa’ya ilişkin soruşturma kayıtlarında, Onbaşı Stephen Tatum’un odada kadınlar ve çocuklar bulunduğunu fark ettiğini söylediği yer aldı. Olayla bağlantılı bazı askerler hakkındaki suçlamalar düşürülürken, Frank Wuterich görevi ihmal suçunu kabul etti ancak hapis cezası almadı.
KÜLTÜREL MİRAS YAĞMALANDI
Bağdat’ın düşmesinin ardından bakanlıklar, hastaneler, bankalar ve kamu binalarıyla birlikte müzeler, kütüphaneler ve arşivler de yağmalandı.
ABD askerlerinin 2003’te yüz milyonlarca dolar nakit para ve binlerce altın külçesi ele geçirmesi, bu varlıkların kaydı ve denetimine ilişkin tartışmaları beraberinde getirdi.
UNESCO’ya atfedilen tahminlere göre, yalnızca Irak Ulusal Müzesi’nden yaklaşık 15 bin eser çalındı. Bunların yaklaşık 5 binini silindir mühürler oluşturdu. Diğer müzeler ve arkeolojik alanlarla birlikte kayıp eser sayısının çok daha yüksek olduğu belirtiliyor.
Irak Ulusal Kütüphanesi ve arşivlerinde çıkan yangınlar ile yağma sırasında çok sayıda tarihî belge, el yazması ve devlet kaydı yok oldu.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 2003 tarihli 1483 sayılı kararı, Irak’ın kültürel varlıklarının güvenli biçimde ülkeye geri gönderilmesi çağrısını içeriyordu.
Irak Kültür, Turizm ve Antik Eserler Bakanlığının verilerine göre, uluslararası iş birliği, Interpol çalışmaları ve diplomatik girişimlerle 2003’ten bu yana 40 binden fazla tarihî eser ülkeye getirildi. Buna rağmen çok sayıda eserin hâlâ kayıp olduğu belirtiliyor.
FELLUCE’DE BEYAZ FOSFOR KULLANIMI
İşgalin ardından en ağır çatışmaların yaşandığı yerlerden biri, Enbar vilayetine bağlı Felluce oldu. ABD güçleri, 2004’te kentte geniş çaplı askerî operasyonlar düzenledi.
İlk saldırının ardından 7 Kasım’da başlayan ikinci operasyon, sivil kayıplar ve kullanılan mühimmat nedeniyle tartışmalara yol açtı. ABD güçleri, Kasım 2004’teki saldırılarda beyaz fosfor kullandığını kabul etti.
Felluce Hastanesinin saldırıların ardından yaklaşık 600 kişinin öldüğünü bildirdiği aktarıldı. Kentte yaşanan yıkımın sağlık ve çevre üzerindeki uzun vadeli etkileri de araştırmalara konu oldu.
SAVAŞIN ÇEVRESEL ETKİLERİ SÜRDÜ
Irak’ta kullanılan seyreltilmiş uranyum içeren mühimmat, savaş sonrasında çevre ve halk sağlığına ilişkin tartışmaların başlıklarından biri oldu.
Felluce ve çevresinde doğum kusurları ile kanser vakalarına ilişkin çeşitli çalışmalar yayımlandı. Ancak bu bulguların belirli bir mühimmatla doğrudan ilişkilendirilmesi, ayrıca bilimsel değerlendirme gerektiren bir konu olarak öne çıktı.
Musul yakınlarındaki El-Mişrak kükürt tesisinde çıkan ve yaklaşık bir ay süren yangın da geniş çaplı çevresel hasara neden oldu. Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), yangının en yoğun döneminde atmosfere günde 23 bin tona kadar kükürt dioksit salındığını bildirdi.
PATLAMAMIŞ MÜHİMMAT SİVİLLER İÇİN TEHLİKE OLUŞTURDU
İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Hilla’daki Nadir Mahallesi’nde incelediği evlerin tamamında misket mühimmatı nedeniyle ölüm, yaralanma veya maddi hasar tespit edildiğini aktardı.
Hilla’daki hastane yöneticileri de savaş sırasında tedavi edilen yaralıların büyük bölümünün misket mühimmatı nedeniyle yaralandığını bildirdi. Patlamadan kalan mühimmat, çatışmaların ardından da sivillerin güvenliğini tehdit etmeyi sürdürdü.




