Hükümet’in 2012 verilerine göre “tozpembe” ve “lay lay lom” bir ekonomimiz varmış. Ama hayat mücadelesinin tam kalbindeki vatandaş bunun tam tersi, hatta tepetaklak bir mücadele veriyor. Neden acaba? Biz mi yanılıyoruz, yoksa rakamlar mı? Ortada “usturuplu” bir çelişki olduğu muhakkak. Mesela her 3 kişiye bir otomobil düşüyormuş neredeyse. Zenginliğimize bak. Holding patronlarının herbir aile bireyinin 3’er hatta 5’er otomobili olabilir bak. Ancak TV’lerde izlediğimiz hala eşek sırtında ve yalınayak, başı kabak 5 km yürüyerek işine, okuluna giden vatandaşlarımız başka devletin insanları mı? Kişibaşı milli gelir 10 bin doların üzerinde, TL olarak yaklaşık 17 bin TL. O zaman asgari ücret 800 TL civarı olduğuna göre ve birçok aile evden bir kişinin asgari ücretle çalıştığı ve geçindiğini biliyorken nasıl oluyor? Bu aile ortalama 4 kişilik bir aile ise, bu 800 TL’yi de 4’e bölünce çıkan rakam, matematik kurallarını sarsan rakamlar. Başbakan danışmanı 52 bin TL aldığını varsayınca önceki asgari ücret hesabından doğan açık kapanıveriyor. Varolsun kişi başı 10 bin dolar gelir o zaman. “Danışmana danışılmayan bir ekonomik veriler mi var acaba?” diye sorası geliyor insanın. İki yıl milletvekilliği yapan vekil süper emekli olabiliyor. Vatandaş ise “yaş sınırı” darbesi ile yaklaşık 40 yıla yakın çalışmak zorunda. Bunca yılın sonunda eline geçecek emekli aylığı ise yaklaşık 1000 TL civarı. Maliye bakanına göre; “Türkiye’deki emekli aylığı çok yüksek.” Bu bakanımızın cebinde son olarak 1000 TL kalsa eminim feryat figan eder “meteliğim kalmadı” diye. Tarım maliyetlerini hesap ederken, hesap makineleri utanıyor. Ancak tarım bakanımıza göre herşey o kadar normal ki; tüm köylümüz sanki masallardaki POLYANNA gibi mutlu, kırmız yanaklı, sağlık fışkıran bedeniyle, dans ede ede çiftçilik yapıyor. Bu darboğazı aşamayıpta isyan eden bir çiftçimize teselli verilecekken; “Ananı al da git” deniyor. Fazla ısrar etmemek lazım, yoksa sonu “Biiippp….”le biten fırça da yemek olasılığımız var. İthalat ve ihracat rakamları birbirine yaklaşıyormuş. Yani “dışardan daha az mal alıp, daha çok satıyoruz”muş. Buğday, domates, elma, tekstil, kömür vs. temel ihtiyaç ve tarım adına üretebileceğimiz ne varsa dışardan alıyoruz oysa ki. Bunu Ticaret bakanlığı verileri açıklıyor. Yeni doğan bebenin bezinden, ölen mevtanın kefenine kadar “ÇİN” malı neredeyse. Böyle bir durumda fesatlık bizde mi? Yoksa rakamlar da mı? Yorumu size kalmış. “Gemiciğime yakıt alıyorum” denerek, TIR filosu deposunu fulleyen ve litre fiyatını 1,5 TL’ye denkleyen ile, 4 TL’ye yakıt alan “Yolların çilekeş” kamyoncusunun rekabet etmesi nasıl mümkün olabilir. On numara yağın ticaretini bir ağabeyimiz yaparken, neredeyse bakkalda bile satılıyordu. Ancak bu ağabey bu işi bıraktığından itibaren, “YASAK hemşerim” denildi. Deposunda bu yağ ile yakalanan yandı şimdi. Kamyonunun yarı parası ceza var. 10 numara bir ekonomik başarı yani... Aferim. Traktörüne yakıt alamıyor çiftçi. Tarlasını ekip, biçemiyor. Hani çok bildik bir filmde öküzün yerine kendini koşuyordu karasabana köylü. Bunu gören AGA; yanındaki devlet büyüğüne mahcup olmamak için iki çift öküz hibe ediyordu köylüye. Böyle bir kıyağı ummayan gariban köylünün “AGA bizle eyleniyyy” serzenişini hepimiz hatırlarız. Ekonomik verilerin ve ticari saptamaların bu kadar çelişkilerine bakıpta aynı serzenişi yapmamak elde değil. Yaşadığımız yer Haymana’da son 3 aydır, yani kış aylarında yaprak kımıldamıyor, görüyorsunuz. Eğer mükemmel veriler varsa, bambaşka bir ekonomik ivme yakalanmışsa ve herşey güllük gülistanlık ise neden bize yansıması hep karanlık? Biz bu memleketin kazası değil miyiz? KDV oranları neden yükseldi? Tüm bunların cevabını izah etmek mümkünse, biz mi anlayamıyoruz? Ya da herşeyi tam tersi rakamlarla açıklayan “AGA’lar bizle eyleniy” mi?... SAYGILARIMLA