Hükümetin aldığı bir karar üzerine bundan böyle sığırı Hindistan’dan ithal edecekmişiz. Bak bak bak deha ticaret budur işte. “Hem ticaret, hem de Budist Hindulara darbe” diye ben buna derim. Ne demek ineğe tapmak, müslümanız elhamdülillah. Var mı öyle? Adamların tanrılarını ellerinden alarak, Türkiye’de eti ucuzlattığımız gibi, bir de bir nevi cihat yapacağız. Alınlarından şap diye öpmeyelim de ne yapalım?

Laf kalabalığını bir kenara bırakırsak, ülkemin tarım politikası yerlerde sürünüyor. Kendi kendine yetebilen ülkeden, saman ithal eden ülkeye devşirilmekteki uhrevi sevincimizi anlatacak kelimeyi ben bulamadım, bulan beri gelsin.

Tarım yoksa gelecekte yok. Bu herkesin hem fikir olduğu bir konu ve bir o kadar net iken hala ranta ve imara açılan tarım arazilerine kim dur diyecek? Bırakın tarım yapmayı, kaba yerlerimizi koyacağımız toprak parçası kalmayacak böyle giderse.

Pek övündüğümüz koyun yoğurdunu “üretmiyoruz” diyoruz. Vakti olan bir çıkıp dolaşsın köyleri. Köyler bomboş, arazilerde koyun kalmamış. Eşek bile bulunmuyor yurdumda, bulursan ikinci el araba fiyatına. Bu durumu reva gören anlayışa, eşek sudan gelinceye kadar sopa atmak suç mu şimdi?

Memleketi duble yollarla donatmak, köprüler viyadüklerle doldurmak pek bir mühimde, tarımın canına okumak caiz mi? Eyyy.. dini bütün politikacılar?

Kim ne derse desin Haymana bir tarım şehri. Turizmmiş, ticaretmiş alayı hikaye. Eğer köylerin boşaltılmışsa, kalanlarda üretmiyor, kümesinde 3-5 tavuk, ahırında 2 inek, kırmalarında koyun, bahçesinde iki sokum domates, marul yetiştirmiyorsa, yakın gitsin o köyü daha iyi. Köylüyü köyünden eden, köyde oturanı da üretimden soğutan, kazandırmayan zihniyetin aklına bulabilirseniz organik turp sıkın. Bundan 30-40 yıl önceki üzüm bağları anlatıldığında masal dinler gibi ağzımız bir karış açık hayaller kurardık. O zamanın mutlu ve üreten Haymanasını kim bu hale getirdi de, şimdi ölünün arkasından 40 mevlidi okunuyor?

Et pahalı, Uruguay’dan Angus getir, mısırı, fasulyeyi, nohutu, pirinci ithal et. Sonra meydanlarda bağır “Milli Tarım” diye. İsmini ağzımıza alırken bile salavat getirdiğimiz İsrail en büyük tarım ithalatı yaptığımız ülke olmuş. Onlarda dayamış GDO’lu ve zehir saçan gıdaları bize, şimdi hastalıktan, kanserden telef oluyoruz. Yamuk yumuk çocukların, embesil beyinlerin kaynağını soruyorsanız, bu işten kaymak yiyenlere bir bakıverin hele. Kendi elimizle kendi neslimizi zehirleyip, “aman kola içmeyin o Yahudi malı” diye maval okuyanlaradır tüm beddualar. “Kıblem Kabe” deyip, ticari yönünü Tel Aviv’e dönenlere de ekstradan selam olsun.

Harmana hazırlanıyoruz canhıraş. Biçerdöverin dane atması kadar, buğday ithalatındaki düşürülen vergiyi konuşmuyor, milletin efendisi köylüm. Şimdiki efendileri bir selam çakında, harmanınız bereketle dolar belki. Tabii maliyeti kurtarmayı başarabilirseniz. Çünkü alım fiyatları da çakılmaya başladı zira.

Hatırlayın eskiden TMO’lar savaş ve doğal afet durumuna karşı stoklanmış buğdaylarla doluydu. Şimdi bir avuç bir şey var mı? Suriye’ye efeleniyoruz, Avrupa’ya horozlanıyoruz, Rusya’ya dikiliyoruz. Allah muhafaza bir savaş çıksa o devletler ithalatı tık diye kesecek. Bırakın topu tüfeği açlıktan tek mermi atamadan telef olup gideceğiz.

Öyle güzel coğrafyada yaşıyoruz ki bırakın bitkiyi, hayvanı, insan diksek yetişecek bir memleketiz. Ama gelin görün ki, topraklarımız binalaşmaya, tarım alanlarımız ona buna peşkeşlenmeye başladı. Zeytinlikleri son dakikada kurtardık. Bakalım kendimizi, bebe beliği nasıl kurtaracağız? Hoş herkes hayatından memnun gibi. Öyle olmasa, ultra lüks yata alınan mazot ile traktöre alınan mazot arasındaki fiyat farkını görenin azıcık vicdanı sızlar. Tabii vicdanın olduğu yer henüz imara açılmadıysa.

HAFTANIN GERÇEK HABERİ; Kilis Diş Hastanesi Başhekimliğine Suriyeli Ahmet Taher Almofti atandı.

HAFTANIN SÖZÜ: Gazetecilik birilerinin yazılmasını istemediğini yazmaktır.

(George Orwell) SAYGILARIMLA