Devrik belediye başkanı Melih Gökçek “Bu Mansur hani ne yaptı? Bir tane eserini söyleyin” diye ikide bir sosyal medyada atıp tutuyor.

O atıp tuta dursun, biz işin aslına bakalım. İşin aslı Mansur Yavaş birilerinin 20 yılda göremediğini gördü. Tüm dünyada gıdanın günü geldiğinde atom bombasından da kıymetli stratejik bir silah olduğunu bildi. O nedenle birilerinin 20 yılda boşalttığı köyleri yeniden doldurmak için çalışıyor.

O günlerde “Ne işiniz var köy yerinde ulen. Kız bilem vermezler olum. Gelin şehire üçe beşe bakmaz bir iş dutarsınız” diye boş konuşanları tersine çevirmek için uğraşıyor.

Sil baştan meraları hayvan, tarlaları ürünle doldurmak için. Ve bunların üretilmesi içinde yerine göre tohum, mazot, gübre ve bilimum destekleri veriyor.

“Ya Cumhurbaşkanı adayı olursa” diye birilerinin gece uykusunu kaçırarak hemde. O uykusu kaçan şahista yulaflı, hurmalı ve kestane ballı manda yoğurdu yiyor. İşte o manda, yulaf, bal bu topraklarda yetişsin istiyor Mansur. Bazı camışlarlar idrak edemiyor hala ama.

Pazarda domatesi 20, biberi 30, markette sıvı yağı 200 TL, şekerin çuvalını 700 TL’den alınca kafanız dank edip Yavaş’ın eserini çözdünüz mü?

Daha önce dedim, yine diyorum; devlet bazı yerlerde dengeyi korumak adına piyasada olur. Bazı çakalların stok, zam ve karaborsacılık yaptığı yerlerde fabrikaları ile devreye girer fahiş artışları, pahalılığı önler. Yoksa zabıta markete gidip höt zöt diyerek, ceza keserek pahalılığın önüne geçilmez. O kesilen ceza miktarı dev market sahiplerinin finosunun bakım parasıdır.

Gübre fabrikaları satılınca “Yapmayın” dendi, şeker fabrikaları özelleştirildiğinde “Pişman oluruz”dendi, birçok tarımı dengede tutan kurum ona buna verilince “Yarın kanımızı emerler, etmeyin” dendi.

Ne oldu? “Reis neylerse güzel eyler” diye diye tüm memleket bir lokma ekmeğe muhtaç oldu.

Bugün 4 kişilik bir ailenin kuru ekmeğe vereceği aylık para 300 TL. Var mı ötesi. Ve o aile günde 3 ekmeği 2’ye düşürmek için hesap üstüne hesap yaparak yavan ekmekten tasarruf yapmaya çalışıyorsa, bol proteinle şişirdiğiniz yerleriniz kaşınıyordur umarım...

Ülkenin geleceğinin tarımda olduğunu kör, sağır, salak veya ruhunuzu satmış değilseniz anlamışsınızdır. İşte Yavaş’ta bunun için didiniyor. Üç kuruş parayla şehirde sürünen köylüyü ama yeniden milletin efendisi hem de yine kendi köyünde yapmak için mücadele veriyor.

“Bir ayda nasılda yapıverdik” diye çarşaf çarşaf pankart asılan alt geçitler, tüneller aç kalınınca ailecek yenmiyor değil mi? Sabah kahvaltıda asfalt kemiren var mı? Ya da öğlen yemeğinde beton atıştıran. Yok. O zaman tarımın ve üretmenin en büyük eser olduğunu soğan ekmeğe muhtaç olduğunuzda anladınız.

Keçiören’de bir üst geçit orayı rahatlatır belki ama, Kerpiç’te yetişen buğday tüm ülkeyi doyurur. Mamak’ta bir bina oraya değer katar ama Bahçecik’te yeşeren nohut memleketin umududur. Elvankent’e atılan asfalt çok iyidir, ama Katrancı’da ekilen ayçiçeği mükemmeldir.

“Kurufasulye yiyelim ete para vermeyelim...” sözündeki kurufasulye için çıkacak savaşlar bundan sonra. Almanya mercimeğimiz çoksa kıskanacak bizi, buğday stoklarımız doluysa Putin’e pandik atabileceğiz, arpası fazla gelen kuduracak abicim... betonu, tüneli, duble yolu olan değil...Kısaca Medine Hurması yiyen değil, yerli camışı olan kazanacak artık savaşları.

HAFTANIN SÖZÜ: Tanrı’ya inanan insan olmak kolay. Asıl zor olan Tanrı’nın inanacağı insan olmakta (Einstein)